Olay Gazetesi Bursa

CHP’de önemli gelişme Tansal’dan Turgut Özkan’a destek

İl kongresine günler kala CHP’de çok sürpriz gelişmeler oluyor. İki kez toplanan ilçe başkanları ve milletvekilleri, tek aday formülünü hayata geçiremezken, kongrenin seyrini değiştirecek gelişme Nilüfer cephesinden geldi. Dün Nilüfer İlçe Başkanı Mehmet Turan Tansal’ı arayarak, kongreyle ilgili tutumunda bir değişiklik olup olmadığını sordum. Yurt dışında olan Tansal net ifadelerle şunları söyledi: “Nilüfer olarak Turgut […]

İl kongresine günler kala CHP’de çok sürpriz gelişmeler oluyor.

İki kez toplanan ilçe başkanları ve milletvekilleri, tek aday formülünü hayata geçiremezken, kongrenin seyrini değiştirecek gelişme Nilüfer cephesinden geldi.

Dün Nilüfer İlçe Başkanı Mehmet Turan Tansal’ı arayarak, kongreyle ilgili tutumunda bir değişiklik olup olmadığını sordum.

Yurt dışında olan Tansal net ifadelerle şunları söyledi:

“Nilüfer olarak Turgut Özkan’ı destekliyoruz.”

Tabii çok şaşırdığım için bir kez daha aynı soruyu yönelttim ancak Tansal, Özkan’ı desteklediklerini tekrarladı.

Tansal, bugüne kadar Zafer Yıldız’ı destekliyor görüntüsü veriyordu.

Tansal’ın bu açıklamasıyla Özkan’ın eli biraz daha güçlendi.

Bu arada Osmangazi İlçe Başkanı İsmet Karaca da dün sabah Turgut Özkan  İnaç Düzgün, Deniz Baykal ile Kültürpark’ta bir çay bahçesinde toplantı yaptı.

Yani görüşmeler olanca hızıyla sürüyor.

Çok farklı isimlerin sürpriz ittifaklar kurabileceği bir süreç yaşıyoruz.

Bugün sadece Tansal’ın rotasını Özkan’a çevirdiğini, Zafer Yıldız’ın ise şansının hayli düştüğünü yazmakla yetineyim.

 

————————

 

Ziraatçilerin isyanı, milli tarım  ve Faruk Çelik

 

Samanı bile ithal eder duruma geldik.

Nohut, mercimek, buğday, kuru fasülye, ceviz, ayçiçeği, mısır ve et de cabası.

Çok değil 20-25 yıl önce kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biriyken, bugün mercimeği bile ithal ediyoruz, o derece.

“Böyle giderse, topakları işleyecek insan bulamayacağız” diyordu Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı ve Çağdaş Tarımcılar Başkan Adayı Erkan Yaslıoğlu, ekibiyle birlikte ziyaretinde.

Gençlerin her geçen gün kentlerde asgari ücretle de olsa çalışmayı tercih ettiğini, kırsalda yaşayanların ise ununu elemiş eleğini asmış kişilerden oluştuğunu da ekliyordu.

Çünkü maliyetler artarken, ürün para etmiyor.

Aslında ediyor ancak marketlerde.

Kilosu dalında 50 kuruştan satılan şeftali, market ve manavlarda 3,5 liraya alıcı bulmuş geçen sene.

Bir de her geçen gün küçülen tarım arazilerinden söz etti Yaslıoğlu.

Şu istatistiğe bakar mısınız:

2006 yılında Bursa, 429 bin 323 hektar tarım arazisine sahipken, 2016 yılında  338 bin 842’ye düşmüş.

Yani 904 bin 810 dönümlük tarım arazisi kaybedilmiş.

Bursa’da 1995-2016 yılları arasında tahıl ve diğer ürünlerin ekildiği alanlar yüzde 26, nadas alanları yüzde 38, sebze bahçeleri yüzde 35 azalmış.

Yaslıoğlu özetle, “Mazot, gübre, tarımsal ilaç gibi girdi maliyetlerinin sürekli artması, buna karşın ürün fiyatlarının aynı oranda artmaması ve üreticilerin piyasada fiyat oluşumuna etki edecek organizasyonel yapıya sahip olmaması bu tabloyu kaçınılmaz kılıyor” diyor.

Peki çözüm?

Birincisi, devletin tarım politikasını yeniden şekillendirmesi ve üreticiyi destekleyici adımlar atması.

İkincisi de üreticinin kooperatifleşmeye gitmesi.

Yaslıoğlu’nu dinlerken Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in milli tarım politikasını anımsadım ve arşivimden  17 Eylül 2017 tarihli söyleşiyi çıkarttım.

Çelik ile söyleşimden bir bölüm:

“Bu yıl 4 milyon ton pamuğa ihtiyacımız vardı ve 2 milyon tonunu ithal ettik, 2 milyon ton da ürettik. Bu yıl ektiğiniz alan daralmasına rağmen verim yüzde 63’e çıktı. Yani bu yıl ithal edeceğimiz pamuk yüzde 37’dir.  Kendi kendine yeten bir ülke haline gelmek için mutlaka toprağımıza sahip çıkmalıyız. Hayvancılıkla ilgili de 500-600 bin ton hayvan ithal etmeden et ihtiyacımızı karşılamamız mümkün değil. 1 milyon 150 bin ton et üretiyoruz ama 200 bin tonluk hayvan ithal etmemiz gerekiyor. Benim, başka ülkelerin çiftçilerini zengin etmek için bakanlık yapmamam gerekir. Bunun için buzağı desteğini getirdik. Sonra meraların hayvancılığa tahsisi için adımlar attık.  Tüm bu tedbirlerimiz sayesinde ithalata dayalı hayvancılığa değil yerli hayvancılığa yöneldik. Bunların toplamı milli tarım demektir. Yüzde 94 oranında ovayı tarımsal SİT alanı ilan ettik. Yerli üretimi destekledik, pamukta bağımlılığı yüzde 37’ye indirdik, gelecek yıl da yüzde 20’ye inecekti. Neden yüzde 50 pamuk ithal edelim topraklarımız varken. Bunu yaptığınız zaman ithalatçı rahatsız oldu. Milli tohum dedik. Kendi tohumumuzu kendimiz üretelim dedik. Antalya Boztepe Çiftliği’ni, 50 tane enstitüyü bu işe tahsis ettik, TİGEM’in sadece işi yerli tohum oldu. En önemlisi hayvancılıkta yılda 1 milyar liralık bir rant vardı. Bunu önlemek için fiyatları indirdik ve kendi hayvanımızı kendi toprağımızda yetiştireceğiz dedik. Şimdi burada da rantı bozulanlar oldu. Yani işin doğrusu birçok arı kovanına çomak soktuk.  Ancak bunun devam etmesi gerekiyor. Milli tarımdan vazgeçemeyiz. Çünkü tarımdır bizim geleceğimizi şekillendirecek.”

Mesele şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi?