1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. 'Çözüm Süreci bir pazarlık süreci değildir'
'Çözüm Süreci bir pazarlık süreci değildir'

'Çözüm Süreci bir pazarlık süreci değildir'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çözüm Süreci, bir pazarlık süreci, bir al-ver süreci değildir. Çözüm Süreci, taviz vermek asla değildir" dedi.

A+A-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda düzenlenen "Muhtarlar Toplantısı"nda, Türkiye'nin değişik yerlerinden gelen 406 muhtarı, milletin evinde, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduğunu söyledi.

Türkiye'de 18 bini köy ve 32 bini mahalle olmak üzere yaklaşık 50 bin muhtarlık ve muhtar bulunduğunu belirten Erdoğan, cumhurbaşkanlığı görevi esnasında her fırsatta muhtarları misafir ederek, muhabbet edeceğini, hasbıhal edeceğini belirtti.

Siyasi mücadelesinde "muhtarlık" kavramının kendisi için ayrı bir önemi, müstesna bir anlamı olduğunu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Siirt'te okuduğu şiir nedeniyle hakkında açılan dava sonucunda, 23 Eylül 1998'de hakkında 10 ay hapis cezası verildiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kararın ertesinde birçok gazete hele hele en çok satan gazete şu başlığı atmıştı, 'Artık muhtar bile olamaz' demişti. 1998'te atılan bu başlık hem şahsen benim hem de milletimizin hafızasından hiç çıkmadı. Aslında o başlığı atarak sadece beni tahkir etmekle kalmıyorlardı, Türkiye genelinde tüm muhtarları, muhtar kardeşlerimizi de sanki muhtarlık kötü bir şeymiş gibi, seçilmek çok kolay bir şeymiş gibi tahkir ediyorlardı. Zihinlerinin gerisinde seçilmişe karşı büyük bir kibir vardı, bunlar kibirliydi, gururluydu. Milletin seçimine asla samimi olarak bakmıyorlardı, milletin seçtiklerine hiçbir zaman değer vermediler, değer vermek istemediler. Yakın siyasi tarihimize bakınız milletin seçtiği muhtar da olsa, belediye başkanı da başbakan da cumhurbaşkanı da olsa her zaman tahkir etmek, her zaman kibirleriyle onları ezmek istediler. Ancak hamdolsun milletimiz iradesine, seçimine, sandığına sahip çıktı ve kendi tercihlerinin bu ülkenin o kibirli elitlerinin tercihinden daha önemli olduğunu her fırsatta gösterdi.

'Muhtar bile olamaz' diyerek hem şahsımla hem de tüm muhtar kardeşlerimle güya alay ediyorlardı ama bu millet işte kardeşinizi milletvekili seçti, başbakan yaptı, ardından da Türkiye Cumhuriyeti'nin halkoyuyla seçilmiş ilk cumhurbaşkanlığı makamına yükseltti. Millet tarafından seçilmiş olmak, bu dünyada ulaşılabilecek payelerin en büyüklerinden, en yükseklerinden biridir. İster muhtar olsun, ister belediye başkanı, milletvekili, isterse cumhurbaşkanı olsun milletin tercihine, teveccühüne, itimadına mazhar olmak gerçekten rütbelerin en büyüğüdür. Halkın tercihiyle, seçimiyle iş başına gelmiş muhtar kardeşlerimiz son derece önemli bir makamda bulunuyorlar, önemli bir vazifeyi ifade ediyorlar, bunu böyle bilmenizi özellikle hatırlatmak istedim."

"Demokrasi önce ailede, köyde, mahallede başlar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi hayatı boyunca demokrasinin yerelde başladığına inandığını, ifade ettiğini ve bunun gereğini yerine getirmenin mücadelesini verdiğini vurgulayarak, "Demokrasi önce ailede başlar, önce köyde, mahallede başlar. Evde, köyde, mahallede demokrasi kültürü ne kadar güçlenirse ülkenin tamamında da bu kültür gelişir, güçlenir, standartları o kadar yükselir. Muhtarlarımız, demokrasinin çekirdeği denilebilecek bir öze sahiplik yapıyorlar. Muhtarlıklarımız sadece en küçük idari birim olma vasfını taşımakla kalmıyorlar, aslında demokrasinin nüvesini teşkil ediyorlar" diye konuştu. 

Tepeden inmeci, baskıcı, dayatmacı bir idare anlayışının her zaman karşısında durduklarını, çekirdekten kabuğa, mikrodan makroya, fertten cemiyete dağılan bir idari anlayışı en güçlü şekilde savunduklarını dile getiren Erdoğan, rakiplerinin ellerindeki büyük propaganda araçlarıyla siyaset yapmaya çalışırken, kendilerinin evlerden sokaklara, sokaklardan caddelere, caddelerden mahallelere, semtlere, oradan da tüm ülkeye yayılan bir siyasi mücadele verdiğini kaydetti.

 

Erdoğan, "En tepeden yola çıkıp, köylere mahallelere giden bir yol değil. Tabandan, yani köy ve mahalleden yola çıkıp en tepeye giden bir yol, istikamet izledik. Onun için muhtarlar bütün siyasi tarihimiz boyunca en fazla önem verdiğimiz, en fazla yol arkadaşlığı yaptığımız kesim oldu" dedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sırasında şehrin tüm muhtarlarıyla iyi irtibatlar kurmanın, işbirliği yapmanın gayreti içinde olduğunu, başbakanlığı döneminde muhtarları unutmadığını, cumhurbaşkanlığı döneminde de bu hassasiyetini koruyarak, muhtarları hiçbir zaman ihmal etmeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Muhtarlarımızın en önemli sorunlarından birinin ücret sorunu olduğunu biliyoruz. Kasım 2002'nin sonunda göreve geldiğimizde muhtarlarımızın eline geçen aylık ücret o zaman 97 liraydı. 2005'te düzenleme yaptık, muhtar aylığını 245 liraya yükselttik, 2014 yılının ocak ayında yine bir iyileştirme yaparak 456 lira olan muhtar aylığını, iki katına yakın bir artışla 880 liraya çıkardık. O zaman arkadaşlarıma şunu söyledim, asgari ücretin altında olamaz, dolayısıyla bu rakamı bulmamız lazım. 2002'de muhtar aylığı 97 lira, bugün 880 lira. Nominal olarak muhtar aylıklarını 12 yıl içinde yüzde 800 oranında artırmış olduk ki bu ücretler arasında en yüksek zam anlamına geliyor. 2005 yılında Belediye Kanunu'nun ilgili maddelerinde değişiklik yaparak, muhtarlıklara belediyelerden ayni yardım yapılması ve destek sağlanması imkanının getirdik, o da çok önemliydi, yani artık isteğe bağlı değil, buradan ayni yardım yapmalısınız dedik. Bu sayede birçok muhtarımız belediyeden önemli destekler almaya başladı.

İnşallah Türkiye ekonomisi büyüdükçe, Türkiye'nin imkanları arttıkça, muhtarlarımızın bu ücretleri de artacak biz de hükümetimiz nezdinde bunun takipçisi olacağız. Haklar konusunda, yetki ve imkanlar konusunda muhtarlarımızı, muhtarlıklarımızı güçlendirmeye devam ediyoruz. Zira bir hükümet hakikaten başarılı bir icraat sergilemek istiyorsa muhtarlıklarla olan diyaloğunu çok iyi bir noktaya taşımak zorundadır. Kiminle valiyle, kaymakamla. Bir siyasi parti de başarılı olmak istiyorsa belediye başkanlarını bu konuda uyarmalı ve belediye başkanları da muhtarlarıyla olan ilişkilerini en ideal noktaya taşımalıdır. Her mahallede, her köyde onun eli, ayağı, gören gözü, duyan kulağı kim olacaktır? Muhtar olacaktır. Akıllı bir siyasetçi bunu yapar, ama ideolojik davranırsa, aklı bir kenara koyar da ideolojisiyle hareket ederse o zaman kendisi de kaybeder, Türkiye'de kaybeder."

"Huzur, güvenlik, istikrar yerelde başlar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, halkın oylarıyla seçilmiş olmanın kendisine olduğu kadar muhtarlara da çok büyük mesuliyet yüklediğini vurgulayarak, "Muhtarların vazifesi sadece mühür basmak değildir. Yasaların yüklediği sorumluluk ve yetkinin ötesinde her bir muhtar kardeşimiz Türkiye'nin vizyonu, ufku, istikameti doğrultusunda çalışmak gibi önemli bir mesuliyetin de altındadır. Sadece demokrasi değil, ekonomik kalkınma da yerelde başlar. Huzur, güvenlik, istikrar da yerelde başlar. Büyük devlet olma vizyonu en başta yerelde başlar. En küçük idari birimlerimizin, köylerimizin, mahallelerimizin ufkuyla, istikametiyle ülkenin ufku ve istikameti aynı yönde olmazsa biz sağlıklı bir büyüme gerçekleştiremeyiz. Muhtarların farklı bir istikamete, hükümetin, cumhurbaşkanının farklı bir istikamete baktığı ülkede uyumu, koordinasyonu, ahengi tesis edemeyiz" değerlendirmesinde bulundu.

