Olay Gazetesi Bursa

Emek, sermaye mücadelesi ezen, ezilen mücadelesine dönüştü

Birden çok kimliği olan CHP eski İl Başkanı Şahin Gençal ekonomiden, siyasete görüşlerini paylaştı. Gençal, eskiden  mücadelenin emek-sermaye mücadelesi olduğunu belirterek, “Bugün,  ezen, ezilen arasında bir mücadele var. Bu yeni durumun muhalefet partileri tarafından yorumlanması gerekir. Muhalefet partilerinin, alacakları tedbirleri bu çerçeveye oturtmaları gerekir” dedi. Yıllarca Uludağ Yolu’nda sokak hayvanlarını besleyen, kuşları doyuran Gençal, rahatsızlığından […]

Birden çok kimliği olan CHP eski İl Başkanı Şahin Gençal ekonomiden, siyasete görüşlerini paylaştı. Gençal, eskiden  mücadelenin emek-sermaye mücadelesi olduğunu belirterek, “Bugün,  ezen, ezilen arasında bir mücadele var. Bu yeni durumun muhalefet partileri tarafından yorumlanması gerekir. Muhalefet partilerinin, alacakları tedbirleri bu çerçeveye oturtmaları gerekir” dedi.

Yıllarca Uludağ Yolu’nda sokak hayvanlarını besleyen, kuşları doyuran Gençal, rahatsızlığından dolayı bu işi bıraktı. Gençal, sokak hayvanlarının sorunlarının kısırlaştırmadan geçtiğini belirterek, yerel yönetimlere çağrı yaptı.

Siyaseti ve güncel olayları yakından takip ettiğini de belirten Gençal, aktif siyaset yapmayı düşünmüyor.

——————

Pazartesi Söyleşileri’nin bu haftaki konuğu Şahin Gençal.

Siyasetçi, hayvansever, işinsanı, mali müşavir ve cemiyet insanı olarak çok sayıda kimliği olan Gençal ile keyifli bir söyleşi yaptık.

Şahin Gençal’in birden çok kimliği var. Siyasetçi, mali müşavir, cemiyet insanı, Bursaspor taraftarı ve hayvansever. Şahin Gençal aktif bir yaşamın içinde.  Kaç derneğe üyesiniz?

Utanarak söylüyorum, 8 derneğe üyeyim ama bu sayı 20 olmadığı sürece büyük bir eksiklik hissederim. İdeal bir insanın ideal toplum yaşamında en az 20 derneğe üye olması gerekir.

“CHP, UZLAŞI KÜLTÜRÜNÜN OLUŞUMUNA LİDERLİK YAPIYOR”

Siyasetçi Şahin Gençal ile devam edelim.  CHP’de uzun yıllar aktif siyasetin içindeyiz. CHP’yi nasıl görüyorsunuz?

CHP’nin tabii ki en büyük ve en önemli vasfı Cumhuriyet’i kuran parti olması ve hâlâ en köklü kurum varlığını sürdürmesidir. Cumhuriyet’i laikliği, Atatürk ilke ve inkılaplarını tek koruyan kurum olarak görüyorum CHP’yi. Partinin son dönemlerde Türk siyasetine önemli katkıları olduğunu düşünüyorum. Demokrasi bir uzlaşı kurumudur. Dolayısıyla uzlaşmanın pek olmadığı günümüz siyasetinde CHP, uzlaşı kültürüne, toplumsal birlikteliğe önem veren çıkışları oluyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk siyasi  yaşamında en önemli davranışlarından biri  460 kilometrelik adalet ve demokrasi yürüyüşü yapmasıdır.  İkincisi de İYİ Parti’nin siyaseten devre dışı bırakılarak seçime sokulmama hamlesini görerek İYİ Parti’ye kendi milletvekillerini verip önemli bir siyasal çıkışa imza atmasıdır. 6 partiyle yürütülen siyasal birliktelik  özlenen bir tablodur.  Bu tablonun oluşumuna CHP liderlik yapıyor.  Bu, son 20 yılın özlenen tablosudur. Hoşgörü ve  uzlaşma, demokrasinin mutlak suretle olması gereken unsurlarıdır. Hangi düşünceden olursa olsun, ülkenin çıkarları konusunda birlikte olmak, ülke için, vatan için birlikte olmak, diğer siyasal anlayışları, particiliği teferruat haline getirir. Burada vurgulamak istediğim, uzlaşı kültürünün Türkiye’de çok ihtiyaç duyulduğu dönemde CHP’nin buna liderlik yapmasıdır.

