Olay Gazetesi Bursa

Kıbrıs’ta çözüm için tarihi fırsat

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Annan Planı'ndan bu yana tarafların çözüme en yakın olduğu dönem yaşanıyor. Yönetim ve güç paylaşımı konusunda "prensipte" uzlaşmaya varıldı, yöntemle ilgili çalışmalar sürüyor.

Kıbrıs sorununa çözüm bulunması konusunda yarım asırdır devam eden müzakerelerde Annan Planı’ndan bu yana en önemli fırsat yakalanmış durumda.

Kıbrıs’ta iki kesimin liderleri tarafından Şubat 2014’te imzalanan ortak açıklama metniyle yeniden başlayan görüşmeler, “her konuda anlaşma sağlanmadan hiçbir konuda anlaşılmış sayılmayacak” kuralı üzerinde yürütülüyor.

Müzakereler büyük ölçüde iki kesimin müzakerecileri ve komisyonlar üzerinden devam ediyor. Belli aralıklarla da liderler arasında görüşmeler düzenleniyor. Bu kapsamda KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum kesimi lideri Nikos Anastasiadis yarın ara bölgede yeniden bir araya gelecek.

Adada 2004’teki Annan Planı’ndan bu yana en olumlu gelişmeler kaydedilirken, her iki kesimde de soruna siyasi eşitlik temelinde çözüm arayan Annan Planı’na destek vermiş liderlerin görevde olması tarihi bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Nitekim, Dışişleri Bakanı Emine Çolak, geçen hafta Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında bu duruma işaret ederek Annan Planı’ndan bu yana iki liderin bu derece uyum yakaladığı güven artırıcı girişimler olmadığını dile getirmiş ve “Kesinlikle plandan bu yana daha önce görmediğimiz bir fırsat doğmuştur” ifadesini kullanmıştı.

Toplamda 1 milyondan fazla nüfusa sahip Kıbrıs’ta birleşme yolunda en somut gelişme 2004’teki Annan Planı ile yaşanmıştı. Türk tarafının kabul ettiği plana Rumların “hayır” demesiyle müzakereler sonuçsuz kalmış, dört yıl aradan sonra Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat döneminde yeniden görüşmelere başlanmıştı.

Çözüm ihtiyacı

Müzakerelerde Türk tarafı uluslararası ambargoların getirdiği siyasi, ekonomik ve sosyal izolasyona son vermeyi hedeflerken Rum tarafı kendisini meşru temsilcisi olarak gördüğü adanın tamamında tasarruf elde etme, bölünme sonucunda elinden çıkan mal ve toprakların iadesi veya tazmini için masaya oturuyor. KKTC’nin varlığını tanımayan uluslararası toplum, pek çok alanda adanın kuzeyine ambargo uyguluyor.

Çözümle birlikte yaşanacak ekonomik atılım her iki toplumun da ortak beklentisi, zira anlaşmayla her iki kesim de yeni pazarlara açılma fırsatı bulacak. Anlaşmayla KKTC, başta AB olmak üzere tüm dünya pazarına doğrudan mal satabilecek. AB kartını oynayarak Türkiye’den limanlarını kendisine açmasını isteyen fakat olumsuz cevap alan Rum tarafı ise hemen yanı başındaki Türkiye pazarına ulaşım imkanı elde edecek.

Son dönemde ada etrafından keşfedilen hidrokarbon yatakları da tarafların çözüm konusundaki istek ve iradelerini artıran hususlardan biri. Keşfedilen rezervlerin beklenenin altında olduğu kaydedilse de en azından adanın 120 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabilecek enerji kaynağından bahsediliyor. Güney Kıbrıs’ın tek taraflı petrol ve doğalgaz arama çalışmaları sırasında ortaya çıkan sürtüşmeler bu kaynakların sorunsuz bir şekilde çıkarılmasının öncelikle adada tesis edilecek barışa, eşit ve adil bir paylaşıma ihtiyaç duyulduğunu da ortaya koydu.

Ekim sonunda Türkiye’den adaya akmaya başlayacak suyun da su sıkıntısı çekilen adada çözüm konusunda önemli bir unsur olması bekleniyor.

