Olay Gazetesi Bursa

Biden, Türkiye’yi karşısına alamaz

ABD seçim sonuçları gözleri ABD-Türkiye ilişkilerine çevirirken, Prof. Dr. Tayyar Arı, iki ülke ilişkilerinin stratejik olduğunu hatırlatarak, “Şüphesiz, Türkiye siyasetine müdahalenin ABD için ciddi olumsuz sonuçları olacaktır. Bir taraftan Rusya’ya karşı daha sert politikalar izlemeye hazırlanan ve NATO’yu güçlendirmek isteyen Biden yönetiminin aynı zamanda Türkiye’yi de karşısına alması mümkün değil. Güçlü bir NATO için Türkiye’ye […]

ABD seçim sonuçları gözleri ABD-Türkiye ilişkilerine çevirirken, Prof. Dr. Tayyar Arı, iki ülke ilişkilerinin stratejik olduğunu hatırlatarak, “Şüphesiz, Türkiye siyasetine müdahalenin ABD için ciddi olumsuz sonuçları olacaktır. Bir taraftan Rusya’ya karşı daha sert politikalar izlemeye hazırlanan ve NATO’yu güçlendirmek isteyen Biden yönetiminin aynı zamanda Türkiye’yi de karşısına alması mümkün değil. Güçlü bir NATO için Türkiye’ye gereksinimleri var. ABD tüm politikasını Türkiye’yi NATO içinde tutmaya göre kurgulayacak. Bu nedenle S-400’den rahatsız olsalar da yeni bir ambargonun gündeme geleceğini sanmıyorum.” dedi.

 

Biden’in kazanmasıyla dünyanın daha rahat bir döneme girdiğini kaydeden Arı, “Dünya açısından daha rahat bir döneme girildiğini söyleyebilirim. Trump’ın milliyetçi iktisadi politikası tutmadı” diye konuştu. ABD’nin yeni dönemde askeri gücünü geri planda tutacağını öngören Arı,

“Ancak çok daha yıkıcı sonuçları olan politikaları devreye sokabileceklerini öngörmek gerekir” düşüncesini savundu. Arı’ya göre Trump, pandemi sürecindeki başarısız politikaları ve ülke içindeki ırkçı saldırılar nedeniyle yenildi.

 

———————–

 

Pazartesi Söyleşileri’nin bu haftaki konuğu Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslarası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayyar Arı.

Arı ile ABD başkanlık seçimi sonrasında oluşan tabloyu konuştuk.

 

“SEÇİM SONUCU DEĞİŞMEZ”

 

-Hocam, Trump hala seçim sonucunu kabul etmiyor. ABD başkanlık seçiminin kesin olarak sonuçlandığını söyleyebilir miyiz?

 

Artık sonuçlar Trump’ın değiştirebileceği bir durum olmaktan çıktı. Trump’ın Pensilvanya, Arizona, Michigan, Nevada ve Georgia için yapmış olduğu seçim itirazları Georgia eyaleti dışında karşılık bulmadı ve  13 Kasım’da oylar yeniden sayıldığında Biden kazanarak, buradaki 16 delegeyi hanesine yazdırdı. Trump ve taraftarları seçime hile karıştırıldığı konusunda iddialı olsalar da artık kimse buna bakmıyor. Dolayısıyla sonuçların değişmesi pek ihtimal dahilinde görünmüyor.

 

-Geçen seçimde Hillary Clınton’u önde gösteren anket şirketleri yanılmıştı. Bu seçimde ise Joe Biden’i önde gösteren anket şirketleri yanılmadı. Anket şirketlerinin güven tazelediğini söyleyebilir miyiz?

 

Aslında 2016 başkanlık seçimi öncesinde yapılan  anketlere bakıldığında Clinton,  Trump’ın 3 ile 5 puan  önünde görünüyordu. Seçimi Trump kazandığında Clinton’ın 2 puan gerisinde kalmış ve 3 milyon daha az oy almıştı ama Amerikan sistemi gereği kazanan Trump olmuştu. 2020 seçimi öncesinde yapılan kamuoyu araştırmalarında ise Biden, Trump’ın 7 ile 11 puan önünde görünüyordu. Seçimin sonucunda  yüzde 3 oy farkı ve 5.3 milyon daha fazla oy alan Biden bu defa kazanan taraf oldu. Son birkaç eylalette toplam 100,000 oy daha fazla alsaydı, yine ülke genelinde 5.3 milyon oy daha az almış olmasına ragmen Trump tekrar kazanabilirdi. Dolayısıyla anket şirketleri esas bu seçimde tutturamadılar. Çünkü Trump seçim sonucunda arayı bayağı kapatmıştı. Yani farkı yüzde 7-11’lerden yüzde 3’e düşürmüştü. Sonuç olarak ben halen ABD’de kamuoyu araştırma şirketlerinin  çok da başarılı olmadıklarını düşünüyorum.

