NAHL 16/114: Eğer yalnız Allah’a tapıyorsanız, Allah’ın size verdiği rızkı helâl ve hoş olarak yiyin ve O’nun nimetine şükrediniz.
ŞÜKÜR: Şükretmek, teşekkür etmek, insana yakışan, insanı sevimli ve onurlu kılan, bir güzelliktir. Şükreden bir insan her türlü ikramın, Rahim ve Kerim olan Rabbi’nin bir lütfu, ikramı olduğunu görüp biliyorsa; o zaman şükretmek, başlı başına bir ibadettir. Düşünerek, bilerek, şükreden insan, imanını doruk noktasına çıkarmayı kendisine hedef seçmiştir. Şükreden hem nimetin güzelliğini, hem de nimeti verenin yüceliğini, imân süzgecinden geçirerek mevlâsına teşekkür etmektedir. Şükretmek, tevhid şuuruna kavuşmuş insanların, imân sahiplerinin bir yaşam biçimidir. Onlar zenginliği, fakirliği, her türlü nimeti verenin Allah (c.c.) olduğunu O’ndan başka hiç kimsenin trilyonlarca canlının rızkını karşılayamayacağını bilirler. Her şeyin O’ndan geldiğini, alanın da verenin de “O” olduğunu bilirler ve her hâl ve zamanda şükrederler. Rahmetli Hocam Mehmet Ali Deniz Efendim, amansız bir hastalığa yakalanmıştı… Her ziyaretimde, çok sıkıntılı anlarında bile, “Hocam, nasılsınız?” dediğimde “Buna şükür, elhamdulillah.” derdi. Bu durumda, her türlü iyiliğin veya kötülüğün O’ndan geldiğini bilerek yaşamak ne büyük bir mutluluk, ne hoş bir olaydır. Allah’ın verdiği her türlü imkân ve nimetten yararlanıp bol bol harcayıp, tüketip bunun yüce Mevlâmızın lütfu ikramı olduğunu bilmemek ne büyük nasipsizlik ve ne büyük gaflettir. Onun için İslâm âlimleri şükür imânın eseri, şükürsüzlük ise küfrün eseridir demişlerdir.
Hâline şükredip, o hâliyle Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmeye çalışan, ona isyân etmeyen nice fakirler vardır. İşte onlar, âhirette peygamberlerle, şehitlerle beraber olacaklardır.
Bir gün, Süleyman aleyhisselâm Allahü teâlâya şöyle niyâzda bulundu:
”Yâ Rabbî, fakirlerin sâlih olanlarını çok seviyorsun. Âhirette onlara ne mükâfat vereceksin?”
“Yâ Süleyman! Fakir ve sâlih olan kullarıma neler ikrâm edeceğimi ben bilirim. Onların bazılarını Cenette Peygamberlerle arkadaş edeceğim. Her fakir bir peygamberle aynı tahtta oturacaktır. Onunla beraber yiyip içecektir.”
Bunun üzerine Hazret-i Süleyman sordu:
“Yâ Rabbî, Cennette benim arkadaşım olacak fakiri bana bildir!”
“Yâ Süleyman! Eğer Cennet arkadaşını öğrenmek istersen, ikindi vakti şehrin kuzey tarafına çık, orada rastlayacağın kimse senin Cennetteki arkadaşın olacak kimsedir.”
Hazret-i Süleyman, emredilen vakitte o tarafa gitti. Orada ihtiyar bir fakir gördü. Sırtında odun yükü vardı. Dinlenmek maksadıyla biraz oturdu. Hazret-i Süleyman ihtiyarın yanına varıp selâm verdi.
İhtiyar:
“Ve aleykümselâm yâ Nebiyyallah!” diye selâmını aldı.
Sonra hazret-i Süleyman sordu:
”Ey ihtiyar, sırtındaki bu odun nedir?”
“Ben fakir bir kimseyim. Her gün dağa gider, sırtımda odun getirip satar, onunla çocuklarımın nafakasını temin ederim.”
“Ey ihtiyar bu şekilde çalışmakla çok yoruluyorsun. Gel bundan sonra odun satmaktan vazgeç. Benim yanıma gel, sarayımda benimle beraber yiyip içersin. Seninle aynı tahtta oturalım sen de benimle beraber sultan ol! Bu ihtiyar yaşında zahmet ve sıkıntıdan kurtul!”
“Yâ Süleyman! Bu geçici dünyada ben, saltanata tâlip olmak istemem. Ben hâlimden memnunum. Allahü teâlâ sana saltanat vermiş, bana da fakirlik ihsân buyurmuş. Sultanlığın sana mübârek olsun, bana fakirlik yeter.”
“Mademki, saltanatımı paylaşmak istemiyorsun, sana maaş bağlayayım!”
“Yâ Süleyman, benim fakirlikten dolayı bir şikâyetim yoktur. Ben hâlimden memnunum bunun şükrünü yapmaya çalışıyorum. Sen sultanlığına devam et, ben de fakirliğime devam edeyim. Ben bu hâlimle daha rahatım, huzurluyum!”
Her türlü tedbire rağmen, zengin olamayan, hâline şükretmeli, fakirliğe sabretmelidir. Çünkü hadis-i şerifte (Fakirlik, dünyada kusur ise de, ahirette süstür) buyuruldu… Sabredip, hâlinden şikâyet etmeyen fakirlere ne mutlu…
ALLAH’IM
Bahçemdeki çiçeğimsin
Seherlerde bülbülümsün
Bazı ağlatır, bazen güldürürsün
Sana sonsuz Elhamdülillah
Kulum diye hep verirsin
Her nefesde bizimlesin
Acımızı tatlı edersin
Sana sonsuz Elhamdülillah
Dr.Mehmet Gülal