Ortak bir zeminde, ortak bir akılla millet ve Türkiye için hizmet üretmenin birinci vazifeleri olduğunu, her konuda muhtarlara ihtiyaç bulunduğunu belirten Erdoğan, ekonominin büyümesinde, uluslararası politikaların şekillenmesinde, huzurun, güvenliğin daha da artmasında, demokrasinin standartlarının yükselmesinde muhtarların gayretine ihtiyaç bulunduğunu, milletin oylarıyla seçilen muhtarların her birinin millete rehberlik etmesinin son derece önemli ve değerli olduğunu söyledi. 

Erdoğan, ilk toplantıyı, Ankara ve civar illerdeki muhtarlarla gerçekleştirdiklerini, toplantıda, İç Anadolu, Karadeniz, Marmara ve Ege bölgesinin de aralarında bulunduğu 17 ilden 406 muhtarın yer aldığını söyledi.

Türkiye'nin en can alıcı meselesi olan terörü çözmek için 2002'den beri yoğun mücadele verdiklerine işaret eden Erdoğan, iki büyük hassasiyetleri bulunduğunu, bunlardan birincisinin, yıllardır ihmal edilen, ret, inkar, asimilasyon politikalarına maruz kalan Doğu ve Güneydoğu illerini ayağa kaldırmak, ikincisinin ise terör meselesini çözerken, Türkiye'nin diğer bölgelerini rahatsız edecek, hassasiyetlerini incitecek girişimlerden özenle sakınmak olduğunu vurguladı. 

Meseleyi, adalet zemininde, hiçbir kesimi rencide etmeden, hiç kimsenin de hakkının zayi olmasına fırsat vermeden çözme gayretinde olduklarını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu: 

"Doğu ve Güneydoğu'da kanı, gözyaşını durdurmaya, huzuru, emniyeti sağlamaya çalışırken, oralarda yatırımlar yaparken, Akdeniz'de, Karadeniz'de, İç Anadolu, Ege, Marmara'da yaşayan kardeşlerimizin de kaygılarını gidermenin mücadelesini veriyoruz. Her zaman ifade ettim; Çözüm Süreci bir pazarlık süreci, bir al-ver süreci değildir. Çözüm Süreci, taviz vermek asla değildir. Hele hele şehitlerimizin hatırasını incitecek, gazilerimizin vicdanını yaralayacak hiçbir girişime, adıma asla fırsat tanımayız.

Çok zor süreçlerden geçtik, çok sayıda badire atlattık. Ancak geldiğimiz noktada, milletimizin umudu arttı, çözüme ilişkin inancı daha da kuvvetlendi. Hiç kuşkusuz kolay bir süreçte değiliz. Bu süreci bozmak, yavaşlatmak isteyen içeride ve dışarıda çok sayıda odak var, çok sayıda merkez var. Rahat durmuyorlar.  'Güçlenen bir Türkiye'yi nasıl zayıflatırız veya 'Güçlü bir Türkiye asla olamaz', dertleri bu. Biz de inadına, 'yeni Türkiye, güçlü Türkiye' diyoruz, bu olacak."

"Millet, sandık küçümsenmez"

"Kimi zaman içeriden, kimi zaman dışarıdan, kimi zaman da ortak hareket ederek bu süreci sabote etmeye çalışanlar var ve bunlar her zaman olacak" diyen Erdoğan, terör meselesinin Türkiye'nin kalkınmasının, büyük, güçlü, huzurlu, emniyetli, refah içinde bir ülke olmasının önünde en büyük engel teşkil ettiğini  söyledi.  

