Yılmaz, yazısında şu ifadeleri kullandı:
Gerçek şu ki… Bırakın 50 yılı, 10 yıl öncesinin Bursa’sı yok artık. Değişimin fotoğrafını, Bursa aidiyeti olan duyarlı sanayici Yalçın Aras gözler önüne seriyor.
Diyor ki:
“Ovadan başladık, sonra dağ eteklerini imara açtık. Yetmedi sahilleri inşatla çevirdik ve atıkları denize yolladık. Kaçak yaptık af çıkardık. Zeytinlik kestik villa yaptık, şeftalileri kestik konut yaptık.”
“Yeşil Bursa, Ulu Bursa, kadim kent, evliyalar diyarı diye diye çöle çevirdik. Bunu hep birlikte başardık.”
Ardından da…
“Vakit geç değil, artık neler yapmamız gerektiğine bakmamız lazım” deyip sanayici gözüyle Bursa Anayasası olacak önerileni sıralıyor:
“Şehrimizin tarım alanları ile sanayi alanları yeniden tespit edilmeli. 50 ve 100 yıllık hedeflerle şehrimizin nazım planlamaları yeniden çizilmeli. Sanayi ve konut alanları belli edilmeli. En önemlisi devlet eliyle yasalar çıkararak sanayi ve konut alanları rant kategorisinden çıkarılmalı.”
Devam ediyor:
“Sanayici sanayiciliğini, müteahhit müteahhitliğini bilmeli. Atalarımızdan bizlere emanet edilen doğanın miras değil emanet olduğu unutulmamalı.”
Yolu da gösteriyor:
“Tarımda verimlilik ve bilim egemen olmak koşulu ile köylü tekrar çiftçiliğe özendirilmeli ve modern tarıma yönlendirilmeli. Tarım yeni dünya düzenine uygun ve iklim değişikliği göz önüne alınarak yapılmalı, su kaynakları korunmalı.”
Farklı önerileri de var:
“Havaalanı olan Yenişehir Ovası dünyaya çiçek ve süs bitkisi yetiştirilecek fidan cennetine çevrilmeli, uçaklarla dünyaya ulaştırılmalı. İznik dünyanın en güzel zeytin ve tatlı su platosu ilan edilmeli. Gölü kirleten ve suyunun çekilmesine etki eden unsurlar ortadan kaldırılmalı. Dünyaca ünlü Mudanya zeytini koruma altına alınmalı ve bir dalı bile kesilmemeli.”
Çağrısı da şu:
“Bursa’yı elbirliğiyle batırdık, hep birlikte kurtaralım.”
“Geleceğimizi kendi ellerimizle yok ediyoruz”
“500 yılda verimli tarım toprağı olan tarlayı 1 saatte kepçeyle verimsiz hale getirebiliyoruz. Bu kadar kolay olmamalı.”
Uyarısı sarsıcı:
“50 yıl sonra Bursa’da tek bir zeytin ağacı kalmadığını, tarım alanlarının tamamen bittiğini, göller ve nehirlerin kuruduğunu, tatlı su kaynaklarının kirlendiğini, kurak ve çorak bir yere dönüştüğünü düşünün.”
Üzüntüsü de şu:
“Geleceğimizi kendi ellerimizle yok ediyoruz.”
Olay Gazetesi Yazarı Ahmet Emin Yılmaz’ın yazısının tamamı için tıklayın…