Olay Gazetesi Bursa

Atmosferdeki Karbondioksit oranında yeni bir rekor

İnsanlığın çevreye verdiği zararda, bir başka endişe verici sınır daha aşıldı ve gezegenin milyonlarca yıldır şahit olmadığı kadar sıcak ve kirli bir geleceğe giden yolda, bir engel daha resmî olarak geride kaldı.

Bu hafta Hawaii’de yer alan algılayıcılar; Dünya’nın atmosferindeki karbon dioksit (CO2) yoğunluğunun, insanlığın başlangıcından beri ilk defa milyon başına 415 parçayı (ppm) aştığını kaydetti.

Scripps Okyanusbilim Enstitüsü’nde çalışan araştırmacılar, Cumartesi günü Hawaii’deki Mauna Loa Gözlemevi’nde CO2 yoğunluklarının 415.26 ppm’ye ulaştığını kaydettiler; bu seviye, fosil yakıtların verdiği rahatlıktan vazgeçmeyi reddeden insan toplumunun aşmış olduğu dehşetli iklim eşiklerinin sonuncusunu temsil ediyor.

Meteoroloji uzmanı Eric Holthaus, “Gezegenimizdeki atmosfer, insanlık tarihinde ilk defa 415 ppm’den fazla CO2 barındırıyor” diye tweet attı.

“Üstelik yalnızca kayıtlı tarihte değil; yalnızca 10.000 yıl önce tarımın icadından beri de değil. Çağdaş insanların milyonlarca yıl önce var olmasından beri. Böyle bir gezegeni ilk defa görüyoruz.”

Atmosferdeki karbon kirliliği 400 pmm’yi geçeli daha birkaç yıl oldu ve 410 ppm’ye ulaşması da çok uzun sürmedi (2017 yılında).

Aslında, gökyüzünü zehirleyen ve Dünya’nın ısısını hapseden atmosfer karbonundaki bu rekor yükselişle, bilim insanları 2019 yılında 415 ppm’ye ulaşılmasının neredeyse kaçınılmaz olduğunu biliyordu.

Bu ay zaten birkaç tane kademeli karbon rekoru kırılmıştı; bunlar arasında Scripps sitesinde yayınlanan ve bu 415 eşiğinin (Keeling Eğrisi) aslında 3 Mayıs’ta aşıldığını öne süren hatalı bir okuma da yer alıyordu.

O yanlış veri sonradan düzeltildiyse de; birkaç site, bu korkunç başarıyı duyurmuştu.

Bu sefer maalesef, vardığımız yer konusunda kuşku yok gibi görünüyor.

Scripps CO2 programının müdürü Ralph Keeling, “Ortalama büyüme oranı, üst uçta yer alıyor” diyor.

“Geçen seneki artış muhtemelen milyon başına üç parça civarıyken, son ortalama 2.5 ppm olmuştu. Devam eden fosil yakıt kullanımına ilaveten, muhtemelen orta dereceli El Nino şartlarının etkisini görüyoruz.”

Buradaki gerçek sorun, devam eden fosil yakıt kullanımı.

Atmosferdeki CO2, daha 1910 yılında 300 ppm’de duruyordu (yaklaşık, en az 800.000 yıldır olduğundan daha yüksekti) fakat kirlilik seviyeleri hızla arttıkça, sonraki yüzyıl boyunca 100+ ppm daha yükseldi.

Belli ki 400 ppm’yi geçmek, en azından rakamsal olarak; simgesel yönden çok büyük bir andı fakat simgesellik orada bitmiyor.

Eğer atmosferimizdeki karbon kirliliği artmaya devam ederse, giderek daha fazla ısı Dünya’da hapsolacak ve bu durum; küresel ısınmanın geleceğini, Dünya’nın yüz milyonlarca yıl önceki uzak ve buharlı geçmişinden gelmiş gibi gösterecek.

Dünya en son bu kadar tehlikeli yüksekliklere (ve ısılara) çıktığında, Güney Kutbu’nda ağaçlar varmış.

Ancak mevcut CO2 ppm artışlarının hokey sopasına benzeyen ve endişe veren yörüngesi; eğer bu sorunu böylesine hızlı bir oranda büyütmeyi bırakmazsak, gerçekte işlerin ne kadar kötüye gideceği konusunda hiçbir fikrimiz olmadığı anlamına geliyor.

Günümüzden uzak olan en kötü CO2 senaryolarında; çökmüş ve yaşanmaz hale gelmiş bir Dünya, bugün bildiğimiz bereketli barınaktan çok, zehirli bir yabancı gezegen gibi olacak: Gökyüzündeki bulutların parçalara ayrılmasından ve cehennemvâri okyanusların buharlaşana kadar kaynamasından bahsediyoruz.

Keeling geçen sene şöyle demişti: “Fosil yakıtları yakmaya devam ediyoruz. Karbon dioksit havada birikmeye devam ediyor. Durum aslında bu kadar basit.”

Şu an içinde bulunduğumuz yıllar, bu süreçlerin dizginleri sonsuza dek ele geçirmesini durdurmak için son fırsatımız.

Hâlâ umut var fakat, bu yörüngeyi yalnızca onu yönlendiren sistemleri hep birlikte değiştirmeye odaklanarak değiştirebiliriz; enerjimizi elde eme şeklimizden, ekonomiyi işletme şeklimize kadar…