Olay Gazetesi Bursa

ABD, Trump ve garip bir dış politika

ABD Başkanı Donald Trump en son İran’ı hedefe koydu. Yanı sıra Savunma Bakanı James Mattis de Kuzey Kore’yi… Trump, balistik füze denemesi yapan İran’a “ateşle oynuyorsun” sözleriyle çatarken Mattis de “Kuzey Kore’nin nükleer silah kullanması durumunda bunun karşılıksız kalmayacağını” söyledi. İran’dan Trump’a yanıtı Savunma Bakanı Hüseyin Dehgan’la dini lider Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti verdi. […]

ABD Başkanı Donald Trump en son İran’ı hedefe koydu. Yanı sıra Savunma Bakanı James Mattis de Kuzey Kore’yi…

Trump, balistik füze denemesi yapan İran’a “ateşle oynuyorsun” sözleriyle çatarken Mattis de “Kuzey Kore’nin nükleer silah kullanması durumunda bunun karşılıksız kalmayacağını” söyledi.

İran’dan Trump’a yanıtı Savunma Bakanı Hüseyin Dehgan’la dini lider Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti verdi.

Dehgan füze denemesini doğruladı ancak bunun BM kararlarını ihlal etmediğini savundu. Velayeti’yse “ABD tehditlerine teslim olmayacaklarını” belirtti.

*

ABD’nin yeni yönetimi İran ve Kuzey Kore çıkışlarından bir gün önce de Avustralya’yla çatışmıştı. Başkan Trump, Avustralya Başbakanı Malcolm Turnbull’la telefonda konuşurken kırıcı ifadeler kullanmış, yetmemiş telefonu yüzüne kapatmıştı.

Konu şuydu: Obama yönetimi, Avustralya’nın Papua Yeni Gine’deki kampında bulunan 2 bin 500 sığınmacının yarısını ABD’ye almaya söz vermişti ve bunun için bir anlaşma da imzalanmıştı.

Başbakan Turnbull, Trump’tan bu anlaşmaya uymasını istiyordu.

*

Trump yönetiminin İran ve Kuzey Kore’ye yönelik sert tutumunun bir mantığı olabilirdi. Ama Avustralya’yla ilişkide çatışma çıkarmak, gerilim yaşatmak anlamsızdı. Çünkü Avustralya ABD’nin müttefikiydi. Avustralya’daki hava ve deniz üsleri olmasa Pasifik’teki Çin gücüne karşı kurulan denge ABD’nin aleyhine bozulabilirdi.

*

Yeni yönetimin müttefiklerle dalaşması, onlara karşı saldırganlaşması aslında AB’yle başlamış bir süreçti.

Trump, AB’nin dağılmasını istiyor, İngiltere’yi yanına alarak Almanya’yı dışlıyordu. Bunu da açık açık yapıyordu. AB’nin kuruluş amacının ABD’yi ticarette yenmek olduğunu, bu politikanın arkasındaysa Almanya’nın bulunduğunu söyleyen Trump’tı.

ABD’deki yeni yönetim “düşman” sözcüğünü ağzına almıyordu ama Almanya’yı düşman olarak gördüğü anlaşılıyordu.

Örneğin, Trump’ın ticaret danışmanı Prof. Peter Navarro, “ABD ile AB’nin arasındaki en büyük engelin Almanya olduğunu” savunuyordu.

*

Trump’ın Almanya’ya saldırarak Avrupa’da eski korkuları canlandırmaya çalıştığı iddiaları ilginçti: Berlin Avrupa’da yalnızlaşacak, geri kalanını Amerika yanına alacaktı…

Ne var ki, Trump’lı ABD’nin böyle bir şansı olamazdı.

Nitekim, Fransa ve İspanya Beyaz Saray’ın sinsice düşüncelerine karşılık olarak Avrupa’nın birliğini savunmaya geçtiler.

Hollande, “Atlantik ötesi işbirliğinin artık Avrupa’nın kendi çıkarları ve değerleri üzerine kurulacağını” söyledi.

*

Gidişat şunu gösteriyor: Trump, ABD’nin en yakın müttefiklerini kızdırıyor ve Washington’dan uzaklaştırıyor.

Bu durumda kaybeden Avrupa değil, Amerika Birleşik Devletleri olacaktır.