Bu büyük maniyi ortadan kaldırmaya çalıştıkça, birilerinin engellemesiyle karşılaştıklarını dile getiren Erdoğan, Gezi Parkı odaklı olaylarda sahnelenen oyunun, büyük Türkiye'yi sabote etme girişiminden başka bir şey olmadığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aynı şekilde 2013 sonunda, 17 ve 25 Aralık tarihlerinde, yolsuzluk maskesi altında sahneye konulan darbe girişimi, bu çözüm, kardeşlik sürecini, büyük Türkiye hedefini sabote etme girişiminden başka bir şey değildir. Biz, bu girişimler karşısında, o zaman hükümet olarak sağlam durduk, dik durduk. Aynı şekilde milletimiz oynanan oyunu gördü ve sapasağlam, dimdik bir duruş sergiledi. Ve yerel seçimlerde görüldüğü gibi yine büyük bir arayla, o zaman genel başkanı olduğum partimiz geldi seçimlerden başarılı bir şekilde çıktı. Çünkü milletin ferasetinin önünde durulmaz. Millet ferasetiyle bakar ve kararını ona göre verir. Orada da öyle verdi.

Arkadan cumhurbaşkanlığı seçimi oldu, cumhurbaşkanlığı seçiminde de ilk defa halkımız seçimini yapıyor, ne oldu? 14 parti birleşti, bu kardeşinizin karşısına aday çıkardılar, 'Bizim ortak adayımız' dediler. Elhamdülillah yüzde 52 ile bu kardeşinizi millet iş başına getirdi. İlk turda böyle bir oranla iş başına gelmiş olmak, bizler için çok büyük mutluluk vesilesiydi. Ve 14 partinin ortak desteklediği aday yüzde 38 aldı. Bu tabii bir şeyi gösteriyor; milletin ferasetiyle oynanmaz ve millet küçümsenmez, sandık küçümsenmez, her şey orada."

"Oyunlara karşı uyanık olacaksınız" 

Bundan sonra da Türkiye'nin ilerlemesini, büyümesini, kardeşlik hukuku içinde gelişmesini engellemek için oyunların oynanacağını, çeşitli sabotaj girişimlerinin sahneye konulacağını belirten Erdoğan, "Bunların hepsine karşı uyanık olacağız. Sizler bu oyunlara karşı uyanık olacaksınız, bunları siz organize edeceksiniz" diye konuştu.

"Biz, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza, Arnavut, Boşnak vesaire, Zaza, biz ayrı olabilir miyiz? Biz hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil miyiz? Hepimiz bu ülkenin, bu milletin bir ferdi değil miyiz? Öyleyse bu dargınlık, kırgınlık, kin, öfke, nefret niye" diyen Erdoğan, buna karşı, tüm muhtarların mücadele vermesi gerektiğini söyledi.

Gelecek günlerde seçimlerin olacağını hatırlatan Erdoğan, Güneydoğu'da, Doğu'da, gelip köylerde, mezralarda birilerinin tehditler savurup,"Oyları filanca partiye vereceksiniz, aksi takdirde oraları yakıp yıkarız" diyebileceğini söyledi.

Namuslu insanlar, namussuzlar kadar cesur olmadıkça başarının yakalanmayacağını dile getiren Erdoğan, "Bu, merhum İnönü'nün lafıdır ve bunu görmemiz lazım, buna karşı devlet, millet ele ele mücadeleyi sürdürmemiz lazım. Çünkü bu ülkenin 780 bin kilometrekaresi ihya olmalı, ayağa kalkmalı. Her taraf aynı modern bir şehir haline gelmeli" dedi.

"Ayrımcılıkla bir yere varamayız"

Türkiye'nin havalimanı sayısını, 12 yılda, 26'dan 52'ye çıkardıklarını hatırlatan Erdoğan, inşaatı devam eden Hakkari-Yüksekova'daki havalimanının bitirilmekte zorlanıldığını, muhtarların tehdit edildiğini, makinelerin yakıldığını anlattı.

"Siz nasıl oluyor da Hakkari'yi seviyorsunuz o zaman?" diye soran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hakkari'nin milletvekilleri niçin sahiplenmiyorsunuz? Neden kalkıp da böyle bir yatırımın buraya gelmesini istemiyorsunuz? Hakkari'deki vatandaşım niye Van'a gelip de Van'dan uçsun? Hakkari'den uçsun. Niye engelliyorsunuz? Hakkari'ye gelenler de rahatlıkla Yüksekova'ya gelsin, niye bundan rahatsız oluyorsunuz? Şimdi soruyorum: Kürt kardeşimizi seven biz miyiz, yoksa oradan seçilmiş olanlar mı? Yolu yapan, hastaneyi getiren, okulları yapan, havalimanını yapmak isteyen biz ama engelleyen ne yazık ki 'ben Kürdüm' diyenler. Bu ayrıcalığı hep birlikte gidermeye mecburuz, bu işi çözemeye mecburuz. Bu ayrımcılıkla bir yere varılmaz. Onun için birliğe ihtiyacımız var, beraberliğe ihtiyacımız var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısı altında bizler 'tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet' diyerek yolumuza devam etmemiz lazım.''

