Olay Gazetesi Bursa

Yurtta Laiklik Cihanda Laiklik

Türkiye çevre coğrafyanın içinde bir mücevher gibi parlıyor. Osmanlı İmparatorluğu emperyalistlerce parçalanınca yanı başımızda bir çok komşu ülke oldu. Hiçbirinde uzun süreli bir istikrar olmuyor. Kendi içlerinde yaşadıkları kargaşa yetmiyormuş gibi başka ülkelerle de sağlıklı bir ilişki kuramıyorlar… Her biri demokratik yönetimden çok uzak olduklarından dünya üzerinde istenilen saygınlığı da görmüyor. Bizi farklı yapan ne? […]

Türkiye çevre coğrafyanın içinde bir mücevher gibi parlıyor.

Osmanlı İmparatorluğu emperyalistlerce parçalanınca yanı başımızda bir çok komşu ülke oldu. Hiçbirinde uzun süreli bir istikrar olmuyor. Kendi içlerinde yaşadıkları kargaşa yetmiyormuş gibi başka ülkelerle de sağlıklı bir ilişki kuramıyorlar… Her biri demokratik yönetimden çok uzak olduklarından dünya üzerinde istenilen saygınlığı da görmüyor.

Bizi farklı yapan ne?

İki haftadır ülke gündeminde yapılan laiklik tartışması üzerine bir yazı olmayacak. Elbet bu tartışma için söylenecek çok şey olabilir. Ancak ben bu konuyu başka bir boyutla bakacağım.

Laiklik, devlet ve din işlerinin birbirinden ayrılması gibi dar bir anlamda tanımlanacak bir düşünce değil.

Çünkü bu kadar küçük, dar bir çemberin içine sıkışacak bir şey değil laiklik.

Ülkemizin çevre coğrafyası içinde yer alan ülkeler arasında bir yıldız gibi parlamasıdır laiklik…

Ne olduğuna ve hayatta neye karşılık geldiğine bir bakalım.

Mustafa Kemal’in, efsane Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in (öğrenci andını yazan) sorusuna verdiği yanıtta yatıyor, Türkiye’yi diğer ülkelerden ayrıcalıklı kılan.

Şöyle diyor Mustafa Kemal: Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır… Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur… Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederse, manevi mirasçılarım olurlar.

Dünya bir kaosun içine düşmüş durumda.

Bu durumdan nasıl ve ne zaman çıkılacağı öngörülemeyen bir süreç yaşıyor.

Bu kaosun içinde değilsek, bölgemizde bir ışık gibi parlıyorsak işte bu felsefe sayesindedir.

3 Mart 1924 eğitimin Milli Eğitim Bakanlığı’na devredildiği gündür. Böylece Öğretim Birliği Yasası’nın kabulü ile bilimsel ve laik eğitimi tüm vatandaşlara sağlanmıştır.

Cumhuriyetin de, demokrasinin de temel taşıdır laiklik.

Emperyalizme karşı mücadelenin, ulusal bütünlüğün sağlanmasının tuğlalarından biridir.

Emperyalizm, ülkeleri en çok din ve mezhep üzerinden bölmektedir.

Böylece zayıflattığı her ülkeyi hegemonyasına katması çok kolay olmaktadır.

Çevremizde yaşananlar buna en iyi örnektir.

Laiklik, kadın ve erkek eşitliği sorununun çözüm yolunu açan unsurdur.

Bilimin, sanatın, felsefenin, siyasetin gelişmesinin, yaygınlaşmasının yolunu açar. Bu yüzden Laik toplumlar, cehaleti önlemek ve yenmek konusunda, diğer toplumların çok önündedirler.

Çevremizde ve dünyanın başka coğrafyalarında yaşanan olumsuzluklardan etkilenmiyor ya da çok az etkileniyorsak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesindendir.

Tüm bunların yanında, laiklik bir inanç ve ifade özgürlüğü, bir hayat tarzının güvencesidir.