Olay Gazetesi Bursa

Avrupa’nın üçüncü, Türkiye’nin en büyük üretim merkezi Bursa’da

Ham deri işleme kapasitesiyle Türkiye’de ilk sırada, Avrupa’da ise üçüncü sırada yer alan Bursa Deri İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi'nin bugünkü konumunu ve sektörün geleceğini, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Murat Çağlar değerlendirdi.

Taha TÜTÜNCÜ

Kamera: Bircan ÖRSEL / Kurgu: Dilek ÖZYER

Ham deri işleme kapasitesiyle Türkiye’de ilk sırada, Avrupa’da ise üçüncü sırada yer alan Bursa Deri İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi, yüksek katma değerli üretimi, ileri teknoloji yatırımları ve çevreci yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Bölgenin bugünkü konumunu ve sektörün geleceğini, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Murat Çağlar değerlendirdi.

Sayın Murat Çağlar, Bursa Deri İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi açısından 2025 yılı nasıl geçti?

Öncelikle Olay Medya’ya, bu yıl da bizlere yer verdikleri için çok teşekkür ediyorum. Bursa Deri İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi açısından 2025 yılı açık söylemek gerekirse zor bir yıl oldu. 2024e kıyasla daha fazla zorlandığımız bir süreci geride bıraktık. Hem içinde bulunduğumuz ekonomik şartlar hem de Türkiye genelinde gelir gücünün azalması, ihracatta rekabet gücümüzü kaybetmemiz deri ve deri mamulleri sektörünü de ister istemez olumsuz etkiledi. Sektörde genel bir daralma yaşandı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen bölgemiz büyümeye devam etti ve hâlâ büyüyor. Şu an doluluk oranımız yüzde 90 seviyesine ulaştı. Daha önce de ifade etmiştim; Avrupadan Pekine kadar baktığımızda, Avrupanın en büyük üçüncü ham deri işleme kapasitesine sahip organize sanayi bölgesiyiz. Son kurulan fabrikalar tamamen yüksek teknolojiyle, neredeyse insan eli değmeden üretim yapabilecek sistemlerle kuruldu. Bugün bölgemizde günlük ham deri işleme kapasitesi 600 tona kadar çıktı. Açıkçası bu, 1020 yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz bir kapasiteydi.

Bu büyümeyi sağlarken çevre ve kalite tarafında nasıl bir yol izlendi?

Deri sanayisi kendini sadece üretim kapasitesiyle değil, çevre ve kalite tarafında da çok ciddi şekilde geliştirdi. Bugün dünyada geçerli olan sektörel çevre ve kalite sertifikalarında en üst seviyede derecelendirmelere sahibiz. Bölgemizdeki 11 fabrikamız Leather Working Group (LWG) sertifikasyonunda altın derece aldı. Bu, özellikle ihracatta çok önemli bir avantaj sağlıyor ve alıcılar açısından ciddi bir güven unsuru oluşturuyor.

Deri sektörünün bugün en büyük sorunları neler?

Deri sektörünün en büyük sorunlarından biri ham madde yetersizliği. Bu konu doğrudan tarım ve hayvancılıkla bağlantılı. Çünkü ham deri, kırmızı et sektörünün bir yan ürünü, bir atığıdır. Eğer deriyi alıp işlemezseniz, toprağa gömülen bir çöp haline gelir. Oysa deriyi işlediğinizde çok ciddi bir ekonomik değer ortaya çıkar. Bugün salamura ham derinin kilosu ortalama 1 dolar civarında. Tabakladığınızda 45 dolara çıkıyor. Ayakkabı, çanta gibi nihai ürüne dönüştürdüğünüzde ise kilosu 2025 dolar seviyelerine ulaşıyor. Bu nedenle deri sektörü Türkiyede en yüksek katma değer üreten dördüncü sektör konumunda.

Bu yüksek katma değeri sürdürülebilir kılmak için ne yapılmalı?

Bunun sürdürülebilir olması için Türkiyede canlı hayvan sayısının artması gerekiyor. Bu zaten halkın kırmızı et ihtiyacının karşılanması açısından da zorunlu bir konu. Ham deri ihtiyacını karşılamak için şu an ithalata yöneliyoruz. Başta yakın coğrafyalar olmak üzere; Türk Cumhuriyetleri, Arap ülkeleri, Kuzey Afrika, Balkanlardan mümkün olduğunca ham deri temin ediyoruz. Bunun yeterli olmadığı durumlarda Brezilya, Arjantin, Uruguay, Bolivya gibi Güney Amerika ülkelerinden ve zaman zaman Güney Afrikadan ithalat yapıyoruz. Şu an Türkiyede kesilen hayvan sayısı, neredeyse sadece Bursa Deri OSBnin ihtiyacını karşılıyor. Gerede, İstanbul ve Niğde Deri OSBleri de eklendiğinde çok daha büyük bir ham deri ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Son yıllarda deri sanayisinde ne gibi yenilikler yaşandı?

