Olay Gazetesi Bursa

İnsanlığın kurtuluşu gaita (dışkı) naklinde mi?

Hastalıkların tedavisinde kullanım alanı gittikçe genişleyen gaita yani dışkı nakli, son yıllarda dünya tıp gündemini meşgul eden önemli konular arasında bulunuyor.

İnsanlarla birlikte yaşayan ve sayısı 100 trilyonu aşan mikroskobik canlılar, yani mikrobiyotayı oluşturan mikroorganizmaların %70’den fazlasının bağırsaklarda bulunması ve sağlıklı yaşamda “vücudun ikinci beyni” olarak nitelendirilen bağırsaklara düşen rol, gaita nakline olan ilgiyi arttırıyor.

Dışkı naklinin tıbbın ve insanlığın geleceği açısından önemli rol üstlendiğini söyleyen tıp uzmanlarının, “hastalıkların çaresinin gaitada olabileceğine” dair öngörüleri var. Yöntemin sadece tedavi amaçlı değil, hastalıklardan korunmada da önemli yararlılık göstereceği belirtiliyor. 

Türkiye’de gaita nakli çalışmalarıyla tanınan ve dünyadaki ilk “Multiple Sklerozda (MS) gaita nakli araştırması”na imza atanlardan olan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Uygun da birçok hastalıkta çarenin gaitada olabileceğini söylüyor, “Gaita naklini tıbbın ve insanlığın geleceğinde kesin olarak birçok hastalıkta önleyici ve tedavi edici bir yöntem olarak görüyorum” diyor.

“MİKROBİYOTANIN HASTALIKLARDAKİ ROLÜNÜ BİLİM DÜNYASI YENİ TESPİT ETTİ”

İnsanın yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli olan savunma sisteminin %80-85’inin bağırsaklarda yaşayan, sayısı 100 trilyon ile 160 trilyon arasında değişen, ‘muhteşem canlı bir dünya’ ile sağlandığını söyleyen Dr. Uygun’a göre, hastalıkların oluşmasında bağırsaklardaki denge bozukluğunun çok önemli etkisi var:

“Bugün anlaşıldı ki kanserlerin önemli bir kısmının sadece %10’u soydan gelen mutasyonlarla gelişmektedir. Gerisinin sonradan oluşan somatik, yani çevresel (beslenme, sigara, radyasyon, mikrobiyotadaki değişiklikler) mutasyonlarla ortaya çıktığı tespit edildi. Kanser de dahil birçok hastalığın ‘muhteşem dünya’ olarak adlandırdığımz bu mikrobiyotadaki bozulmadan kaynaklandığını bilim dünyası yeni tespit etti.”

“DAHA ÇOK KONTROLLÜ ÇALIŞMAYA İHTİYAÇ VAR”

Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Sevda Soydan’a göre de bağırsakları bu kadar önemli kılan şey; ağız, deri ve üreme organında da bulunan mikroskobik canlıların %70’den fazlasının bağırsaklarda yer alması:  

“Bağırsaklardaki bakterilerin sayı ve çeşitliliğindeki değişikliklerin, pseudomembranöz enterokolit ve ülseratif kolit gibi bağırsak hastalıklarından tutun, alerji, Parkinson, Alzheimer, MS, depresyon, otizm, obezite, diyabet ve kansere kadar varan hastalıklara sebep olduğunun düşünülmesi, mikrobiyotayı önemli kılıyor. Tüm tedavilere rağmen yanıt alınamayan vakalarda mikrobiyotanın değiştirilmesi ile ilgili çalışmalarda olumlu sonuçların yayınlanması ise konuyu daha dikkat çekici hale getirmiştir. Fakat daha çok kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır.”

DOĞUMUN ŞEKLİ BİLE MİKROBİYATANIN OLUŞMASINDA ETKİLİ!

Mikrobiyotanın kişiye özel olduğunu ve yaşamın ilk üç yılında şekillendiğini aktaran Dr. Sevda Soydan’ın, “Annenin mikrobiyotası doğum esnasında bebeğe aktarıldığından önemlidir. Yani doğumun şekli, bebeklik döneminde anne sütü alıp almadığı, antibiyotik gibi ilaçlara maruziyet, çevresel ve genetik faktörler, coğrafik bölge, hijyen koşulları her birey için özel mikrobiyotanın oluşmasını sağlamaktadır” şeklindeki sözleri, sezaryen doğum yerine vajinal doğumun tercih edilmesinin, bebeğin mikrobiyotası açısından yarattığı öneme de vurgu yapar nitelikte. 

Fekal mikrobiyota transplantasyonu (FMT), yani dışkı nakli; sağlıklı bir donörden alınan gaitanın, çeşitli işlemlerden geçirilmesi ve canlı mikropların alıcının gastrointestinal (sindirim) sistemine yerleştirilmesi işlemi.

