Olay Gazetesi Bursa

‘Tur rehberleri Ulu Cami ile ilgili yanlış bilgiler veriyor’

Uludağ Üniversitesi (UÜ) İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hicabi Gülgen, kentteki tarihi Ulu Cami'ye aslı olmayan hikayeler anlatıldığını belirterek, "Camileri hikayeler dünyasına çevirmek İslam'a terstir. Ulu Cami, secde etme yeridir" dedi.

Gülgen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarihi kentlerde geçmişten günümüze ayakta kalabilmiş önemli eserler bulunduğunu belirterek, bu yapılar hakkında ziyaretçilere bilgi veren tur rehberlerinin, profesyonelce davranması ve hurafe içeren anlatımlardan kaçınması gerektiğini söyledi.

 

Bursa’da özellikle Ulu Cami ile ilgili bazı tur rehberlerince yanlış bilgiler verildiğini ifade eden Gülgen, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“Ulu Cami’nin içindeki şadırvanla ilgili yanlış hikayeler anlatılıyor. Şadırvanın bulunduğu alanın gayrimüslim bir kadına ait olduğuna yönelik turistlere yanlış bilgiler aktarılıyor. Hatta birçok internet sitesinde bile bu yanlış bilgiler geçiyor. Rivayet edilir ki Ulu Cami inşa edilirken iç bölümde şadırvanın olduğu arazide gayrimüslim bir kadının bahçesi vardır. Bu kadının rızası olmadan cami yapıldıktan sonra devlet büyükleri, ‘Gayrimüslim de olsa bir kadının bahçesini aldık. Burayı namaz kılınan bir yer değil de secde edilmeyen bir yer olarak kullanalım’ der ve bu düşünceyle söz konusu araziye bir şadırvan yapılır. Bu hikaye, Osmanlı toplumunun ne kadar hassas ve ince düşündüğüyle ilgili fikir oluştursa da ‘Bu bahçe 5 metreye 5 metre, 6 metreye 6 metre gibi bir yer olup nasıl da caminin tam ortasına denk gelmiş’ soruları aklımıza geliyor.”

 

Gülgen, Türk İslam mimarisinin Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan geleneğinde, Selçukluların inşa ettiği camilerin pek çoğunun iç bölümünde şadırvan bulunduğunu dile getirdi.

 

Gerek Anadolu Selçukluları gerekse Osmanlı’nın ilk dönem mimarisinde Rumeli ve Anadolu’nun pek çok kentinde inşa edilen camilerin iç bölümlerinde şadırvana yer verildiğini anlatan Gülgen, Ulu Cami ile ilgili söz konusu inanışın yanlış olduğunu söyledi.

 

“Ulu Cami bir hat müzesi niteliğinde”

 

Gülgen, Ulu Cami’nin iç bölümünde kıble duvarındaki “vav” harfinin önünde, Hızır Aleyhisselam’ın namaz kıldığı yönünde bir inanış bulunduğunu belirtti.

 

Bazı kişilerin aynı yerde namaz kıldığını ve yazıya dokunduğunu ifade eden Gülgen, “Yakın zamanda bu ‘vav’ın üzerine cam takılması gerekti çünkü insanlar yüzlerini, ellerini sürüyordu. Birçok kişi, vav önünde namaz kılındığında dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyor. Bu gibi davranışların, halis niyetle yapılsa da İslam’ın özüne ters olduğunu görmemiz lazım” dedi.

 

Ulu Cami’nin bir hat müzesi niteliğinde olduğuna işaret eden Gülgen, sadece bir harfin kutsallaştırılmasının bu ibadethanenin anlaşılmadığını gösterdiğini ifade etti. Gülgen, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“Bir gün bir rehber hanımefendi, ziyaretçi grubuna bilgi verirken, ‘Bu vavın çengeli günden güne uzuyor. Biz bunu ölçüyoruz. Bu çengelle vavın başı birleştiğinde kıyamet kopacak’ dedi. Ben de müdahale ettim. Camideki yazılar, kubbeler, müezzin mahfilindeki ceylan derisi üzerine yapılmış tezhip sanatı, minberin üzerindeki kündekari işçiliği, bunlar bizim dünyamızı anlatmaya yeter” diye konuştu.

 

“Profesyonel rehberlerin sayısı artmalı”

 

Gülgen, “Aslı olmayan şeyleri anlatarak camileri hikayeler dünyasına çevirmek İslam’a terstir. Ulu Cami secde etme yeridir” değerlendirmesinde bulundu.

 

Ulu Cami’nin gezi yeri ve müzeye çevrilmemesi gerektiğine işaret eden Gülgen, şunları kaydetti:

 

“Hikayeleri tadında bırakmalıyız. İslam’ın ruhunu rencide edecek şekilde davranmamak lazım. Hat sanatını, motiflerin okuma tarzını bilmeyen rehberlerin anlatacağı şeyler, efsaneden ibaret oluyor. Bunun bir çözümü bulunmalı, bir yerde ‘dur’ denilmeli. Daha profesyonel, daha açıklayıcı, mantığını arka planda açıklayan rehberlerin sayısı artırılmalı. Mimari eserler, yapıldıkları dönemin ürünüdür. Mimari eserlere bugün yapılmış gibi bakarsak hata yaparız. Bu yanlışların sonucunda hepimizin duyduğu halk efsaneleri çıkıyor. Anlatılan hikayeleri sadece efsane olarak dinleyip ‘belki ibret alınabilir’ diye düşünmemiz, bir mimari eserin kendi içinde bir okuma biçimi olduğunu unutmamamız gerekiyor.”