 

-Sizin seçim tahminiz nasıldı?

 

Biden ile Trump arasında anketlere göre makas oldukça fazlaydı ve seçimden bir iki gün öncesine kadar da bu durum değişmeden devam etmişti. Dolayısıyla bizim ne istediğimizden ziyade, ortadaki durum bir sürpriz olmazsa Biden’in seçimi kazanma ihtimalinin  2016’ya göre çok daha fazla oluşuydu. Dolayısıyla  seçimden önce bazı haber kanallarına ve ajanslara yapmış olduğum açıklamada temkinli olmak gerektiğini ve Biden ile çalışmaya hazırlıklı olmamız gerektiğini söyledim.

 

“PANDEMİ VE IRKÇI SALDIRILAR BELİRLEYİCİ OLDU”

 

-Joe Biden’in seçilmesini hangi faktörlere bağlıyorsunuz?

 

Açıkçası ABD’de insanlar, ekonomik nedenlerle ve sosyal ve siyasal haklara bakarak oy kullanıyorlar. Trump aslında Amerikan ekonomisini toparlamıştı ama pandemi sürecini yönetemedi ve çok başarısız oldu. Ayrıca siyahlara karşı ırkçı saldırılar, emniyet güçlerinin sivil insanları öldürmesi ülke genelinde infiale yol açtı ve Trump ülke genelinde oldukça tartışmalı bir lider haline geldi. Ancak yine de Cumhuriyetçiler ve Demokratların oy oranları genelde yüzde 48-50 arasında gerçekleştiğinden, tüm bu gelişmelerin sonuca yansıması sınırlı olmuş gibi görünüyor. Son iki olay yaşanmamış  olsaydı Trump’ın yeniden başkan seçilmesi daha büyük bir olasılıktı.

 

“BİDEN İLE İSRAİL POLİTİKASI DEĞİŞMEZ

 

-Malum, ABD siyasetine Evanjelistlerin hakimiyeti tartışılmaz. Bu seçimde, ABD’li Yahudilerin çoğunun Biden’e, İsrailli Yahudilerin ve ABD’li Evanjelistlerin bir çoğunun da Trump’a oy verdiğine dair yaygın bir görüş var. Bu seçim,  Yahudiler’i ve Evanjelistleri böldü mü? İsrail yanlısı politikalarını, Kudüs’ü başkent ilan etmeye kadar götüren Trump yenildiğine göre, Biden döneminde ABD-İsrail ilişkileri nasıl şekillenir?

 

Aslında oldukça enteresan bir şekilde daha önceki seçimde yüzde 81 oranında Trump’a oy veren Evanjeliklerin bu seçimdeki desteklerinin yüzde 75’te kalması onların da Trump karşıtı atmosferden etkilendikleri anlamına geliyor. Amerika’daki Yahudi toplumu ise yüzde 70 oranında Biden için oy kullandı. Oysa seçim öncesinde İsrail hükümetine yakın basın Trump için oldukça fazla yönlendirme yapmaya çalışmış ve “tarihte İsrail’e bu kadar yardım eden başka bir başkanın gelmediğini” yaymaya çalışmışlardı. Şunu da ifade edeyim, genellikle Amerika’daki Yahudi toplumu yüzde 70-80 oranında Demokratlara oy verirler. Aynı şekilde Evanjelik Hıristiyanlar da yüzde 70-80 oranında Cumhuriyetçilere oy verirler. Bu seçimde de buna yakın bir durumla karşılaştık. Kongre’deki Yahudi kökenli Senato ve Temsilciler Meclisi üyesinin sayısına baktığımızda da bu durum rahatlıkla anlaşılabilir. Yahudi kökenli 9 Senato üyesinin tamamı Demokrat Parti’den, 27 milletvekilinin ise 25’i Demokrat Parti’den seçilmiştir. Bir önceki (2018-2020) Kongre döneminde ise tamamı Demokrat üyelerden oluşmaktaydı. Dolayısıyla bir önceki Kongre döneminde Cumhuriyetçi milletvekili yokken bu seçimde iki Yahudi Cumhuriyetçi milletvekili bulunmaktadır. Sonuç olarak gerek Yahudi oylarda gerekse Evanjelik oylarda çok ciddi bir bölünme olmadığı söylense de yine de toplam seçmen içinde yaklaşık yüzde 26’lık bir oy oranına sahip olan Evanjeliklerin Trump’a desteğinin azalmış olması seçimi kaybetmesinde etkili olmuştur diyebiliriz. Biden’in İsrail’e yönelik izleyeceği  dış politikada derin bir farklılığın olabileceğini beklemiyorum. ABD bölgede her zaman İsrail merkezli bir politika izlemekte ancak Demokratlar bunu biraz daha usulüne uygun şekilde, dünyanın tepkisini çekmeyecek biçimde yapıyorlar. Yoksa bu onların İsrail aleyhine bir politika izledikleri veya izleyecekleri anlamına gelmez.