Aslında deri sanayisi sessiz bir devrim yaşadı. Son 45 yılda büyük bir dönüşüm gerçekleşti. Deri, yapısı gereği kolajen bazlı doğal bir protein. Bu özellik sayesinde çok farklı alanlara evrildi. Artık deri deyince sadece ceket, ayakkabı, cüzdan akla gelmiyor. Bugün sığır derisinden jelatin üretiyoruz. Özellikle şekerlemelerde kullanılan jelatin artık yerli üretimle karşılanıyor. Bunun da ötesinde, eczanelerde satılan, doktorların önerdiği kolajen üretimini hem toz hem kapsül formunda gerçekleştiriyoruz. Daha önce bu ürünler ithal ediliyordu. Bugün ise helal sertifikalı tedarik zinciriyle ihracata açıldık. Jelatin ve kolajen ihracat oranları yüzde 50nin üzerine çıktı. Dünyada yıllık yaklaşık 600 bin ton jelatin ve kolajen üretiliyor. Bunun 300 bin tonu sığır jelatini. Türkiyede ise yıllık üretim 50 bin tona yaklaştı. Bu da dünya üretiminin yaklaşık yüzde 15i demek.

Deri sanayisinin kullanım alanları nerelere ulaştı?

Kullanım alanları inanılmaz genişledi. Askeriyede kullanılan teknik taktik bot derilerinden, yanmaz iş eldivenlerine kadar birçok alanda üretim yapıyoruz. Ayrıca deriyi aminoasitlerine ayırarak tarımda kullanılan, sebze ve meyve üretiminde ciddi verim artışı sağlayan gübreler üretiyoruz. Bunun dışında kolajen bazlı güneş kremleri, yüz maskeleri, nemlendiriciler gibi kozmetik ürünler de artık bu sektörün parçası. Bugün deri sanayisi; iş güvenliğinden tarıma, gıdadan kozmetiğe kadar çok ciddi bir ham madde tedarikçisi konumunda.

Deri sektörü dünya genelinde nasıl bir konumda?

Bu konuda net ve teyitli veriye ulaşmak zor. Ancak türevleriyle birlikte sektörün bugün 8-10 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip olduğu, önümüzdeki 10 yılda ise 20 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. Ham maddeye erişim kapasitesi yüksek olan ülkelerin başında Brezilya geliyor. Türkiye’nin ise jelatin ve kolajen üretimindeki payı göz önüne alındığında ilk 7-8 ülke arasında olduğunu tahmin ediyorum. Ancak bu bilginin net şekilde teyit edilmesi gerekiyor.

Çevre kirliliği konusunda OSB olarak nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Deri deyince herkesin aklına eski tabakhaneler geliyor ama sektör artık tamamen sanayileşti. Çok ciddi bir teknoloji dönüşümü yaşandı. Bölgemizde günlük 8 bin metreküplük bir arıtma tesisimiz var ve neredeyse kapasite sınırına ulaştık. Yeni yatırımlarla birlikte su, enerji ve insan gücü verimliliği en önemli başlıklarımız oldu. Örneğin geçmişte 1 ton ham deri için 20 ton su kullanılırken, bugün bu rakam 1213 tona düştü. Yüzde 4045 oranında su tasarrufu sağladık. Şu an en önemli hedefimiz arıtma tesisimizin kapasitesini en az yüzde 50 artırarak ileri biyolojik arıtma teknolojilerine geçmek ve çevreye daha duyarlı bir yapı oluşturmak.

2026 yılına dair beklentileriniz neler?

Öncelikle 2026’nın dünya barışı açısından daha iyi bir yıl olmasını diliyorum. Ekonomik olarak baktığımızda, orta vadeli planda hedefler tutturulursa faizlerin düşmesi, finansmana erişimin kolaylaşması ve döviz kurlarının bir miktar rahatlamasıyla ihracatta rekabet gücümüzün yeniden artacağını düşünüyorum. Ancak her şeyi devletten beklemiyoruz. Sanayiciler olarak yeni pazarlar bulmak, ürün geliştirmek ve verimliliği artırmak için çalışıyoruz. Özellikle Uzak Doğuya karşı rekabet edebilmek için çok ciddi fiyatlama ve maliyet çalışmaları yapıyoruz. Bu göstergeler ışığında 2026nın, 2025ten daha iyi bir yıl olacağını öngörüyorum. En başta herkese sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum. Bunlar olmadan hiçbir şeyin anlamı yok.