Dünya tuhaflaştı.
Kimselerin öngöremediği olaylara tanık oluyoruz.
“Eski dünyayı” öldürdüler; “Yeni bir dünya” kurmaya çabalıyor dünyanın efendileri.
Düşünsenize Gazze – Filistin için bir “Barış Masası” kuruldu. Bazı yorumcular buna “Barış Şirketi” de diyor. Barış masasını kuran başkan, savaşı da çıkaran kişi. Barışacaksan niye savaşın sürmesine yol verdin diye sormazlar mı? Savaşmadan da o masa kurulmaz mıydı?
Ne acayip bir çelişki değil mi?
Kiminle konuşursak konuşalım söz bir şekilde, nasıl bir dünyaya doğru gittiğimize geliyor. Uluslararası hukukun bir kenara itildiği, BM ve NATO vb. örgütlerin yıpratılıp, etkisizleşmesi üzerine oluyor konuşmalar.
Birçok alanda yaşanan krizin derinleşmesi, belirsizlik ve kaygılar dünyanın nereye doğru gittiği sorusunu akla getiriyor.
Geçtiğimiz hafta 13-15 Şubat tarihleri arasında Almanya’da “62. Münih Güvenlik Konferansı” yapıldı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı İttifakı’nın demokratik değerler üzerine inşa ettiği yapı kapitalizmin yarattığı etkiyle tartışılır duruma geldi.
Nitekim, Soğuk Savaş döneminde Almanya’nın insiyatifiyle kurulan konferans daha güvenli ve barış içinde yaşayan bir dünya amacından bugün epey uzaklaşmış olmasıydı.
Ev sahibi Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “Bildiğimiz dünya düzeni artık yok” ifadelerini kullandı konuşmasında. Merz, “ABD’nin küresel liderlik iddiasının sorgulandığını ve muhtemelen kaybedildiğini” vurgulaması önemli bir değerlendirme olarak, toplantıya katılan ülkelerce de onaylandı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Avrupa ülkeleri için “Bence onlar, nereye gittiğimizi, onlarla birlikte nereye gitmek istediğimizi bilmek istiyorlar. Çok önemli bir dönüm noktasındayız. Dünya gözümüzün önünde çok hızlı değişiyor. Eski dünya artık yok” dedi konuşmasında.
62. Münih Güvenlik Konferansı’na, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte katılanlar arasındaydı.
ABD Dışişleri Bakanı Macco Rubio, Çin Dışişleri Bakanı Vang Vi, Türkiye’den de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanı Dış Politika Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç tarafından temsil edildiler.
Bu isimlere bakınca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın neden bu kadar önemli bir toplantıya katılmadıkları sorusu da kafalara takılmadı değil!..
Konferans sonrası yayınlanan rapordan ana hatlarıyla kısaca bahsetmek gerekiyor.
Rapor, dünyanın “inşa ve onarım” döneminden “yıkım” çağına geçtiğini vurguluyor. Trump yönetimi, ABD’yi artık küresel sistemin koruyucusu olarak görmüyor.
Raporun Avrupa’ya ayrılan bölümü ise şöyle: Kıta’da bir endişe yaşanıyor. ABD’nin güvenlik şemsiyesinin artık Avrupa’yı kapsamadığına dair güçlü uyarılara yer veriliyor.
Ekonomi başlığında, Trump’un Nisan 2025’te ilan ettiği “Kurtuluş Günü“ ile Dünya Ticaret Örgütü kurallarından ve serbest ticaretten tamamen çekildiği belirtiliyor.
Küresel çapta uygulanan yüzde 15 ila yüzde 50 arasındaki gümrük vergilerinin, ekonomik kaosa ve dünya genelinde enflasyonun fırlamasına neden olduğu da belirtilmiş.
Amerika’nın ölümcül politikası olarak vurgulanan, insani yardımların kesilmesi ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın işlevsizleştirilmesinin çok kötü sonuçlar doğuracağı da tespitler arasında.
Raporda, bu kararın yoksul ülkelerde milyonlarca insanın açlık ve ilaçsızlık nedeniyle ölümle burun buruna gelmesine yol açtığı vurgulanmış.
Rapor da, Orta Doğu’nun ABD’nin politika değişikliğinden çok etkilendiği belirtiliyor.
Bölgede, demokrasi ve insan hakları söyleminin bittiği bunların yerini ticari pazarlıklar aldığı yazılıyor.
Yakın bir geçmişte dünya iki kutupluydu.
O zaman da güzel değildi ama bugünün dünyası kadar da kötü ve rezil olaylar yaşanmıyordu. Doğu Bloku, iki tarafından işbirliği ile yıkılınca, dünyanın tek hakimi Batı Bloku kaldı; yani ABD.
Berlin Duvarı yıkılmış, komünizm tehlikesi bitmişti. Dünya topyekün demokratik düzene geçecek, barış hakim olacaktı tüm coğrafyalara.
Tabi ki söylemde kaldı bu öngörü.
Geldik bugüne… Tüm bu olanlara bakınca Atatürk geliyor akla…
Boşuna savaşmamış Mustafa Kemal “Bağımsız Türkiye”yi yaratmak için.
Ne büyük bir öngörü…
Çok değil yakın zamanda “Ne Amerika ne Rusya, tam bağımsız Türkiye” diye yürüyen gençlere biraz kulak verebilseydi keşke ülke yöneticileri.
Sanırım bambaşka bir Türkiye olurdu. Hatta Dünya bile bambaşka bir dünya olurdu.