Asansörün düğmesine uzanan elimle, merdivene dönen ayağım arasında görünmez bir pazarlık var. Günün yorgunluğu daha sabah başlamadan “kolayı seç” diye fısıldıyor. Ben de tam o anda kendime küçük bir soru soruyorum. Bugün bedenime ne kadar yer açacağım?
Merdiven, aslında hayatın içine gizlenmiş bir egzersiz gibi. Ne spor salonu kokusu var, ne “hadi motive ol” baskısı… Sadece birkaç basamak. Ama o birkaç basamak, bacaklara “çalış” derken kalbe de “uyan” diyor. Nefesin derinleşmesi, kanın hızlanması, bedenin ısınması… Hepsi birkaç katın içinde saklı.
İşin güzel tarafı şu; Merdiven bir hedef değil, bir alışkanlık. “Bugün 10 kat çıkacağım” diye başlamaya gerek yok. Bir kat… iki kat… üç kat … Bazen sadece çıkarken merdiven, inerken asansör bile yeter. Önemli olan, bedene “seni unutmadım” mesajını göndermek.
Genç kalmak çoğu zaman büyük kararlar istemiyor. Bazen tek istediği şey, o düğmeye basmadan önce bir saniye durup “Ben merdiven insanıyım” diyebilmek.