Olay Gazetesi Bursa

Siyasetin gel gitleri

Türkiye hiç büyümeyen bir bebek gibi… Günler geçiyor, haftalar, aylar ve yıllar geçiyor hiçbir şey değişmiyor. Her gün aynı sorunlarla yatıp, sabah aynı sorunlarla gün başlıyor. Bu duruma yüzlerce örnek sıralayabilirim. Ancak bir köşe yazısının sınırlarını çok aşan sorunlar çıkar ortaya. Bu da ancak bir kitap olur. Belki de ortalama hacimdeki bir kitabın boyutlarını bile […]

Türkiye hiç büyümeyen bir bebek gibi…

Günler geçiyor, haftalar, aylar ve yıllar geçiyor hiçbir şey değişmiyor.

Her gün aynı sorunlarla yatıp, sabah aynı sorunlarla gün başlıyor.

Bu duruma yüzlerce örnek sıralayabilirim. Ancak bir köşe yazısının sınırlarını çok aşan sorunlar çıkar ortaya. Bu da ancak bir kitap olur. Belki de ortalama hacimdeki bir kitabın boyutlarını bile aşan örnekler olacaktır.

Hâl böyle olunca, bu yazıya onca olup bitenin içinden yakın tarihte yaşanmış olanlardan iki üç tanesini seçtim.

Geçtiğimiz hafta bugüne kadar bilmediğimiz bir şeyi daha öğrendim.

Kışın soğuğu insanı üşütür.

İçinde bulunduğumuz mevsim soğukların kendini en çok hissettirdiği günler.

Hasta olmamak ve kendimizi korumak için sobayı, doğalgazı daha çok yakmak durumunda insanlar.

Yoksa bu havalar insanı soğuk algınlığı ile yorgan döşek yatırır.

Soğuk havaların hastalık ve başka rahatsızlıklara neden olduğu aşikâr…

Başka bir etkisi keşfedildi soğuk ve olumsuz havaların.

Enflasyonun yükselmesine de sebep oluyormuş, olumsuz hava koşulları.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ocak ayında epey bir yüksek çıkan enflasyon oranına sebep olarak bu yorumu yaptı.

İnsan, ister istemez düşünüyor bizden daha soğuk hava koşullarının hakim olduğu ülkelerde bu enflasyon belası etkili olamıyor da, tüm gücünü bizim gibi bir ülkede mi gösteriyor?

Bu ülkenin vatandaşları bilse soğuk havaların enflasyonu azdırdığını ne kombi ne soba yakarlardı. Yanıyormuş gibi ellerini sobanın ve peteklerin üzerine koyarlar, olmadı nefesleriyle kendi kendilerini ısıtırlardı. Bilemediler.

Bizim ülkemizin soğuk havası, diğer ülkelerin soğuk havasından farkı ne olabilir?

Karar vermek için düşünün isterseniz…

Şimdi de düşük emekli maaşları konusu nedeniyle yeniden gündem olan Gabar’dan çıkan petrol konusuna bakalım.

İlk olarak eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu duyurmuştu kamuoyuna. Büyük ve iddialı laflarla Gabar Dağı’nda petrol çıkıyor; şimdi Amerika çıldırmaz mı? Avrupa çıldırmaz mı? diyerek.

O günden bu yana ne Amerika ne Avrupa ne de başka bir ülkenin çıldırdığını görmedik.

Sonra bir televizyon programında gazeteci Ahmet Hakan elinde tuttuğu bardakta bulunan petrolü kokladı.

– Siz kokladınız mı? diye Enerji Bakanı’na sordu.

– Evet, dedi bakan.

– Tam benzin istasyonlarında duyduğumuz koku dedi Ahmet Hakan, Biraz daha ağır diye de belirtti.

Geçtiğimiz haftada da AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun TBMM’de yaptığı basın toplantısında bu konuyu nasıl değerlendirdiğine bakalım.

Özellikle milli ve yerli enerji hamlemizde 10 milyarlarca dolar dışarı verdiğimiz paranın şuan terörden temizlediğimiz Gabar’da 80.000 varilin üzerinde günlük gravitesi yüksek petrol arzıyla ve doğalgaz 710 milyar metreküp doğalgazımızın hanelerimize ulaşmasıyla ve hakikatin bu konudaki kaynakların ortaya çıkmasıyla buradan dışarıya gidecek bütün o meblağının bütçenin devletimizin cebinde kalarak başta emeklilerimiz olmak üzere bütün toplum kesimlerine refah seviyesini artırıcı, refah farkı olarak bunları onlara ulaştırıcı bir misyonu, bir fonksiyonu da icra edeceğiz. Bu noktada da kesinlikle durumlarının daha iyileşmesi, başta emeklilerimiz olmak üzere bütün toplum kesimlerinin refah seviyesini artırıcı, alım gücünü artırıcı bir politika ortaya koymanın çabası içerisindeyiz.

Gördüğünüz gibi dar gelirli vatandaşlarla emeklilerimizin kaderi, Gabar’dan çıkacak petrole kaldığını söylüyor Akbaşoğlu.

Bu söylenenler size inandırıcı geldi mi?

Bu kadar çok laf edildiğine göre pek hesaba kitaba dayandığı söylenemez.

Arşive aldığım bilgilerden yararlanarak bu Gabar’dan çıkan petrol için söylenenlerin vatandaşın gazını almaktan başka amacı olmadığı anlaşılacaktır.