Milletin temsilcileri olarak bu oyunları millete anlatacakların başında muhtarların yer alacağına dikkat çeken Erdoğan, ''Bu kirli oyunları bozacak en başta sizler olacaksınız'' ifadesini kullandı. 

''Üst aklın ülkenin istikametini tayin etmesine müsaade etmeyeceğiz''

Bir üst aklın Türkiye'de belli kesimi, belli siyasi partileri, belli örgütleri verdiği talimatlarla vazifelendirdiğini ve Türkiye aleyhine çalıştırdığını belirten Erdoğan, ''Siz Türkçü parti zannediyorsunuz ama bakıyorsunuz, onlar aslında üst akla çalışıyorlar. Siz Kürtçü parti zannediyorsunuz ama bakıyorsunuz onlar aslında üst akla çalışıyorlar. Siz dini cemaat zannediyorsunuz, hizmet örgütü, yardımlaşma örgütü zannediyorsunuz ama bakıyorsunuz onlar halk için ya da Hakk için değil patronları olan üst akıl için çalışıyorlar. Ne üst aklın ne de onların maşalarının, bu ülkenin istikametini tayin etmelerine inşallah hep birlikte müsaade etmeyeceğiz'' şeklinde konuştu.

Erdoğan, Türkiye'nin istikametini, gündemini  artık sadece milletin belirleyeceğini vurguladı.

Afrika temasları 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta 3 Afrika ülkesini kapsayan resmi temaslarda bulunduğunu, bazı bakanlar, milletvekilleri, teknik kadro ve iş adamlarıyla ziyaretler gerçekleştirdiklerini anlattı.

Bu çerçevede önce Etiyopya'ya gittiklerini, o sırada vefat eden Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz'in cenaze merasimine katılmak için Riyad'a geçtiklerini ardından Cibuti ve Somali'deki programlarını tamamladıklarını ifade eden Erdoğan, ''Somali gerçekten dünyanın adeta bir seyirci gibi izlediği, fakat Türkiye'nin gerçekten her şeyiyle orada varlığını hissettirdiği bir ülke'' dedi.

Erdoğan, terör konusunda büyük sıkıntılar yaşayan Somali'de, olayların 2011'e göre azaldığını, Türkiye'nin yatırımları sonucu ülkede bir değişimin söz konusu olduğunu bildirdi.

Türkiye'nin fakir ülkelere verdiği destek

Somali'de, bir havalimanı terminal binası, hastane, hemşirelik yüksek okulu ve cami açılışı yaptıklarını anlatan Erdoğan, ''Teneke evlerde, çadırdan, bezden, muşambalardan yapılmış çadırların içerisinde yaşayan o insanların halini gördük. Şimdi ben soruyorum, siz değerleri muhtarlarımın nazarında, bu millet tarihi mesuliyeti itibarıyla, bu tür olaylara seyirci kalır mı? Bu ecdad kalmadı, inşallah bu ecdadın torunları olarak da bizler kalmayacağız'' diye konuştu.

Türkiyenin, fakir fukara, garip guraba ülkelere, 12 yıl önce verdiği desteğin 45 milyon dolar olduğuna, şimdi bu rakamın 4,5 milyar dolara ulaştığına işaret eden Erdoğan, ''Bütün o Afrika'daki yoksul ülkelere, her yere giriyoruz. Bunun dışında Orta Asya'da her yere giriyoruz. Nerede fakir fukara, garip guruba varsa buralara uzatıyoruz elimizi. Bu kimin sesini yükseltiyor? Türkiye'nin. Hangi milletin? Türk milletinin. Buna devam edeceğiz" dedi. 

Etiyopya, Cibuti, Somali ve Eritre'nin olduğu bölgenin tarihte Habeşistan olarak anıldığını, Hz. Muhammed'in, zulümden kaçan Müslümanları, "Orada emin, adil bir kral var" diyerek, Habeşistan Kralı Necaşi'ye gönderdiğini anlatan Erdoğan,  Osmanlı'nın da bu bölgeye kadar ulaşıp, adaleti, huzuru emniyeti sağladığını söyledi. 

