Olay Gazetesi Bursa

Müslüman Rabbi’ne güvenen, kendisine de güvenilen kimsedir

Rabbimize sonsuz hamdüsenalar olsun, müslüman bir ülkede, islâmın güzelliklerini doya doya yaşamaya çalışan bir ailede dünyaya gelmişiz. Rabbimiz bizi imân nuru ile donatmış. Şimdi bize düşen vazife imanımızın gereğini yerine getirmek, hem ailemize hem milletimize hizmet eden güvenilir, emin bir mümin olmaktır. İslâmı güzel yaşayan bir mümin her zaman, iyi gününde de sıkıntılı gününde de […]

Rabbimize sonsuz hamdüsenalar olsun, müslüman bir ülkede, islâmın güzelliklerini doya doya yaşamaya çalışan bir ailede dünyaya gelmişiz. Rabbimiz bizi imân nuru ile donatmış. Şimdi bize düşen vazife imanımızın gereğini yerine getirmek, hem ailemize hem milletimize hizmet eden güvenilir, emin bir mümin olmaktır. İslâmı güzel yaşayan bir mümin her zaman, iyi gününde de sıkıntılı gününde de Rabbine güveni tamdır.

Peygamber efendimizin dip dedesi Hz. İbrahim aleyhisselam, ateşe atılacağı zaman, yardım etmek isteyen Cebrail as’a: “Bana Allah yeter, O ne güzel vekildir” diyerek, Allah’a güvenmemizin en güzel örneğini ortaya koymuştur.

Peygamber efendimizin Medine’ye hicret yolculuğunda Sevr mağarasında, endişeye kapılan yol arkadaşı Hz. Ebubekir’e “Üzülme şüphesiz Allah bizimle beraberdir” demesi Allah-u Teâlâ’ya sonsuz güvenlerinin neticesidir.

Biz iman sahibi olup, gereğini yerine getirmeye çalışan bir kul olarak Allah’a sonsuz güveniriz ve bu imanımızın güzelliği ile de içinde bulunduğumuz cemiyette, güvenilir bir mümin olarak yaşamaya gayret gösteririz.

Tevbe suresi 9/51’de; “De ki, Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişemez” buyurulur. Buna en güzel örnek rızkımızdır. Rızkın sahibi Allah’dır. Doğduğumuzda rızkımız yazılmış, tayin edilmiş ve bir kitapta toplanmıştır (Hud suresi-6). Buna inanarak yaşadığımız zaman iki dünyada da mutlu oluruz.

Müslüman, Rabbine güvenen kimse olmasıyla birlikte kendisine de güvenilen kimse olmalıdır. Sevgili Peygamber efendimiz s.a.v buyurdular ki; “Müslüman, elinden ve dilinden (emin olunan kişidir)”…

Müslüman sözünde yalan, gıybet, nemime (söz taşıma) olmayan, her işittiğini konuşmayan, zan ve töhmet ifadelerini dile getirmeyen, yapmış olduğu işlerde, atmış olduğu adımlarda, aldığı kararlarla insanların güvenini sevgisini kazanan kimsedir. Çünkü biz müslümanlar, Muhammedül Emin olarak çağrılan peygamberimizin ümmetiyiz. Peygamber efendimiz (s.a.s) Medine’ye hicret ederken, üzerindeki emanetleri, düşmanları bile olsa, sahiplerine vermesi için Hz. Ali efendimizi yerine vekil bırakmıştı.

Hz. Musa (a.s) “Ya Rabbi bana öyle bir amel göster ki, onu yapınca sen benden razı olasın!” diye dua etti. Allah Teâlâ “Ya Musa sen buna güç yetiremezsin” buyurdu. Hz. Musa secdeye kapanıp yalvardı. O zaman Allah-u Teâlâ şöyle vahyetti: “Ya Musa şüphesiz benim rızam, senin benim takdirime razı olmandır.”

Peygamber efendimiz buyurdular ki; “Kim sabah akşam, ben Rab olarak Allah’A, din olarak İslama ve peygamber olarak Hz. Muhammede razı oldum derse, Allah (c.c) ondan razı olur.”