Türkiye günde yaklaşık olarak 1 milyon varil petrol tüketiyor. Buna karşılık tüm yeraltından ve Gabar’da dahil olmak üzere çıkarılan ham petrol 131 bin 500 varil. Bu demek oluyor ki, Türkiye ham petrol ihtiyacının ancak % 13’ünü yerli kaynaklardan karşılayabiliyor.

Buradan çıkan sonuç dar gelirli ve emekli yurttaşlar için ufukta bir umudun olmadığıdır.

Gabar’dan çıkacak petrolün durumu bu.

Bir de Terörsüz Türkiye konusuna bakmak iyi olur düşüncesindeyim.

Gazeteci Memduh Bayraktaroğlu, MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yıldız’a yaptığı ziyarette neler konuştuğunu 4 Şubat günlü Nefes Gazetesi’ndeki köşesinde yazdı.

Bayraktaroğlu, yazıya şöyle başlıyor; Siyasette bazı sohbetler vardır; manşet üretmek, nabız tutmak için değil: İnsanın, karşısındaki kişide hâlâ diri olduğunu görmek istediği bazı değerler için yapılır…

MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yıldız’la sohbetimiz de tam olarak böyleydi…

Bir açıklama alma görüşmesi değil, siyasetin gürültüsü içinde hâlâ vicdanının sesini duymanın mümkün olup olmadığını anlamaya dönük bir sohbetti…

Fethi Yıldız’ın uluslararası mahkeme kararlarının bağlayıcılığına, burada kişi için değil, hukukun evrensel çerçevesine bağlı olduğunu vurgulamış yazar.

Fethi Yıldız’ın hukukun incitilmemesi gerektiğine dair sözleri, Memduh Bayraktaroğlu’nu çok etkilemiş ki Siyasetin gürültüsü içinde sade ama ağır bir ahlâk beyanı gibiydi diyor.

Bu sözlere karşın Fethi Yıldız şunları söylüyor: Bu yaştan sonra doğruları söylemeyip de ne yapacağız?

Bu sözleri Bazen bir cümle, sayfalarca analizden daha fazla şey anlatır… diye yorumluyor yazar.

Fethi Yıldız’ın Bu yaştan sonra doğruları söylemeyip de ne yapacağız? sözlerine ben çok içerlendim.

Doğruları söylemek için belli bir yaşa gelmeyi beklemek mi gerekiyor?

Sizler olgun yaşa gelinceye kadar olup biten yanlışların bedelini çok ağır ödüyor, ödemedi mi, ödemiyor mu bu ülke?

Yine de iyi bir şey Fethi Yıldız’ın bunları ifade etmesi.

Siyasetçilerin çoğu olgunluk yaşına ulaşmalarına rağmen, olgunlaşamıyorlar. Fethi Yıldız’ın deyişiyle onca yaşlarına rağmen doğru olanı söylemiyorlar.

Üniversitede istatistik dersi benim keyif aldığım ender derslerden biriydi. Hocası Prof. Özer Serper, asistanı da şimdi emekli profesör Necmi Gürsakal’dı. Özer hocanın dili peltek ve çok hızlı konuşurdu. Bu yüzden derste tam anlayamazdım anlatılanı. Dersten çıktıktan sonra evde kitaptan okuyarak konuyu öğrenirdim.

TÜİK’in aşağıya aldığım istatistik paylaşımı bana okul günlerimi hatırlattı.

Ülkenin en çok konuşulan kurumlarının başında gelen TÜİK, 2025 yılı Aralık ayında dar tanımlı işsiz sayısının 286 bin kişi azaldığını vermiş. Bu elbette iş bulmakta zorlanan insanlar için sevindirici bir durum.

Ama asıl tuhaflık bundan sonrası…

TÜİK’in aynı veri açıklamasında İstihdam edilenlerin sayısı da bir önceki aya göre 42 bin kişi azaldığını söylüyor.

İnsanın aklı karışıyor…

İşsiz sayısı azalırken, çalışan sayısının artması gerekmiyor mu?

Ama hem işsiz sayısı düşüyor hem çalışan sayısı…

Bu nasıl açıklanır sizin değerli yorumlarınıza bırakıyorum.

Daha fazla örnek vererek bu yazıyı uzatmak istemem. En iyisi büyük felaketin – deprem’in 3.yılıyla ilgili notlarımla bitireyim. 6 Şubat depreminin yıldönümü nedeniyle her siyasi parti mensupları 11 ile akın etti.

Gündemi işgal edense deprem bölgesine en çok kimin gittiği üzerineydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Ana muhalefet CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel arasında yaşandı, kimin çok gittiği kimin az gittiği polemiği gündem oldu.

Deprem bölgesinin evleri üzerinden yürütülen tartışma bize neyi gösteriyor?

Öncelikle ülkenin siyasi seviyesinin nerelerde olduğunu… Daha sonra da ve en önemlisi deprem gerçeğinden ne kadar uzak olduğumuzu…

Mesele deprem bölgesine çok gidip gelmek değil. Asıl maharet insanları deprem olduğunda enkaz altında bırakmamak. Büyük devlet olmanın şanına yakışan hiçbir felakette insanların ölmemesini sağlamaktır.

Yoksa, bu kısır tartışmayla zaman harcayarak daha çoook gidip – gelinir deprem bölgesine.

Değerli okur, önümüzde soğuğu ile ünlü Mart ayı var.

Aman dikkat!..

Soba ve kombi yakarken ölçüyü kaçırıp, abartmayın.

Yoksa enflasyonu patlatırsınız.

Benden söylemesi…