Komşumuz Bulgaristan’da 19 Nisan’da Parlamento Seçimleri var. Seçim öncesi Bulgaristan Parlamentosu antidemokratik bir kararla sınırları dışındaki ülkelerde oy kullanan vatandaşlarına kısıtlama getirdi. Türkiye’deki vatandaşları için kurulan sandık sayıları azaltıldı. Bu karara en büyük tepkiyi merkezi Bursa’da bulunan Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BALGÖÇ) Genel Başkanı Prof. Dr. Emin Balkan ile diğer Balkan STK’larının yöneticileri verdiler.
Ancak Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan, Türkiye’den yükselen tepkilere kulak tıkadı ve kendi cumhurbaşkanlarının veto ettiği yasada ısrar etti. Üstelik buna, kimi Türk kökenli isimlerin de komisyonda çoğunluğun sağlanmasına destek verdikleri de ileri sürüldü. Bu kararla Türkiye’de daha evvel 166 olan sandık sayısı 20’ye düşürüldü.
Şimdi buna rağmen, Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşları Bulgaristan Parlamentosu üyelerini yenileyecek seçime ilgi gösterecek mi?
BALGÖÇ Genel Başkanı Prof. Dr. Balkan, “Türkiye’de sandık sayısını 20’ye düşürülmesini sağladılar. Sırada çifte vatandaşlığı kaldırmak varmış. Utanmadan Bulgaristan Türklerinin oylarını almaya çalışıyorlar” diyerek karara destek veren partilere ve onların temsilcilerine tepki gösterdi.
Prof. Balkan, Bulgaristan’daki siyasi partilerin milletvekili aday listelerinde Bulgaristan Türklerine yer vermesinin tek başına yeterli olmadığının da altını çizerek, “Bu adayların ve mensubu olduğu partilerin, Bulgaristan Türkleri hakkında yaptıkları ve beyan ettikleri, yapacakları 19 Nisan seçimlerinde tercih sebebi olacaktır” diye de tepkisini sürdürdü.
Türkiye’deki seçimlere katılımı düşürecek düzenlemeye sebebiyet verip, Türkiye’den oy beklemek de o karar sonrası abesle iştigal bir durum olsa gerek.
Prof. Balkan’ın ileri sürdüğü gibi, seçimin ardından bir de çifte vatandaşlığı kaldıracak düzenlemeye Türk kökenli siyasetçilerin izin verecek olmaları da yenilir yutulur ve kabul edilebilir bir durum olmasa gerek.
Sadece su atıksu tarifeleri mi yüksek?
Şu bir gerçek ki, asırlarca su şehri olarak bilinen, ama daha bir kaç ay önceye kadar planlı kesintilerle karşı karşıya kaldığımız kentimiz, Türkiye’nin en pahalı suyunu içen illerinden biri. Sadece su değil, ulaşım ücretlerinde de Türkiye’nin en yüksek bilet ücreti alınan kentlerinin başında geliyoruz.
Ancak, Bursa’da su, ulaşım ve ekmek zamlarından şikâyet edilirken, merkezi hükümete bağlı kurumların tarifelerini görmezden gelmek de adaletli bir yaklaşım olamaz. Ateşi söndürülemeyen akaryakıt fiyatları hemen her sektörü olumsuz etkiliyor.
80 liradan mazot alan yerel yönetimler, toplu taşıma tarifesini ne kadar ucuz tutabilirler ki?
Sadece akaryakıt değil, yedek parça, işçilik, vergi, SGK primi vb. gibi gider kalemlerindeki artışlar da belediyelerin halka götürdüğü hizmetlerin maliyetini artırıyor.
Su, ulaşım, ekmek vb. gibi temel giderlere gelen zamları eleştirirken aynı şekilde insani yaşam için olmazsa olmazlardan doğalgaz, elektrik, internet, akaryakıt vb. gibi harcamalardaki fiyat yüksekliklerini es geçmek haksızlıktır.
Tüm temel insani gereksinimlerin tarifeleri asgari düzeyde tutulmalı.
Akaryakıtın ateşi sönecek gibi değil
ABD ve İsrail’in yanıbaşımızdaki komşu İran’a yönelik saldırıları dünyayı enerji ve akaryakıt krizine doğru sürüklüyor. Hürmüz Boğazı’nı kapatan İran elindeki bu büyük kozu kullanırken enerji ve akaryakıt fiyatları da aldı başını gidiyor. Türkiye’de bir litre mazotun fiyatı 80 liralara dayandı. Bu fiyatlarla üreticinin tarlasını ekmesi, hayvanını yetiştirmesi, nakliyecinin para kazanması, araç sahiplerinin yola çıkmaları güçleşiyor.
Siyonist İsrail’in ABD’yi de yanına alarak İran’a karşı başlattığı saldırılar sadece savaşan tarafları değil, bütün bir dünyayı etkiliyor. Çatışmalar, beliren anlaşma ve barış umutlarına rağmen durdurulamazsa, akaryakıtta litre fiyatının kısa sürede 100 liranın üzerine çıkması an meselesi.
Önceki akşam 6 lira birden artan mazot litre fiyatı Türkiye’deki üretim dengelerini de sarsıyor.
Devamında ithalata dayalı elektrik ve doğalgaz zamlarının da eli kulağında olduğunu unutmamak gerekiyor.
Ağır geçen kış koşulları sonrası, yaz aylarınında dar gelirli ve sabit ücretlilerin yanı sıra, yatırımcıları, esnafı, üreticiyi daha da sıkıntıya sokacak günler bekliyor.
Dünya bu çatışmayı izlemeye devam ederse, enerji ve akaryakıtın giderek harlanan ateşi sönecek gibi durmuyor.