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un Cibuti'nin Tajura şehrinde Osmanlı'dan kalan eserleri yerinde incelediğini dile getiren Erdoğan, "TİKA olarak restorasyonlarını yapacağız, orada 30 kilometrelik yolu var, o yol da yapılacak. Gerek oranın halkı gerekse Türkiye'den Cibuti'ye seyahate giden kardeşlerimiz, gittikleri zaman inanıyorum ki ecdadımızın o eserlerini görmek isteyecektir, onu da kolaylaştırmış olacağız'' diye konuştu. 

"THY ile Anadolu Ajansımızla, TRT ile ordayız"

Osmanlı'nın o bölgelerden çekilmesiyle söz konusu bölgede çok ciddi bir sömürünün başladığını, çok ciddi ayrılıklara, çatışmalara, savaşlara zemin hazırlandığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Birçok ülke buralara baktığı zaman maalesef sadece altın görüyor, sadece elmas, kömür, petrol görüyor. Ucuz iş gücü görüyor. Ama biz gerek Afrika'nın tamamına gerek bu ülkelere sadece insani nazarla baktık. Vicdani nazarla, dostluk ve kardeşlik nazarıyla bakıyoruz. Kızılayımızla oradayız. TİKA'yla, TOKİ'yle, Sağlık Bakanlığımızla, sivil yardım kuruluşlarımızla oradayız. Somali Cumhurbaşkanı'na onu söyledim. 'İlk etapta hemen burada 10 bin konut başlayalım. 45, 65, 85 metrekarelik konutlar başlayalım ve bir defa buradaki şu felaketten, sefaletten ilk etapta, şu vatandaşları bir kurtarma mücadelesi verelim' dedim. 'Bunu organize edelim' dedik ve hemen adımlarımızı da inşallah attık. Başbakan Yardımcımız, dün akşam da Başbakanımızla bu konuları da görüştük. İnşallah bu adımları da atıp, oraları bu şekilde yeniden bir çevrecilik anlayışıyla değiştirmenin mücadelesi içinde olacağız. Türk Hava Yollarıyla, Anadolu Ajansımızla, TRT ile oradayız. Başarılı iş adamlarımızla, müteahhitlerimizle oradayız.''

"Konteynerler içinde büyükelçilik yapıyorlar"

Erdoğan, Somali'deki Mogadişu Limanı'nın bir Türk firması tarafından işletildiğini, oradan Somali'ye gelir sağlandığını belirtti. 

Somali hükümetinin Türkiye'ye 80 dönüm yer tahsis ettiğini, oraya dünyadaki en büyük elçiliklerden birini yapacaklarını ifade eden Erdoğan, elçilik binasının bu yıl sonuna kadar bitirileceğini söyledi. Erdoğan, "Denize sıfır sayılabilecek şekilde bir yerde, böyle bir yer tahsis ettiler ve orada büyükelçiliğimiz bittiği andan itibaren örnek olacak. Ama dünyadaki ülkelere bakıyorsunuz hiçbirinin gelip de böyle bir büyükelçilik yaptığı yok. Konteynerler içinde büyükelçilik yapıyorlar. En güçlü ülkeler dahi. Hani güçlüsünüz? Para var, pul var. Hadi gelin, verin desteği. Değerli kardeşlerim tablo bu" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin her türlü insani yardımla, burslarla, nakdi, ayni yardımlarla dost ve kardeş Somali halkının yanında olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bakınız Somali şu anda dünyanın en yoksul ülkelerinden biri. Sadece yoksul değil, maalesef dünyanın kendi kaderine terk edilmiş bir ülkesi. Somali'deki insanlık dramını çözmek için, Somali'deki açlığı, yoksulluğu, istikrarsızlığı gidermek için, orada emniyeti sağlamak için hiçkimsenin, hiçbir ülkenin maalesef kılı bile kımıldamıyor. Kobani söz konusu olduğunda bakıyorsunuz dünya ayağa kalkıyor. Küçük bir yerleşim yeri için bütün dünya işbirliği yapıyor. Oradan ayrılıp gelenler bize geliyor. 200 bin insan. Biz onları zaten burada ağırlıyoruz. Orada kimse yok. Orayı bombalıyorlar. Şimdi bugün de bakıyoruz, maşallah çiftetelli oynuyorlar. Ne olmuş? Şu anda oradan DEAŞ çıkmış. Tamam da o bombaladığınız yerleri yeniden kim onaracak. Öyle mi? O yerle bir olan yerleri yeniden kim onaracak? İşin geleceğinin hesabını kimse yapmıyor. Oradan ayrılan o 200 bin insan acaba geri dönecek mi veya geri döndüğü zaman nereye yerleşecek? Bunun hesabını yapan yok. Ama kendilerine Halep diyoruz. Halep dediğinizde kimse duymuyor. Halep'te 1 milyon 200 bin insan yaşıyor. Halep'te tarih var, Halep'te kültür var. Halep'te medeniyet var. Halep'te ekonomi var. Niçin Halep ile ilgilenmiyorsunuz? Gazze dediğinizde kimse görmüyor. Mogadişu dediğimizde hiç kimse ilgilenmiyor?"

