Bu dünya, bazen mutluluğun çeşitli olaylarla çoğaldığı, bazen de üzüntülerin sağanak sağanak yağdığı bir mekândır. Sevinç ile kederin yan yana, varlık ile yokluğun, sağlık ile hastalığın ise iç içe olduğu bir dünyada yaşıyoruz…
Böyle bir dünyada, öyle yaşamalıyız ki, hakiki dünya olan ahiret âleminde mutluluklar içinde olmalıyız. Bu dünyada Allah-u Teâlâ’nın huzurundayız, O bizim her halimizi biliyor görüyor (Hadid – 4), ama biz onu göremiyoruz… Aslında bu dünyadaki yaşantımız ahiret hayatımız için bir imtihandır.
Kur’an-ı Kerim’de Enbiya suresi 35’te; “Biz sizi imtihan olarak hayırla da şerle de deniyoruz” buyurulurken, Ankebut Suresi 2’de; “İnsanlar inandık demekle, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar” buyurulmaktadır.
Bu hususta sevgili peygamber efendimizin (s.a.s) anlattığı bir kıssa ile devam edelim.
Zamanında üç adam vardı, birisi alaca hastası, diğeri kel, ötekisi ise gözleri âmâ. Allah cc hazretleri onları imtihan etmek için bir melek görevlendirdi.
Melek önce Alaca hastasının yanına geldi… Bu dünyada Allah’tan ne istersin diye sordu. Adam cildimdeki bu hastalıktan bunaldım, güzel bir tenim olsun isterim, isteği hemen kabul oldu, güzel bir tene kavuştu. Melek Allah’tan dünyalık mal da iste deyince, sürü sürü develer istedi ve develer ona bahşedildi.
Melek, kel olana geldi, Allah’tan ne istersin diye sordu, bu kellikten usandım, sırma sırma saçlarım olsun isterim dedi ve sırma sırma saçları oldu… Allah’tan dünyalık ne istersin deyince koyun sürülerim olsun dedi ve arzusuna kavuştu.
Melek gözleri âmâya geldi, Allah’tan ne istersin diye sordu, âmâ adam gören iki gözüm olsun dedi ve gözleri açıldı, dünyalık ne istersin deyince inek sürülerim olsun dedi, ona da isteği verildi.
Uzun bir zaman sonra, melek her birinin kapısına daha önceki suretlerinde geldi.
O zaman Alaca tenli olan adama, “Ben yolda kalmış bir fakirim bana bir deve, biraz da yiyecek ver” dedi… Adam ben bunları çalışarak kazandım, sende çalış kazan dedi, vermedi… Melek eğer yalan söylüyorsan Rabbim seni eski haline döndürsün dedi ve öyle oldu.
Sonra kel olan adama geldi, ondan da yardım ve yiyecek, giyecek şeyler istedi… Kel adam “Bunlar bana babamdan kaldı diyerek” vermedi… Melek eğer yalan söylüyorsan Rabbim seni eski haline döndürsün dedi ve öyle oldu.
Melek, Âmâ’nın kapısına vardı, ben fakir yolda kalmış adamım bana biraz yardım edersen çok sevinirim dedi… Âmâ adam, “Bende senin gibi âmâ idim, ama Rabbim gözlerimi açtı, beni zengin etti… Şimdi ineklerimden istediğin kadar alabilirsin… Mutfağımızda bol yiyecekler var ondan da alabilirsin” dedi. Âmâ imtihanı kazanmış, diğer ikisi hırs ve mal mülk sevgisine yenik düşerek imtihanı kaybetmişlerdi.
Rabbimizin bize verdiklerinden bizde seve seve verelim, gönül yapıp, gönüllerde seyredelim.
İyilik et de isterse çöp olsun
Ayırma kimseyi, kim olursa olsun
Vererek yaşa, gönlün nûr ile dolsun
Karşılığını bir gün er geç bulursun
Mehmet GÜLAL