 

“BİDEN İLE DÜNYA DAHA RAHAT DÖNEME  GİRECEK”

 

-Trump döneminde, ABD ekonomisinin ithal ikameci bir politikaya evrilme çabalarını görüyoruz. Bu 4 yılı, ABD ekonomisinin iç dinamiklerini destekleyici, yerli ekonominin öne çıkartılmak istendiği ve başta Çin olmak üzere ticaret savaşı rüzgarlarının esmeye başladığı bir dönem olarak tanımlayabiliriz. Biden ise küreselci bir siyasetçi olarak biliniyor. O halde ABD’yi ve elbette bu süper güce entegre olan dünyayı nasıl bir ekonomik tablo bekliyor?

 

Dünya açısından daha rahat bir döneme girildiğini söyleyebilirim. Cumhuriyetçiler genelde dış ticarette korumacı politikalar izlerler, yani ithalatı sınırlamaya çalışırlar, aslında milliyetçi olmalarından mı yoksa sermayenin temsilcisi olmalarından mı kaynaklanıyor tartışılır. Çünkü Cumhuriyetçiler zengin beyaz Amerikalılardan ve büyük sermaye kesimlerinden oy alırlar ve desteklenirler. Demokratlar ise orta ve alt kesim ile yabancı etnik gruplar, Hispanikler, siyah seçmenler, ateistler ve diğer dışlanmış kimlikler tarafından desteklenirler. O nedenle Demokratlarlar daha ziyade içerde liberal politikalara, sosyal politikalara ve ticari liberalizme ağırlık verirler ve bunlar geniş halk kesimlerinin istediği şeydir. Trump, Trans Asya Pasifik Ortaklık (ticaret) anlaşmasından çekilmiş ve Çin’den yapılan ithalat vergilerini arttırarak dış ticaret açığını kapatmaya ve hatta başta Meksika olmak üzere Latin Amerika’da yatırım faaliyetlerinde bulunan Amerikan şirketlerinin yatırımlarını ülke içine kaydırmaya zorlamaktaydı. Ancak söz konusu Amerikan şirketlerini bu ülkelerde yatırım yapmaya iten başlıca faktör ucuz işgücü ve diğer  cazip yatırım imkanlarıydı. Bunlar ülkeye dönmeleri halinde rekabet avantajlarını kaybedebilirlerdi. Dolayısıyla Trump’ın iktisadi milliyetçilik olarak da ifade edebileceğimiz korumacı dış ticaret ve ekonomik politikalarının, özellikle dış ticaret açığının azaltılması konusunda hiçbir faydası olmamıştı. Bu nedenle Biden cephesinde şiddetli eleştirilere maruz kalmıştı. Biden, Çin’e yönelik gümrük savaşının yanlış olduğunu savunmaktadır.

 

“YENİ DÖNEMDE ABD ASKERİ GÜCÜ GERİ PLANDA KALIR

 

-Biden, ABD’nin Irak işgalinin en ateşli savunucularından biriydi. Öyle ki Obama tarafından ABD’nin Irak’taki operasyonlarını ve diplomasisini denetleme görevine atanmıştı. Biden liderliğindeki ABD’deki yeni dönem dünya barışını nasıl etkiler?