"Ölümü öldürene ölüm hiçbir şey yapamaz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Somali'ye 2011'de geniş bir heyetle yaptığı ziyarette bazı çalışmalar başlattığını ve yeni çalışmaların talimatını verdiğini, Pazar günü gerçekleştirdiği ziyarette de bu çalışmalarla ilgili son durumu yakından görme fırsatı bulduğunu söyledi.

Burada yapılan hastaneye değinen Erdoğan, "Hem bu hastanemizin durumunu görmek, oradaki çalışmaları izlemek... Bu milletin evladı olarak oradaki Türk doktorlarımızın, Türk hemşirelerimizin, sağlık memurlarımızın verdiği mücadele her türlü takdirin üzerindedir. Allah onlardan razı olsun" dedi.

Tüm teknik donanımıyla gayet ileri seviyedeki bu hastanenin Afrika'daki en önemli hastanelerden biri olduğunu aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Orada 4 yaşında bir yavrunun halini gördüm. Maalesef bir serseri kurşun kasığından girmiş ve kolundan çıkmış. Onu da ziyaret ettik ve o yavrunun halini gördüğümüzde dedik ki bu hastane burada olmasaydı ne olacaktı bu yavrunun hali. O mermi çekirdeğini gördük. Böyle bir hayat yaşıyorlar.

Biz oralarda olmazsak bizim adaletimiz ne olur? Bizim adalet anlayışımız öyle spesifik bir adalet anlayışı değil. İşte sosyal adalet budur. Bunun gereğini de yerine getirdik, getiriyoruz. Tabii oraya gitmememizi isteyenler de oldu. Dediler 'orada terör var.' Ziyaretimiz öncesinde heyetimizin kaldığı otelin yanı başında  canlı bomba ile saldırı yapıldı, 5 kişi öldü. 2 canlı bomba, 3 de Somali vatandaşı. Heyetimiz herhangi bir sıkıntı yaşamadı. Heyetimize çeşitli tehditler savruldu. Dedik ki biz geri adım atmayacağız. Biz yola çıktık ve gideceğiz dedik ve gittik. Somalili kardeşlerimiz de her türlü tedbirlerini aldılar sağolsunlar ve muhabbet içinde onlarla kucaklaştık. Ölümü öldürene ölüm hiçbir şey yapamaz bunu böyle bilmemiz lazım. Korkuyu korkutanlara korku hiçbir şey yapamaz bunu böyle bilmemiz lazım. Eğer biz korkarsak, Somali'yi herkes gibi kendi kaderiyle baş başa bırakırsak yarın bize toprağın altındaki ecdat hesap sorar, şehitlerimiz bunun hesabını sorar, Allah bize bunun hesabını sorar. Büyük devlet olmanın sorumluluğu budur. Biz de korkmuyoruz ve korkmayacağız. Tarih bize ne sorumluluk yüklüyorsa, insan olmak vicdan sahibi olmak bize ne sorumluluk yüklüyorsa, 77 milyon, her bir ferdimizle inşallah biz bu sorumluluğu hakkıyla yerine getireceğiz."

"Burası milletin evidir"

Milletten aldıkları güçle hem millete hem de insanlığa hizmet etmeyi sürdüreceklerini vurgulayan Erdoğan, "Bu küresel vizyon, dikkatinizi çekiyorum sadece bizim vizyonumuz değildir. Yani sadece bu ülkenin yöneticileri, cumhurbaşkanı, hükümeti, devleti değil, bu ülkenin her bir ferdi bu küresel vizyona sahip olduğu için biz inşallah bunları başaracağız" şeklinde konuştu. 