“DÜNYADA DIŞKI BANKALARI KURULDU”

Dünyada şu anda onlarca hastalığın tedavisinde dışkı naklinin denendiğini ve gaita bankaları kurulduğunu aktararak, “Tıbbın insanoğluna sunduğu tüm medikal ilaçları kullandıktan sonra ölümü ya da kalın bağırsağının alınmasını bekleyen ve gaita nakli yaptığımız hastaların %40’ı normal bir insan gibi gaita yapabilir hale geliyor. Bu muhteşem bir sonuç”  diye konuşan Prof. Uygun, yönteme daha fazla kaynak ayrılması gerektiği görüşünde: 

“DAHA FAZLA KAYNAK AYRILIRSA BİLİMSEL SEVİYEDE GAİTA NAKLİ GERÇEKLEŞİR”

“Aldığımız bu sonuç aslında alaylı olarak yaptığımız gaita nakli ile elde ettiğimiz orandır. Esas itibarı ile hasta bir kişide gaita nakli öncesi hangi patolojik bakterilerin hakim hale gelerek düzeni bozup hastalık yaptığı tespit edilmelidir. Sonra ona göre donör bankasından bu hastaya uygun mikrobiyatanın tespit edilmesi ve hastalığa neden olan mikrobiyatanın verilmesi en bilimsel yoldur. Ama şu an için bu oldukça pahalıdır. Ancak kapital yeterli parayı ayırdığı zaman bu rutine binecek ve gerçek bilimsel seviyede gaita nakli gerçekleşmiş olacaktır. 3 ay öncesinde gaitanın kapsül şeklinde uygulaması ile bizim yaptığımız klasik uygulamanın sonuçları karşılaştırıldı ve tedavi etme gücü bakımından iki uygulama arasında bir fark bulunmadığı yayınlandı.”

GAİTA TEDAVİDE İLK KEZ 4. YÜZYILDA KULLANILDI

Dr. Uygun, dışkının tedavi amacıyla kullanılmasının yeni bir durum olmadığını,   materyalin ilk kez, gıda zehirlenmesi ve ciddi ishal hastalarında, ağız yoluyla 4. yüzyılda “sarı çorba” adıyla Çin’de kullanıldığını söylüyor. 16. yüzyılda yüksek ateş, ağrı, kusma, kronik ishal ve kabızlık tedavisinde yer verilen gaitanın, şifa amacıyla kullanılması yüzyıllar boyunca devam etti ve modern tıpta ilk kez 1958 yılında denendi.

KRONİK İSHAL TEDAVİSİYLE MODERN TIPTAKİ YERİNİ ALDI

Dışkı naklinin, 1989’da kronik ishali olan 4 vakada kullanılmasıyla modern tıptaki yerini tamamen aldığını söyleyen Prof. Uygun, “Bu gelişmelerle dünyada diğer tüm tedavi yöntemleri ile durdurulamayan kronik ishal, lseratif kolit, Crohn gibi iltihabi bağırsak hastalıklarında yavaş yavaş kullanılmaya başlandı. Bugün artık birçok metabolik, immünolojik ve nörolojik hastalıkta kullanılıyor, hayret ve heyecan verici olumlu sonuçlar alınıyor” diyor.

DIŞKI NAKLİNİ EN ÇOK İÇİN KULLANIYOR

2010-2013 yıllarında Türkiye’de yayınlanan Güncel Gastroenteroloji dergisindeki makalesiyle, dünyadaki gelişmelere dikkat çeken Prof. Uygun, etik kurullardan ve Sağlık Bakanlığı’ndan alınan izinle 2015 yılında Türkiye’deki çalışmaları başlattığını söylüyor: 

“Dünyada 6 merkez ile beraber, eski GATA Gastroenteroloji Bilim Dalında, yeni adı ile SBÜ Gülhane Tıp Fakültesi Gastroenteroloji kliniğinde Türkiye de ilk kez gaita naklini yapan kişi ve merkez olarak bu işleme başladık.” 

GAİTA NAKLİ KİMLERE YAPILABİLİR? 

Gaita naklini dünyada en çok kullanan ülke Mart 2018 yayınlarına göre, 406 vaka ile Çin Halk Cumhuriyeti. Dr. Uygun, 347 işlem ile dünyada en fazla gaita nakli yapan ikinci merkez olduklarını belirtiyor. 
 
“Dışkı nakli sonrası ölüm hariç, oluşabilecek yan etkilerin hepsi ile karşılaştık ve onları çok rahat şekilde yönetecek tecrübeye ulaştık” diyen Uygun, bu işlemin kimlere yapılabileceğine dair, “Gaita nakli, bilinci yerinde olan herkese yapılabilir. Alıcının gaitasında ve kanında enfeksiyon varsa tedavi edildikten sonra gaita nakli yapılmalıdır. Donör, çeşitli testler ile sağlıklı olduğu teyit edilmiş, hastanın yakını ya da herhangi 3. bir kişi olabilir, cinsiyet fark etmez” değerlendirmesinde bulunuyor.