Güneyde de çözüme destek artıyor

Rum kesimi her ne kadar 2004’te iki kesimin federal bir devlet çatısı altında birleşmesine “hayır” dediyse de aradan geçen zaman onların da soruna bakışını değiştirmiş görünüyor. Güneydeki Kıbrıs Üniversitesi tarafından ağustos başında tamamlanan bir anket çalışması, Rumların muhtemel bir referandumda “evet” demeye daha yakın olduğunu ortaya koydu. 508 kişinin katıldığı ankette “evet” diyen veya kendini “evet”e daha yakın hissedenlerin oranı yüzde 49 olurken, kesinlikle “hayır” diyeceklerini belirtenlerin oranı yüzde 13’te kaldı.

Rumların tutumunda yaşanan bu değişiklikte geçirdikleri ekonomik krizin ve AB’den umduklarını bulamamış olmalarının yanı sıra iki kesim arasındaki geçişlerin serbest bırakılmasıyla Türk kesimini daha yakından tanımalarının etkili olduğu belirtiliyor.

Rum kesiminin tüm adayı temsilen AB üyesi olacağı henüz Annan Planı’nın yeni yeni tartışılma başlandığı günlerde, Aralık 2002’deki Kopenhag Zirvesi’nde kesinleşmişti ve 1 Mayıs 2004’e gün verilmişti. AB’nin üst üste yaşadığı ekonomik krizler, özellikle de Rum kesimi ile yakın ilişki içerisinde olan Yunanistan’ın geçirdiği ekonomik darboğaz Rumların beklentilerini önemli ölçüde boşa çıkardı. Bazı Rumlar da yaşadığı ekonomik sıkıntıyı aşmak için Kuzey’de bıraktıkları malları geri alma ya da satma çabasına girdi.

Her iki kesimin demografik yapısında yaşanan değişim de çözüm arayışlarını artıran bir unsur olarak dikkat çekiyor. Adada yaşanan acı günlere şahitlik etmiş kesim çözüme daha ihtiyatlı yaklaşırken, genç nesiller çözümün ekonomik ve sosyal getirilerine ve yeniden uluslararası toplumun bir parçası olabilmeye bakıyor.

Müzakerelerde esas konular görüşülüyor

Tarafların bir araya gelerek müzakere edilecek konuları tarama sürecini tamamladığı 29 Haziran’dan bu yana esas konularda müzakere yapılıyor. Müzakerelerin sıhhati açısından içerikle ilgili sınırlı ölçüde bilgi paylaşılıyor.

Genellikle liderler düzeyinde yapılan açıklamalarda süreç konusunda endişeler ve olumsuzluklar giderilmeye çalışıyor. Meclise karşı sorumluluğun gereği olarak Türk tarafında görüşme tutanakları milletvekillerine ulaştırılırken, Rum tarafında ise siyasi parti temsilcileri ve eski liderlerin de yer aldığı Ulusal Konsey toplantıları düzenleniyor.

Ortak açıklama metninde de yer aldığı şekliyle soruna siyasi eşitlik temelinde, iki toplumlu, iki kesimli federal bir devletin kurulması ile çözüm aranıyor. Liderlerin açıklamalarından yönetim ve güç paylaşımı konularında temel prensiplerde uzlaşma sağlandığı anlaşılıyor ancak bunun uygulamada nasıl olacağıyla ilgili çalışmalar sürüyor.

Yönetim ve güç paylaşımı

Türk tarafı siyasi eşitlik ilkesinden yola çıkarak kurulacak federal yönetimde dönüşümlü başkanlık uygulanmasını istiyor ancak Rum tarafının yaptığı açıklamalardan henüz tam olarak uzlaşma sağlanamadığı anlaşılıyor.

Rum tarafının sözcüsü Nikos Hristodulidis, temmuzda güç paylaşımı konusunda taraflar arasında görüş ayrılığı bulunduğunu açıklamıştı. Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis de Simerini gazetesine verdiği mülakatta, dönüşümlü başkanlık sistemini adil bulmadığını söylemişti.

Tarafların referanduma götürdükleri Annan Planı’nda nüfusu daha çok olan kesimden başlayarak 20’şer aylık üç dönem halinde başkan ve başkan yardımcılığının el değiştirmesi öngörülüyordu.