Muhtarlara seslenen Erdoğan, Türkiye'nin istikbalini şekillendirmede, yeni Türkiye'nin inşasında bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da birlikte çalışacaklarını söyledi. "Sizlerle çok uzun bir yol arkadaşlığımız var, bu istikbalde de devam edecek" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerelden genele, mikrodan makroya, fertten cemiyete Türkiye'nin dünyadaki yerinin çok daha farklı olduğu sürece beraber yürüyeceklerini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, her zaman muhtarların yanında olacaklarını ve sorunlarını çözmek için gayret göstereceklerini bildirdi. Erdoğan, "Bugün sizlerle bu toplantıyı yaparken yanı başımızda şu anda dört ayrı bina daha yapılıyor. Bunlardan bir tanesi bizim kongre merkezimiz olacak. Bu kongre merkezimizin 2 bin 300 kişilik büyük bir salonu olacak. Burada resmi kongreler yapılacak. Bakanlıkların bu tür faaliyetlerini burada yapmaları mümkün olacak. Hemen onun altında, bölgede büyükçe bir cuma camisi yok, orada bir cuma camisi, mescidi yapılıyor. Onun da inşaatı şu anda devam ediyor" diye konuştu.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın yanına çok amaçlı salonun bulunduğu bir bina yapılacağını, burada aynı anda bin ila 2 bin kişiye yemek verebilecekleri salonlar olacağını belirterek, muhtar toplantılarına inşaat bittikten sonra bu bölümde devam edeceklerini ve 5 yıl içinde 50 bin muhtarla görüşeceklerini bildirdi. 

Proje aşamasındaki Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi'ne de değinen Erdoğan, buranın Türkiye'nin en büyük kütüphanesi olacağını, bu kütüphanede asgari 4 milyon cilt kitap bulunmasının planlandığını, bunların dijital ortamda olacağını söyledi. Erdoğan, sistem oturduktan sonra 24 saat gençlere, öğrencilere, halka açık olacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı için "kaçak" diyenler olduğunu ifade eden Erdoğan, "Burası milletin evidir. İnşallah 4 tane yer de bittikten sonra burası Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olacak. Çünkü bu millete bu yakışır, bu millete yakışanı yapıyoruz ama küçük düşünenler onlar, maalesef eriye eriye gitmeye mahkumdurlar ama bu millete biz bunu yakıştıramayız" dedi.

Görevlerinin gereğini yapmaya mecbur olduklarını dile getiren Erdoğan, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaşımdan enerjiye modern dünyada ne varsa Türkiye'de de olacağını söyledi.

Boğazda 2 tane köprü olduğunu hatırlatan Erdoğan, üçüncüsünün tabliyelerinin takılmaya başladığını, ancak bundan rahatsız olanların bulunduğunu vurguladı. Bunlardan rahatsız olunmaması gerektiğini ifade eden Erdoğan, Marmaray Projesi'ni bitirdiklerini, gelecek yıl içinde de Avrasya Tüneli'ni açacaklarını, otomobillerin buradan geçeceğini kaydetti.

"Geleceğe de birlikte yürüyeceğiz" 

Göreve geldiklerinde milli gelirin 230 milyar dolar olduğunu, şu anda 820 milyar doların üzerine çıkıldığını anımsatan Erdoğan, daha iyi noktalara gidileceğini belirtti. Faizlerin düşeceğini, enflasyonun da faizlerin düşmesiyle ineceğini aktaran Erdoğan, faizlerin düşmemesi halinde enflasyonun düşmeyeceğini söyledi.

Erdoğan, faizi yüzde 63'ten tek haneliye indirdikleri için enflasyonun düştüğünü, enflasyonu da tek haneliye indirdiklerini hatırlattı.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinin hiçbirinde Türkiye'deki gibi faiz uygulaması olmadığına işaret eden Erdoğan, yatırım isteniyorsa faizin düşürülmesi gerektiğini kaydetti. 

"Birlikte bugünün Türkiyesi'ni inşa ettik, inşallah geleceğe de birlikte yürüyeceğiz" diyen Erdoğan, muhtarlara geldikleri için teşekkür etti.

Bu arada, Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığına getirilen Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, tören salonunda memleketi Karabük'ten gelen bazı muhtarlarla ayaküstü sohbet etti. Saraçoğlu, gazetecilerin göreve getirilmesinden dolayı hayırlı olsun dilekleri üzerine "Yeni birşey değil. Bir süredir Sayın Cumhurbaşkanının danışmanlığını yapmaktayım" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından, muhtarlara Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın kış bahçesinde öğle yemeği verdi.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.