Yıllar önce CHP’de bir genel başkan yardımcısı Bursa’ya geldiğinde, “Siz Bursa’yı kurtaracaksınız, mevcut il başkanını görevden alıp sizi atayalım” teklifi yapmıştı. Ama genel seçimlerde adaylık listesine alınmadınız. Bu olay sizde hayal kırıklığı yarattı mı?

Siyasette her türlü duruma hazır olmalısınız. Her türlü sonuçla da karşılaşabilirsiniz. Bir ağabey formülü arandığı zaman bana gelinmesi benim için bir onurdu. Ama her onurlu görev, zamanı gelindiğinde kullanılırsa yerini bulabilir. Seçimle gelmiş bir il başkanının görevden alınıp,  yerine gelmem demokrasi anlayışımla içime sindirebileceğim bir durum olamazdı. Bu nedenle  böyle bir teklifin  kamuoyunda duyulmaması noktasında çaba sarf ettim ki partim zarar görmesin. Ama sonradan bilgim dışında konunun basına sızdırılması beni son derece üzmüştü. Bu tekliften 6 ay sonra genel seçimler yapılmıştı. Genel seçimlerde merkez yoklamasına her ne kadar karşıysam da aday oldum ama listeye giremedim. Mesele listeye girememem değil ama burada garip olan 5 ay önce Bursa’yı emanet edeceğiniz ve ‘tek güvencemiz sizsiniz’ deyip il başkanlığına layık gördüğünüz, kurtarıcı gözüyle  baktığınız kişiye milletvekili sıralamasında yer verilmemiş olmasıydı. Bunu da siyasetin doğal sonucuna bağlıyorum. Buna rağmen hiçbir kırgınlık yaşamadan partime seçim sürecinde katkı koydum.

Yeniden aktif siyaset yapmayı düşünüyor musunuz?

Hayır. Aslında insan, siyaset girer ve çıkamaz. Ömrünün sonuna kadar siyasetle ilgilenir ama  bunun illa aktif olması kuralı yoktur. Çünkü hayatın her alanında, günlük yaşamda siyaset ve politika vardır. Bu bir sorumluluk gereğidir ve bunu herkes yapmalıdır.

“EMEK-SERMAYE MÜCADELESİ EZEN-EZİLEN MÜCADELESİNE DÖNÜŞTÜ”

Bir mali müşavir olarak ülkenin genel ekonomik gidişatını nasıl görüyorsunuz?

