Röportaj: ÜNAL ÖZBAY
Tiyatrocu bir ailenin kızı olarak geldiği dünyada sahne tozunu daha çocuk yaşarda yutan Fadik Sevin Atasoy, rol aldığı diziler ve sinema filmleri sayesinde Türkiye’nin tanıdığı bir oyuncuyken aldığı kararla Amerika’nın yolunu tuttu. Oyunculuk kariyerine Amerika’da yeni bir pencere açan Atasoy, bu sırada İngilizce olarak yazdığı tek kişilik oyunu ‘Muse’ ile yollara düştü, Muse’u Erdal Beşikçioğlu yönetmenliğinde Türkçe’ye çevirip Türkiye’de de sahneleyen Atasoy, heyecanını, mutluluğunu ve hedeflerini Olay Çekirge’ye anlattı. Oyunculuk mesleğine aşık olduğunu belirten Atasoy, gücü yettiğinde elinde bavulu evsiz barksız da olsa tiyatro yapmak için dünyayı dolaşmaya kararlı.
Fadik Hanım, uzun bir süre izinizi kaybettirdikten sonra çok iddialı bir oyun olan ‘Muse’ ile Amerika’dan Türkiye’ye geri döndünüz. Seyircinin ilgisi, tepkisi nasıl? Mutlu musunuz?
‘Çok mutluyum. Seyirci gerçekten çok beğendi oyunu. Gittiğimiz hemen her yerde kapalı gişe oynuyoruz. Yakın zamanda Berlin’de ve İngiltere’de 3 oyun oynayacağız. Sonra Washington’da 5 oyun, Colorado’da 5 oyun, New York’ta ise 1 ay boyunca oynuyoruz. Oradan da Danimarka. Muse’u Türkiye’de Türkçe, yurtdışında ise İngilizce oynuyorum.’
Bildiğim kadarıyla özellikle İngiltere’de bir yasancının sahneye çıkıp İngilizce oyun oynaması orda hemen kabul gören bir olgu değil. Siz bu zinciri kırdınız mı?
‘Teşekkür ederim, öyle oldu evet. Edinburgh’ta 9 oyun oynadım. Edinburgh’taki 75 yıllık festival tarihinde İngilizce oyun oynayan ilk Türk olarak tarihe geçtim. Bu mutluluk ve gurur verici. En güzel tarafı da ben bu oyunu ilk kez Los Angeles’ta İngilizce olarak yazdım. Sonradan Türkçe’ye çevirip Türkiye’ye getirmeye karar verdim. Erdal Beşikçioğlu ile yeni bir rejide Türkiye’de oynayınca ben Amerika’da yaptığım rejiyi bir kenara attım. Bu oyunu bir Türk oyunu olarak dolaştırmaya başladım. Şu an kariyerimin en yüksek noktasındayım diyebilirim kendi adıma. Bunca yaptığım işin içinde en büyük nokta atış bu oldu diyebilirdim.’
İyi tiyatro seyircisi bilir ki oyununuzun yönetmeni Erdal Beşikçioğlu özellikle tiyatro konusunda çok titiz ve zordur. Sahnnede sizi de zorladı mı?
‘Ben hiç zorlanmadım. Çünkü çok yakın dostum. Aynı ekoldeniz. İkimiz de Cüneyt Gökçer’in öğrencisiyiz. Niyetimiz aynı, derdimiz aynı, geleceğe bakışımız aynı. Aynı cümleleri kurduğumuz için aramızda hiç bir sıkıntı olmadı.’
Amerika’ya gitmeden önce Türkiye’deyken de ünlü bir oyuncuydunuz. Dizilerle ekrandaydınız, sinemadaydınız, tiyatrodaydınız. Sonra bir anda Amerika’ya gittiniz. Aslında herşey yolundayken aldığınız tüm bu risk, herşey bugün için miydi?
‘Aynen hepsi bugüne erişebilmek adınaydı. Bunu yaparken orada bir Amerikan filminde başrolde de oynadım. Bu da bunun yanında güzel bir bonus oldu. Kolay biryer değil Amerika. Orada sendika üyesi olabilmek, bir sete kabul edilmek, bir filmde oynamak. Kendi hedeflediğim başarıya ulaştım orası için. Şimdi hayatımın ikinci epizotundayım. Bu tarafta hedefim artık kendi ürettiğim işlerle Türkiye’de ve yurtdışında birşeyler yapıyor olabilmek. Bu oyun da bunun başlangıcı olacak.’
Yine bir ayağınız Türkiye’de bir ayağınız Amerika’da mı olacak?
‘Evet öyle olacak…’
Zor olmuyor mu bu durum?
‘İnsan bir şeyi çok severse zor olmaz. Ben oyunculuk sanatını çok seviyorum. İnsanlara hikaye anlatmayı ve onlarla bu hikayeleri buluşturmayı. Eğer bunun bedeli elinde bir bavulla evsiz barksız yaşamaksa; razıyım.’
Bu dönem için Türkiye’de tiyatronun altın çağı deniyor. Siz bu süreci Amerika’dan nasıl gözlemlediniz? Sizce gerçekten tiyatro altın çağında mı yoksa daha yapılması gereken çok iş var mı?
‘Yapılacak çok iş var. Ama elbette tiyatronun canlanması sevindirici. İstanbul’da da küçük küçük tiyatrolar kendi hikayelerini yazıp oynuyorlar. Bir dönem televizyon dizilerle seyirciyi evlere kapatmıştı. Benim çocukluğum annemle babamı devlet tiyatrosunda izlemekle geçti. Hatta Bursa’da Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyarosu’nda çok mesaim vardır benim. Bursa çok kıymetli bir yerdir tiyaro açısından. Dilerim yine o dönemlere kavuşur. Çünkü Ahmet Vefik Paşa’nın ilk tiyatroyu kurduğu bir şehir burası. Umut var ama yapılması gereken de çok iş var. Hepimiz için…’
Peki Fadik Sevin Atasoy’dan Muse gibi iddialı bir oyun daha gelir mi?
‘Geliyor. Yazdım bile. Önümüzdeki sezon sadece Türkiye’ye ait bir şey yapıyorum. Muse evrensel bir oyun. Dünyanın neresine giderse gitsin karşılığını buluyor. Ama yeni projem, öyle bir şey yapıyorum ki yalnızca Türkiye için…’
Yine tek kişilik mi?
‘Evet tek kişilik olacak. Büyük ve beklenmedik bir sürpriz yapacağım. Bir istanbul kabaresi olacak.’