Olay Gazetesi Bursa

Dünyanın 5 büyüğü

3 Ocak 2026 Cumartesi günü “bu kadarı da olmaz” denilen bir olaya tanık oldu dünya halkları. ABD özel kuvvetleri Venazuela’nın başkenti Caratas’tan, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini evlerinden kaçırıp, New York’a getirdi. Bu olay dünyada birçok şeyin sonu olduğunu gösterdi. Elveda uluslar arası hukuk! Elveda Birleşmiş Milletler Anayasası! Elveda modern demokrasi! Elveda bağımsızlık! Elveda […]

3 Ocak 2026 Cumartesi günü bu kadarı da olmaz denilen bir olaya tanık oldu dünya halkları.

ABD özel kuvvetleri Venazuela’nın başkenti Caratas’tan, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini evlerinden kaçırıp, New York’a getirdi.

Bu olay dünyada birçok şeyin sonu olduğunu gösterdi.

Ve, elveda İnsan Hakları!..

Dünyanın geldiği nokta tam da burasıdır.

İşte yeni dünya dedikleri düzen yeni yılın ilk günleri böyle başladı.

Dünya liderleri yaptıklarını yüceltmek için eskiyi kötüleme yoluna gidiyorlar. Sanki bu konuda herbiri önceden anlaşmış gibiler.

Eski çok mu kötüydü?

Elbet eski dünya da pek güzel değildi; ama hiç değilse birçok olayda utanabiliyorlardı.

Yeni dünyada iyi olan ne var?

Amerika Birleşik Devletleri, tesadüfen başkan seçmiyor. Çok gerilere gitmeden oğul George W.Bush’un başkan olduğunda: nasıl olabilir koca ABD’ye böyle biri demedik mi?

Ya Barack Obama’nın seçilmesi?

Daha içerideki siyahların tam olarak eşit kabul edilmesinin sağlanmadığı bir ülkede siyahi bir insanı başkan yapmak sanırım çok derin politik hesaplamaların sonucudur.

Gelelim bugüne…

Bir dönem ara verdikten sonra ikinci kez Trump’un başkan seçilmesi tıpkı Obama’nın belirlenmesi gibi ABD, derin devletinin ve egemenlerinin ince ince hesaplanmış planlarıdır.

Trump nasıl biri; patavatsız, açgözlü, saygısız, şovmen, güç peşinde koşan bir beyaz. Onun kimliğinde bu saydığım sıfatlarının yanında daha birçok olumsuz korkunç yanları var. Hiç kimse onun kimliğiyle kendini özdeşleştirmek istemez.

İşte tüm bu olumsuzluklara rağmen birinin başkan olarak seçilmesi ne tesadüf ne de demokratik bir seçimdir.

ABD’nin ve dünyanın en büyük kapitalistleri olan, NVIDIA – Yapay Zeka, Google, Apple, Microsoft, Amazon, Avgo, Meta ve Tesla gibi şirketlerin sahipleri en etkin belirleyicilerdir.

Uzmanların görüşleri, ezelden beri ABD’nin Güney Amerika ülkelerini, Amerikanın Ortadoğusu yapmak istediğini belirtiyorlar.

ABD’nin Venezuela’ya yaptığı müdahalenin uyuşturucu meselesi olmadığı, asıl amacının başka olduğudur.

Maduro’yu zorla ABD’ye götürmesi güncellenmiş Monroe Doktrini çerçevesinde değerlendirilmesi gerekiyor. Mesele ne uyuşturucu, ne terör ne de demokrasidir.

ABD, arka bahçesi olarak gördüğü coğrafyayı, Çin’in artan ekonomik ve teknolojik nüfusuna karşı güç dengesini ekonomi, teknoloji ve enerji kaynaklarını yeniden şekillendirmektir.

Bugün Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülke var.

ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa ve Birleşik Krallık’tan oluşan beş ülke Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeleridir aynı zamanda.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dünya beşten büyüktür diye güzel bir tespiti var.

Ülke insanı da bu söylemi sevdi ve tuttu da.

Beş daimi üyeyi saymazsak, geriye 188 ülke kalıyor. Bu tabloya göre kararı siz verin, beş mi büyük 188 mi?

Trump’ın Venezuela’yı yönetmek istemesi yalnızca uyuşturucu ticareti ile sınırlı değil. Bu çok kolay ve sudan bir gerekçe. Asıl Venezuela’nın sahip olduğu zengin petrol, altın, gümüş ve nadir element madenlerine sahip olmasıdır.

Gröland’ı işgal etme arzusu da bu nedenlerledir. Yine ABD’nin büyük kapitalistlerinin arsızlığı, açgözlülüğü, kural tanımazlığının ifşasıdır.

Bu vahşiliği en iyi anlatan Nobel ödüllü İrlandalı yazar George Bernard Show. Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir sözleridir.

Gazeteciler Başkan Trump’a soruyor:

– Venezuela’yı kuşatma sonucu el koyduğunuz 1,9 milyon varil petrolü ne yapacaksınız?

– Bizim olacak, belki stoklara ekleriz, belki satarız.

Önceki başkanların yaptığı gibi, Oraya demokrasi ve özgürlük götüreceğiz yalanını uydurmaya bile gerek duymuyor.

ABD’nin efsane olmuş ve dünyaca iyi tanınan eski dışişleri bakanı Henry Kissinger’e affedilen bir söz var: ABD’nin düşmanı olmak tehlikelidir ancak dostu olmak ölümcüldür.

İşte ABD bu.

Umarım dünya ülkeleri yöneticileri bu olanlardan iyi ders çıkarırlar.

Yoksa Kissinger’in yukarıdaki sözlerinin ne kadar doğru oluğunu tüm dünya ülkelerinin bazıları yaşayarak, bazıları da ağır bedeller ödeyerek öğrenmek zorunda kalırlar.