Cumhuriyet döneminin en ağır ve en kötü dönemini yaşadığımız gerçeği ortadadır. Ayrıntılara girmeden genel anlamda birkaç şey söyleyebilirim. Bir ülkenin iktisat politikasını  anlayabilmek için, kullanılan kaynaklarla yapılan işlerin karşılaştırılması gerekir. Bu açıdan baktığımızda 20 yıllık bir sürecin özellikle son dönemlerinde daha belirgin olmak kaydıyla, görülmemiş boyutta kaynak israfı yapılmaktadır. Ülkenin geçmişte kazandığı mevcut üretim kaynakları Cumhuriyet döneminden gelen fabrikaların tümünü özelleştirerek, satarak,   böylesine önemli ve yerleşik iktisadi kurumları tamamen ortadan kaldırarak tek yönlü, sadece inşaat odaklı biçimde israf ekonomisi yönetimi  uygulanmıştır. Türkiye gibi bir ülkenin imkânları çok büyük olmasına rağmen özellikle tarım ve sanayi alanında ortaya çıkan fırsatlar tüketilmiştir. Tarım alanında kendi kendine yetebilen dünyada 7 ülkeden biriyken ithalatçı konuma düşmüş olmamız bizi geri kalmış ülkeler sınıfına dahil etmiştir. Hükümet politikalarında üreten Türkiye değil üreyen Türkiye hedeflendiği için, fakirleşen bir toplum noktasına evrildik. Eskiden mücadele, emek-sermaye mücadelesiydi şimdi bu mücadelenin boyutu farklı hale gelmiştir. Ezen, ezilen arasında bir mücadele var. Bu yeni durumun muhalefet partileri tarafından yorumlanması gerekir. Muhalefet partilerinin, alacakları tedbirleri bu çerçeveye oturtmaları gerekir.

Benzin istasyonu işleten biri olarak akaryakıt sektörünün içinde oldunuz. Sektör zor günler yaşıyor. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Akaryakıt sektörü büyük zorluk içinde. Sektörün içinde olanlar isyan ediyor adeta.  O kadar ki, bırakın güncel takibi, olaylar saatlik  değiştiği için, inişli çıkışlı fiyat değişikleri nedeniyle sektördekiler çok büyük zorluklar yaşıyorlar.

Kendi işinizi ne durumda? Şirketlerinizi çocuklarınıza mı bıraktınız?

İşime devam ediyorum. Çocukların kendi işleri var. Ben şu anda tabii aktif politikanın içinde değilim ama cemiyet hayatının içindeyim. Bir insan toplumsal anlamda mücadele içindeyse bundan geri dönmek mümkün değil. Sağlık koşulları el verdiği sürece de olmaya devam edeceğim.

“YAŞAMIMIN ÖNEMLİ PARÇASI KOPTU”

Yıllarca Uludağ’daki kedi, köpek ve kuşları kendi imkânlarınızla beslediniz. Geçen aylarda rahatsızlığınızı gerekçe göstererek besleme işini bıraktığınızı açıkladınız. Can dostları özlüyor musunuz?

Bir insanın en zoruna giden şey alışkanlıklarından  vazgeçmesidir. Eğer bu alışkanlık çok kutsal bir ve çok az insanın yaptığı bir görev ise o görevden kopmak, uzaklaşmak insanın zoruna giden ve çok üzen bir durumdur. 22 yıldır adeta sokak hayvanlarıyla bütünleşen ve son dönemlerde  tüm hayatını onlara vakfeden biriyim. Rahatsızlığım  nedeniyle beslemeyi bıraktığım için yaşamımın önemli bir parçasının koptuğu hissini yaşıyorum.

Hayvanları yıllarca besleyen duyarlı bir vatandaş olarak, ülkemizdeki sokak hayvanlarının sorunları hakkında neler söylersiniz.

Bir kere bu coğrafya hayvanı sevmez, yeşili sevmez, suyu sevmez, dereleri, gölleri,  denizleri sevmez, doğayı sevmez. Dolayısıyla insan sevgisine  giden tüm yolları kısmen kapatmıştır.   Bunu, bir çöl ve bedevi kültürünün bir sonucu olarak görüyorum. Bu coğrafyada devamlı ilk savaşların olmasının yukarıda saydığım sevgisizliklerin sonucu olarak görüyorum. İnsanları, hayvan seven ve sevmeyen olarak  ikiye ayırıyorum. Hayvanseverler bugün azınlık olmasına rağmen gönüllü bir şekilde devlet kurumlarının eksik bıraktığı bir alanı büyük bir özveriyle kapatmaya çalışmaktadır. Bir de sadece kendi sahip olduğu hayvanı sevenler var ki diğer hayvanlarla ilgilenmezler. Böyle bir durum da var ve  bu gerçeklerle yüzleşmemiz gerekir.