 

Demokratlar, dışarıda çok iddialı politikalar izleme yanlısı değillerdir. Mümkünse Afganistan ve Irak’tan çekilme politikasına devam edeceklerdir. Ayrıca Suriye’de bir askeri çatışmadan kaçınıcı politikalar izleyeceklerini zaten söylüyorlar. PYD/SDG unsurlarına destek vermeye devam edeceklerini biliyoruz  ancak bu politika zaten halen devam ediyor. Dolayısıyla ABD, Suriye’deki pozisyonunu sürdürmeye devam edecektir. Ancak yeni askeri riskler alacağını beklemiyorum. Demokratlar, geleneksel politikalarında dışarıda askeri güç kullanma konusuna sıcak bakmıyorlar. Kanatimce bu yeni dönem, ABD’nin Obama döneminde olduğu gibi Amerikan askeri gücünün geri planda kaldığı bir dönem olabilir. Ancak Orta Doğu’daki ‘Arap Baharı’ ve sonrasındaki gelişmelerin bölgeye verdiği zararın ve sonuçlarının askeri müdahalelerden daha yıkıcı olduğunu gözardı etmemek gerekir. Kanatimce bu yeni dönem, ABD’nin Obama döneminde olduğu gibi Amerikan askeri gücünün geri planda kaldığı bir dönem olabilir.Ancak çok daha yıkıcı sonuçları olan politkaları devereye sokabileceğini öngörmek gerekir.

 

“ABD’NİN TÜRKİYE’YE İHTİYACI VAR”

 

-Seçimlerde Biden’in Türkiye karşıtı sözlerinden olsa gerek, Türk hükümetinin, Trump’ın kazanmasını istediğine dair bir algı vardı. Ve Biden kazanırsa Türk ekonomisinin olumsuz etkileneceği ileri sürülüyordu. Ancak sonuçlar gelmeye başladıktan sonra, dolar düşmeye başladı. Biden’in kazanması ABD-Türkiye ilişkilerini nasıl etkileyecek?

 

Aslında bu kanaat Biden’ın aday adaylığı sürecinde sarf ettiği bir ifadeden kaynaklandı. Biden’ın haddi aşan ifadeleri doğal olarak Türkiye’deki siyaseti dizayn etme amaçlarının devam ettiğini göstermekteydi ve bunu farklı şekillerde devam ettirme niyetlerinde oldukları anlaşılıyor. Ancak bu konuda her zaman başarılı oldukları söylenemez. Venezuella ve Katar örnekleri ortada. Dolayısıyla Türkiye siyasetine müdahalenin şüphesiz ABD için de ciddi olumsuz sonuçları olacaktır. En azından iki ülke bu ön yargılarla başlayacaklar. Ancak bir taraftan Rusya’ya karşı daha sert politikalar izlemeye hazırlanan ve NATO’yu güçlendirmek isteyen Biden yönetiminin aynı zamanda Türkiye’yi de karşısına alması mümkün değil. Güçlü bir NATO için Türkiye’ye gereksinimleri var. ABD tüm politikasını Türkiye’yi NATO içinde tutmaya göre kurgulayacak. Bu nedenle S-400’den rahatsız olsalar da yeni bir ambargonun gündeme geleceğini sanmıyorum. Bu durumda Türkiye’deki çok sayıda Amerikan askeri üssünün kullanımı yasaklanabilir ve İncirlik gibi bir üssün Amerika tarafından kullanımı engellenebilir. Ayrıca Kürecik radar üssü NATO ve ABD için nükleer saldırı tehdidinin oldukça erken aşamada engellemek için son derece hayati. Kürecik’in (Malatya’da) kapatılması oldukça ağır bir darbe olur. Bu imkanların alternatifi söz konusu değil. Suriye ve Yunanistan bu amaçlar için kullanılamaz. Türkiye sayesinde Amerikan yönetimi İran ve Rusya’yı izleme imkanına sahip. ABD’nin bu imkanlardan vazgeçeceğini düşünmüyorum. Türkiye-ABD ilişkileri oldukça stratejik olup, başkanlardan bağımsız ve tercihe bağlı bir durum değildir.

 

-Son çeyrek asırda tüm ABD başkanları Türkiye’yi ziyaret etti. Bir tek Trump gelmedi. Biden’in görev süresi boyunca Türkiye’ye gelmesini bekliyor musunuz?