“DIŞKI NAKLİ 32 HASTALIĞIN TEDAVİSİNDE KULLANILABİLİR”

İşlemin anestezi altında, hasta hiçbir şey hissetmeden yapıldığını aktaran Dr. Uygun’un, tedavisinde gaita nakli uygulanabilen hastalıklara dair verdiği listede 32 hastalık var: 
 

En sık kullanılan endikasyonlar:

1- Çocukluk ve erişkinde kronik psödomembranöz enterokolit ishal,
2- Erişkinlerde ülseratif kolit ve crohn hastalığı,
3- İrritable bağırsak sendromu-spastik kolon, 
4- Kronik ishal/kronik kabızlık,
5- Kronik yorgunluk sendromu,

Metabolik Hastalıklar: 

6- Tip-1 ve Tip-2 diyabet,
7- Obezite,
8- Alkolik olmayan karaciğer yağlanması,
9- İnsülin direnci.
 

Nörolojik Hastalıklar:

10- Multiple skleroz,
11- Otizm,
12- Parkinson hastalığı, 
13- Miyoklonik distoni,
14- Alopesi denilen saç dökülmesi,
15- İdiopatik trombositopenik purpura,
16- Ateroskleroz ve iskemik kalp hastalığı,
17- Kolelitiyazis (safra kesesi taşları),
18- Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF),
19- Ağız kokusu (halitosis),
20- Astım,
21- Artrit,
22- Egzema,
23- Fibromiyalji,
24- Bahar nezlesi/saman nezlesi,
25- Hiperkolesterolemi,
26- Duygu durum bozuklukları,
27- Hepatik ansefalopati,
28- Çölyak hastalığı,
29- Hashimato troiditi,
30- Oksalik asit içeren böbrek taşları.

Ayrıca;

31 – Kolon polipleri ve kolon kanseri,
32- Mide kanseri ve lenfomalar.

“Dünyada bu kadar çok hastalıkta deneme yapılmaktayken kronik ishal, ülseratif kolit, Croh, MS, depresyon, Parkinson ve otizimde ciddi sayıda araştırma var ve sonuçları oldukça iyi” ifadesini kullanan Prof. Ahmet Uygun, son 3 yılda yapılan 6 uluslararası araştırmanın yayınlanmış sonuçlarının değerlendirildiği bir meta-analizde ise tüm dünyada gaita naklinde başarı oranı ortalamasının % 33.5 olduğunu söylüyor. 

Dışkı naklinin Türkiye’deki maliyetinin 102 TL, Amerika’da ise 30 bin dolar olduğunu belirten Uygun, dünyada ilk kez yapılan MS tedavisinde gaita nakli ile ilgili çalışması hakkında ise şunları aktarıyor: 

“İKİ MS HASTASI YÜRÜYECEK HALE GELDİ”

“26 MS hastasına gaita nakli yapabildik. Bu araştırma dünyada ilk araştırmadır. Araştırma, hastaların özellikleri nedeniyle oldukça zor ilerledi. Çünkü fiziksel engelli oldukları için hastaların kolon temizliği çok zor oldu. Şu ana kadar 6 hastada çok ciddi düzelme gördük, 2 hasta yürüteci bırakarak duvara tutunup yürüyecek hale geldi.”

GAİTA NAKLİNİN YAN ETKİSİ VAR MI?

Peki gaita nakli herhangi bir komplikasyona yol açıyor mu? Bu soruya Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Sevda Soydan, “Gaita transferinden sonra 4-5 gün süren duyarlılık, şişkinlik, gaz, kramp, ateş gibi komplikasyonlar olabilir. Fakat uzun dönem sonuçları ile ilgili henüz elimizde veri yok” yanıtını verirken, Prof. Ahmet Uygun, bu konuyla ilgilenen merkezlerin en çok merak ettiği noktanın da dışkı naklinin uzun dönem komplikasyonları olduğuna vurgu yapıyor. 

BAĞIRSAKLAR NEDEN VÜCUDUN İKİNCİ BEYNİ?

Dışkı nakli için, “Rahatlıkla birçok hastalığın çaresi olacak diyebiliriz. Kesinlikle tedavi edici ve önleyici amaçla kullanılabilir” ifadesini kullanan Prof. Uygun, insanın neyle beslendiğinin beyin açısından çok önemli olduğunu belirtiyor ve bağırsakların neden “ikinci beyin” olarak nitelendirildiğini şöyle anlatıyor: 

“Ağzımıza aldığımız her maddenin beyin üzerinde etkisi var. Mutluluğumuzu, neşeli ya da depresif olmamızı sağlayan dopaminin %70’i, serotonin hormonunun %95’i bağırsaklardan salgılanır. Bu salgılar yediğimiz maddelerden etkilenen mikrobiyota ile direkt ilişkilidir. Modern yaşamda insanların çok sık karşılaştığı depresyonun esas sebebi büyük olasılıkla bağırsaklarımızdaki muhteşem canlı dünyadaki dengenin bozulmasıdır. Uzun zamandır ‘ben’liğimizin yalnızca beyinden oluştuğunu düşünüyorduk. Ama artık ‘ben’liğimizin oluşmasında bağırsakların ciddi rolü olduğunu biliyoruz.”