“SOKAK HAYVANLARI SORUNU KISIRLAŞTIRMA İLE ÇÖZÜLÜR”

Uludağ Yolu’nda bu kadar çok hayvan olmasının nedeninin baş sorumlusu kuşkusuz yerel yönetimler. Bu konuda bir mesajınız olacak mı?

Sokakta hayvanlar hızla çoğalmaktadır. Yerel yönetimlerin bu sorun karşısındaki çözümü son derece yetersizdir. Çünkü hayvanların çoğalmasına neden olan şey üremeleridir.  Üreme sorunuyla ilgili belediyeler son derece yetersiz kalmaktadır. Çoğalmayı ve popülasyonu önlemenin yegane çaresi kısırlaştırmadır. Bugün  yapılan kısırlaştırmanın 20 katı kadar  kısırlaştırma yapılmazsa hayvan sayısının yıllık artışı yüzde 100’e varacaktır.

“BURSASPOR HAK ETTİĞİ YERE GELECEKTİR”

Bursaspor’u da konuşalım isterim. Bursaspor’un içinde bulunduğu durum malum. Ne söylemek istersiniz?

Bursa gibi bir kente şampiyonluk  çok yakışmıştı. Bunun muhafaza ve müdafaa edilmemesi her Bursasporlu gibi beni de yaralamıştır. Bursa’nın genel yapısı sporu sever. Ancak geçmiş dönemin yöneticilerinin  ilgisiz davranışları ve kısır çekişmeleri bugünkü üzücü noktaya getirmiştir.  Bursaspor taraftarının güçlü bir sevdayla bağlı olduğu kulübün hak ettiği yere geleceği inancım tamdır.  Bu bakımdan  sorumluların kulübümüze büyük bir sorumluluk duygusu ve görev bilinciyle sahip çıkarak, layık olduğu yere taşımalıdır.

Son olarak neler söylemek isteriniz?

Siyasetle ilgilenmiş  biri olarak temel ögem insan oldu hep. İnsanların bugün toplumda nasıl bir noktaya geldiklerini  izlemek bizim siyasette merak ettiğimiz bir konu oldu. Bugün  toplumsal bir sorunumuz var. Utanma duygusunu kaybediyoruz. Eskilerden duymuşumdur,  utanmayan adamdan korkmak lazım diye. Çünkü utanmayan adam her türlü kötülüğü yapabilecek düzeydedir. Utanmayan adamın vicdanı da olmaz. Vicdan duygusu utanma duygusuyla beraber gelişir. Anne ve babalar çocukları eğitirken, onlara utanma duygusunu da vermelidir.  Utanma duygusuyla vicdan  bütünleştiğinde ahlak ortaya çıkar. Bugün tüm sorunlarımız utanma ve vicdan duygusunun kaybolmasından kaynaklıdır. Dünyada hayranlık duyduğumuz ülkeler var. Ben 68 kuşağıyım, emperyalizme ve onun temsilcisi olan ABD’nin hep karşısında olmuşumdur. Ancak ABD’nin hayranlık duyduğum yanları da var. ABD, demokrasinin beşiğidir ve bu yönüyle dünyaya örnek olur. ABD’de, yönetim anlayışı kurallar, kuruluşlar ve kurumlar ülkesi olmasıyla şekillenir. Buna hayranlık duymamak mümkün mü?  Çünkü asırlardan bu yana yerleşik kuralları, kurulları ve kurumları var. Bunlar hiç değişmeden önemli bir yapıyı sergiler. Benzer ülkelerden biri de Japonya’dır.  Japonya  ahlak ve geleneği ile öne çıkmıştır. Almanya ise planlı ve disiplinli  çalışma hayatıyla öne çıkmış bir diğer ülkedir.

FOTOĞRAFLAR: HATİCE DAL