Toprak ve mülkiyet

Müzakerelerin en çetrefilli konularının başında toprak ve mülkiyet geliyor. Temmuzda bir araya gelen taraflar, toprak ve mülkiyetle ilgili temel konuları ele aldıklarını açıklamışlar ancak ayrıntılara daha sonraki görüşmelerde geçileceğini duyurmuşlardı.

Mülkiyet konusunun, iki bölgelilik esasına göre, kişisel haklara saygı çerçevesinde iade, takas ve tazminat yöntemi ile çözüme kavuşturulması öngörülüyor.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, çözüme ulaşılması durumunda Mülkiyet Komisyonu kurulacağını, her iki tarafın eşit sayıda temsilci bulunduracağı bu komisyonun mülkiyetle ilgili talepleri karara bağlayacağını söyledi.

Annan Planı’nda da Mülkiyet Komisyonu kurulması öngörülüyordu. Planda, komisyonun vereceği kararlara itirazın konuyla ilgili kurulacak “Emlak Mahkemeleri”ne götürüleceği, mahkemenin vereceği kararın temyize kapalı olacağı ifade ediliyordu.

Garantiler

Adadaki Türkler ve Rumların yanı sıra Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’yi de ilgilendiren garantiler konusu henüz görüşülmeyi bekleyen hususlar arasında yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Burcu, önceki hafta yaptığı açıklamada, Akıncı ve Anastasiadis’in eylül ayı içinde BM Genel Kurulu münasebetiyle New York’ta olacağını hatırlatarak, Genel Kurul marjında garantör ülkelerle bir araya gelme ve konuyu görüşme niyetinde olduklarını açıkladı. Rum kesiminde görüşmenin olmayacağına dair haberler çıksa da henüz resmi bir yalanlama gelmedi.

İngiliz sömürgesinin sonra ermesinin ardından adada bağımsız bir Kıbrıs devletinin kurulmasını sağlayan anlaşmanın altında garantör devletler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin imzası bulunuyordu. Daha önceki dönemlerde de tüm tarafların bir araya geldiği beşli müzakereler yapılmıştı.

Annan Planı’nda, garantörlükle ilgili anlaşmaların devam etmesi, birleşme sonrası ortaya çıkacak yeni durumun ek protokollerle düzenlenmesini öngörüyordu.

Ekonomi

Müzakerelerde ele alınacak konulardan bir diğeri ekonomi. Birleşme sonrasında her iki tarafın da kamu borcuyla ilgili neler yapılacağı, kesimler arası ekonomik dengesizliklerin giderilmesi, enerji kaynaklarının kullanımı, federal merkez bankasının kurulması ve işleyişi, birleşme sonrasında ekonomiyle ilgili atılacak diğer adımlar da ekonomiyle ilgili müzakere başlıklarını oluşturuyor.

AB üyeliği

Rum yönetimi, tüm adayı temsilen AB üyeliğine kabul edildiğinde topluluk müktesebatının Kuzey’de uygulanmasının çözüme varılana kadar askıya alınacağı açıklanmıştı. Dolayısıyla federal devletin kurulmasıyla adanın tamamı fiilen AB üyesi haline gelecek olması müktesebata uyum konusunda adanın kuzeyinde de adımları gerekli kılıyor.

Görüşmelerde AB’ye uyum konusunda atılacak adımların yanı sıra çözüm sonrasında iki kesim arasındaki siyasi ve sosyal dengenin korunması için getirilecek birtakım kısıtlamaların AB müktesebatıyla çelişmemesi için neler yapılması gerektiği de ele alınacak. Bu bağlamda zaman zaman, taraflar arasında varılacak anlaşmanın AB’nin birincil hukukuna dahil edilmesi yönünde görüşler gündeme geliyor.

Müzakerelerin ne zaman sonuçlanacağıyla ilgili henüz net bir tarih verilmiyor. Her iki taraf da yaptıkları açıklamalarda kalıcı bir çözüme vurgu yapıyor ve önceliklerinin zaman olmadığının altını çiziyor ancak mayısta adanın güneyinde yapılacak genel seçimlerin müzakereleri olumsuz etkilemesinden endişe ediliyor.

Nitekim KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, görevdeki 100 gününü değerlendirdiği toplantıda bu hususa işaret etmiş ve mayıs ayına kadar ciddi ilerleme sağlanamazsa sürecin uzayacağını söylemişti.