 

Bu konuda çok olumlu bir beklenti içinde değilim. Çünkü taraflar bir takım önyargılarla işe başlıyorlar ve bu önyargıları aşmaları zaman alabilir. Ancak devletler duygularla değil akılla yönetilir ve devlet çıkarları kişisel hesapların her zaman ötesindedir. Ben tarafların bir süre sonra sorunları geride bırakarak geleceğe yönelebileceklerini düşünüyorum. Bu durum hiç bir sorun olmayacağı anlamına gelmiyor. Biden,  her ne kadar Türkiye karşıtı lobinin etkisi altında olsa da daha öngörülebilir bir yönetimle karşı karşıya olacağız. Bu nedenle bazı avantajları da olabilir. Ayrıca İsrail politikasında daha dengeli bir politika izleyecekleri, Suudi Arabistan’ın Yemen politikasına destek vermeyecekleri ve Kaşıkçı cinayeti dosyasıyla ilgilenecekleri anlaşılıyor. Bu durum yeniden yeni bir denge üretebilir.

 

“DAHA ILIMLI DIŞ POLİTİKA”

 

-Trump, Orta Doğu konusunda ABD’nin hegemon güç olarak yorumlanan geleneksel politikasında açılım yaptı. Suriye’deki hamleleri, değişen politikasının ete kemiğe bürünmüş haliydi. Yeni dönemde ABD’nin başta Ortadoğu olmak üzere dış politikasında ne gibi değişiklikler öngörüyorsunuz?

 

Orta Doğu konusunda Trump, aşırı radikal sağ Siyonist kesimin yönlendirdiği bir dış politika izledi. Maalesef Trump yönetimi, İsrail’in aşırı taleplerinin gerçekleştirilmesine odaklanan bir dış politika takip etti. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması, Golan’ın ilhakının tanınması, Batı Şeria’nın İsrail tarafından ilhakını meşrulaştırılması ve desteklenmesi, normalleşme adı altında İsrail’in gayrımeşru taleplerinin desteklenmesi ve bu doğrultuda ülkelere siyasi ve mali rüşvet verilmesi gibi politikaların takip edilmesi Trump yönetiminin Orta Doğu politikasının temel özellikleri haline geldi. Biden tarafından bu aşırı politikaların devam etmeyecek olması olumlu bir gelişme olacaktır. Bilindiği gibi Trump’ın BAE ve Suudi Arabistan veliaht prensleri Muhammed bin Zaid ve Muhammed bin Selman’ı muhatap alarak bu ülkelerin  görev başındaki liderleri devre dışı bırakması ve bir anlamda fiili darbeleri desteklemesi söz konusu olmuştur. Biden’ın Trump’ın kurduğu bu ilişkilerden rahatsız olduğu biliniyor. Biden, her ne kadar normalleşme anlaşmalarını ve Kudüs’e büyükelçiliğin taşınmasını desteklediğini söylese de daha önce Filistinliler nezdinde ABD’yi temsil eden Kudüs’teki Amerikan konsolosluğunun ve Washington’daki   FKÖ’nün temsilciliğinin yeniden açılacak olması, Filistinlilere doğrudan ve dolaylı olarak uluslararası kuruluşlar aracılığıyla verilen  mali yardımların yeniden verilecek olması, Batı Şeria ve Kudüs’teki yasa dışı yerleşimlerin durdurulacak olması ve 100 yılın anlaşması gibi tek taraflı girişimlerden kaçınılacak olması da yine olumlu gelişmeler olarak nitelenebilir. Ayrıca Obama yönetimi döneminde İran’a ambargoların kaldırılmasını öngören nükleer anlaşmanın tekrar yürürlüğe girme olasılığı söz konusudur. İran’a yönelik Amerikan ambargoları sona ereceği için Türkiye ile İran arasındaki başta enerji olmak üzere pek çok alanda söz konusu olacak işbirliğinin önü açılabilir. Doğal olarak Halk Bank davası gibi saçma süreçler de sona erebilir.  Genel anlamda bakıldığında Biden’ın Paris iklim anlaşmasına geri döneceğini ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla daha sıkı çalışacağını görüyoruz. Biden, Müslüman ülkelerden ABD’ye seyahat yasağının kaldırılacağını, ayrıca makül ölçülerde mülteci kabul edileceğini ifade ediyor. Dünya genelinde insan hakları ve demokrasinin gelişmesini destekleyeceklerini (bu genelde Demokrat başkanların temel özelliği) ifade eden Biden sonu gelmez savaşlardan kaçınacaklarını, bu çerçevede Afganistan’dan çekilmeye devam edeceklerini, askeri gücün kullanımının ilk değil son seçenek olacağını ve ancak ABD’nin hayati çıkarlarını korumak için kullanılacağını ifade ediyor.