Olay Gazetesi Bursa

Kırım Körfezi’ndeki gerilim nereden çıktı?

Üç olasılık var. Birincisi şöyle: ABD ve AB Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko’yu kullanarak Rusya’nın “Karadeniz” hassasiyetini ölçmek istediler. Bu amaçla dörder ya da beşer askerin bulunduğu, üç küçük Ukrayna teknesini Rusya’nın karasularına soktular. Ama fazla ilerleyemediler çünkü Rus deniz gücü ateş açmış ve önlerini kesmişti. Yanı sıra Rus jetleri ve askeri helikopterleri de devriye uçuşlarına başlamışlardı. […]

Üç olasılık var. Birincisi şöyle: ABD ve AB Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko’yu kullanarak Rusya’nın “Karadeniz” hassasiyetini ölçmek istediler.

Bu amaçla dörder ya da beşer askerin bulunduğu, üç küçük Ukrayna teknesini Rusya’nın karasularına soktular.

Ama fazla ilerleyemediler çünkü Rus deniz gücü ateş açmış ve önlerini kesmişti. Yanı sıra Rus jetleri ve askeri helikopterleri de devriye uçuşlarına başlamışlardı.

Sonuçta gördüler ki, Putin’in hiç şakası yoktu. Provokasyon işe yaramamıştı.

*

Gelelim ikinci olasılığa:

31 Mart 2019’da Ukrayna’da başkanlık seçimleri yapılacak ve Proşenko da yeniden aday olacak. Ancak kendisine rakip iki aday daha var, Yulya Timoşenko ve Vladimir Zelenskiy… İki aday da anketlerde, Poroşenko’nun açık ara önünde görünüyor. 

Savaş kabinesini toplantıya çağırmak, bir kahramanlık gösterisi planlamak, milliyetçi duyguları coşturmak, Kiev’deki faşist çeteleri harekete geçirmek gibi eylemler ülke açısından tehlikelidir ama Poroşenko’nun seçim şansını da yükseltecektir elbette. Ama şu da var: Parlamento’nun, sıkıyönetim kararnamesini kabul etmesi halinde Poroşenko, seçimleri iptal etme olanağına da kavuşacaktır.

*

Üçüncü olasılıksa şöyle:

NATO büyük bir hızla durumdan vazife çıkardı ve “Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü, seyrüsefer hakkını tanıdığını” ilan etti.

İlginçtir, NATO ses verince ABD ve Avrupa, aralarındaki sorunları bir yana bırakıverdi. Bu arada AB Konseyi’nde, Avrupa liderlerinin Ukrayna gündemiyle toplanmasına karar verildi.

Trump’ı da davet ederlerse şaşırmayalım…

 

Kimyasal saldırıya sessiz kaldılar

 

Suriye’de kimyasal saldırı denilince ABD ve onun Avrupalı müttefiklerinden Fransa ve İngiltere hemen Esad’ı işaret ederler ve Suriye ordusuna ait askeri üsleri ve mühimmat depolarını füze yağmuruna tutarlardı.

Geçen hafta içinde de İdlib’deki El Kaide bağlantılı terör örgütlerince Halep’e klor gazı içeren füzeler fırlatıldı. İlk aşamada 8 kişinin öldüğü, 55’e yakın kişinin de solunum sorunuyla hastanelere başvurduğu belirlendi.

Ne var ki, bu kez ABD’den ve müttefiklerinden hiç tepki gelmedi. Oysa onlar bu konuda çok duyarlıydı. Hiç olmazsa Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni “kimyasal saldırıyı kınama” talebiyle toplantıya çağırabilirlerdi. Onu bile yapmadılar.

BMGK’ya çağrıda bulunan, Suriye oldu. İdlib’deki terör örgütünün cezasını da Ruslar verdi. Rus uçakları, Türkiye’nin de bilgisi dahilinde İdlib’deki terör üslerini bombaladı.

 

Veliaht Prens’te darbe korkusu

 

Kaşıkçı cinayetinin ardından ilk kez yurtdışına çıkan Veliaht Prens bin Selman’ı darbeyle iktidardan indirilme korkusu sardı.

Prens Riyad’a dönmeden önce Cidde ve Demmam kentlerindeki güvenlik güçlerinin başkente kaydırıldığı gözlendi.

Ayrıca 50 milimetrelik toplar, gece görüş dürbünleri ve kızılötesi dürbünlerle donatılmış 20 askeri aracın kraliyet sarayıyla havaalanı arasındaki yola konuşlandırıldığı bildirildi.

Prens Selman, Birleşik Arap Emirlikleri, Tunus ve Cezayir’i kapsayan bir bölge turuna çıkmıştı.