Bugün Türkiye’de sessiz ama son derece derin bir kuşatma yaşanıyor.
Tanklarla, füzelerle değil; algoritmalarla, verilerle ve ekranlarla.
Dijital platformlar, elde ettikleri rekor gelirlere rağmen ne ülkelere ne de kullanıcılara karşı ciddi bir sorumluluk üstleniyor. Kullanıcı güvenliği, veri şeffaflığı, ulusal talepler… Hepsi ya erteleniyor ya da açıkça reddediliyor. Buna karşılık veri toplama iştahları her geçen gün artıyor.
Çünkü mesele artık sadece reklam değil.
Mesele veri.
Bugün Türkiye’de yaklaşık 90 milyon sosyal medya hesabı var. Bu, dijital pazarın ne kadar büyük olduğunu gösteriyor ama aynı zamanda çok daha tehlikeli bir gerçeğe işaret ediyor:
Bu pazarı ele geçirenler yalnızca para kazanmıyor; toplumun dijital haritasını çıkarıyor.
Kim ne izliyor, neye öfkeleniyor, neye inanıyor, hangi başlıkta nasıl tepki veriyor…
Bu bilgiler bir araya geldiğinde ortaya sadece istatistik değil, toplumsal profil çıkıyor.
Ve bu profil, günümüz dünyasında artık bir savaş silahı.
Uzmanlar açıkça söylüyor: Savaşlar artık sadece cephede yapılmıyor.
Sosyal medya, yeni nesil savaşların cephesi haline gelmiş durumda.
Manipülasyon, algı yönetimi, kutuplaştırma, yönlendirme…
Bunların hepsi dijital platformlar üzerinden, hiçbir kurşun sıkılmadan yapılabiliyor. Dahası, bu süreçlerin büyük bölümü görünmez. Ne zaman başladığını fark etmiyorsunuz, ne zaman sonuç verdiğini de.
İşin en düşündürücü tarafı şu:
Bu sistemi finanse eden biziz.
Reklam gelirleriyle bu platformları büyüten, onlara veri sağlayan, güç kazandıran ülkeler ve kullanıcılar; aslında farkında olmadan kendilerine yönelen tehdidi de besliyor.
Sadece rakamlara bakalım.
Çok değil, 10 yıl önce Türkiye’deki reklam harcamalarının neredeyse tamamı yerel medyaya gidiyordu. Bugün geldiğimiz noktada tablo tamamen tersine dönmüş durumda. Son bir yılda reklam pastasının yüzde 74’ü yabancı dijital platformlara aktı. Bu, yaklaşık 158 milyar TL demek.
Bu kadar büyük gelire rağmen:
- Kullanıcı verileri için ciddi bir güvenlik garantisi yok
- Siber güvenliğe dair somut yatırımlar yok
- Üretilen içeriklerin toplumsal etkisine dair sorumluluk yok
Ama buna rağmen bu platformlar, kendi inisiyatifleriyle içerik kaldırabiliyor, erişim kısıtlayabiliyor, görünürlüğü manipüle edebiliyor. Ne hukuki bir hesap veriyorlar, ne de kamuoyuna bir açıklama yapma gereği duyuyorlar.
Bu noktada artık şunu net söylemek gerekiyor:
Bu sadece ekonomik bir kayıp değildir.
Bu tablo, milli güvenlik meselesidir.
Çünkü sosyal platformlar ve dijital mecralar üzerinden toplanan veriler; istihbarat servislerinin elinde son derece güçlü araçlara dönüşebilir. Toplumun reflekslerini, kırılma noktalarını, yönlendirilebilir alanlarını bilen herkes; büyük bir avantaja sahip olur.
Sosyal medya elbette hayatımızda önemli bir yerde duruyor.
Faydaları var, inkâr edilemez.
Ama hiçbir fayda, kontrolsüz gücü masum kılmaz.
Eğer bugün bu dijital kuşatmayı doğru okuyamazsak, yarın karşılaşacağımız tablo sadece ekonomik değil; toplumsal ve stratejik bir bedel de doğuracaktır.
Yeni nesil silahlar sessizdir.
Ve biz, bu sessizliği uzun süredir izliyoruz.