Olay Gazetesi Bursa

Pazar Çeşnisi

Virüsün yayılıp, krizin ayak seslerinin duyulduğu günlerde arkadaşlarla sohbet ederken, para basılmasını konuştuk. Ancak enflasyonu azdıracağı savıyla, para basmanın doğru olmayacağını savundu arkadaşlar. O sohbetten sonuç çıkmadı ancak önceki gün değerli iktisatçı Prof. Dr. Korkut Borotav’ın açıklamalarını okuyunca, konu biraz daha netleşti zihnimde. Nitekim Borotav, şu zor günleri aşmak için para basmanın enflasyona neden olmayacağını […]

Virüsün yayılıp, krizin ayak seslerinin duyulduğu günlerde arkadaşlarla sohbet ederken, para basılmasını konuştuk.

Ancak enflasyonu azdıracağı savıyla, para basmanın doğru olmayacağını savundu arkadaşlar.

O sohbetten sonuç çıkmadı ancak önceki gün değerli iktisatçı Prof. Dr. Korkut Borotav’ın açıklamalarını okuyunca, konu biraz daha netleşti zihnimde.

Nitekim Borotav, şu zor günleri aşmak için para basmanın enflasyona neden olmayacağını savunmuş:

“İstihdamın ve talebin çöktüğü, işsizliğin arttığı bir dönemde, Merkez Bankası ile desteklenerek kamu harcamalarının arttırılması, enflasyona değil, üretim artışına yol açar. Salgın ortamında bu harcamaların sağlık sektörüne ve emekçilere gelir aktarımına odaklanması gerekir. İktidarın 18 Mart’ta sunduğu 100 milyar liralık sepetin çok küçük bir oranı doğrudan doğruya emekçilere giden unsurlardan oluşuyor. Muhtemelen yüzde 5 civarı. 100 milyar liralık artış, tümüyle sağlık ve gelir aktarımlarına yönelse ve bütçe, artı Merkez Bankası kaynaklarından oluşsa, enflasyona yol açmaz. Ekonomi tam istihdamda ve tam kapasitedeyken açıktan para basıp talep pompalamak tabii ki enflasyonu besler. Ama Türkiye bugün o noktada değil; toplam talebin çöktüğü bir noktada.

Önümüzdeki dönem, Borotav’ın tezinin test edileceği günlere gebe olabilir.

***

Borotav’ın, salgınla birlikte yeniden tartışılan kapitalizm ve neoliberalizmle ilgili analizleri de kayda değer:

“Neoliberalizm piyasa mekanizmasının emek piyasalarını dengeleyeceği düşüncesindeydi. Piyasalar emek fazlasını atar, ihtiyaç duyunca yeniden alır. Şimdi algılandı ki emek çökünce sistem duruyor. Dolayısıyla eski usul merkez bankalarının para basması yoluyla bu problemi aşamayacakları anlaşıldı. Ekonomileri canlandırmak için üretimden kopan emeği doğrudan doğruya desteklemek lazım. Mesela en neoliberal olan iki ülke ABD ve İngiltere bu tür aktarımlara başladı. Hastalık nedeniyle üretimden kopmak zorunda kalan emekçilere Hazine, işsizlik sigortası yoksa dahi para aktarmayı kararlaştırdı. Neoliberalizmin özü “sermayenin sınırsız tahakkümü”dür. Ancak bu tahakkümün dünyayı ayakta tutamayacağı anlaşıldı. Kapitalizm kendini kökten onarma becerisini gösteremezse çürüyüp dağılacak. Emekçilere maliyet yüklemeden, ‘Kendi sağlık ve emeklilik sigortanı yaptır’ gibi piyasacı çözümleri aramadan, emeği ayakta tutmayı siyasetin ana görevlerinden biri yapacak. Yapamazsa kapitalizm dağılır gider, bu anlaşıldı. Emeklilik, sağlık ve ayrıca tam istihdam… Yaygın ve güvencesiz işsizliğin sürdüğü; sağlıkta, emeklilikte herkesin kendi başının çaresine baktığı bir sistem artık kabul edilemez.

***

Virüs günlerinde iç açıcı haberler gelmiyor maalesef.

Ancak dün Olay gazetesinde okuduğum aynı sayfadaki iki haber, çölde bir vaha gibiydi.

İlk haber Has Tavuk’tan.

Birçok fabrikanın işçi çıkardığı veya izne gönderdiği bir dönemde Has Tavuk Genel Müdürü Şahin Aydemir, işçi çıkarmadıklarını tam aksine 124 yeni personel aldıklarını açıklamış.

Bu haberin hemen altında DOSABSİAD Başkanı Nilüfer Çevikel, DOSABSİAD olarak tek bir personel çıkarmayacaklarını açıklamış.

Ne âlâ…

***

Efendim ‘Evde Kal Türkiye’ çağrılarına rağmen, büyükşehirlerden Ege ve Akdeniz’deki yazlık beldelere akın vardı.

Yazlıkçıların gerekçeleri:

Yazlığıma gideyim, orada izole bir yaşam sürerim.

Yanlış ki ne yanlış.

Yaşadığın kent, oturduğun ev en güvenli, en izole noktalardır.

Ayrıca, seyahat etmek virüsü başka kente taşıyacağı için, son derece tehlikeli.

Hasılı, yazlıkçıları üzse de 31 kente giriş ve çıkışların durdurulması kararı en isabetli tedbirlerden biri olmuş.

***

Salgın günlerinde psikologlar nasıl çalışıyor?

Psikologlara başvuru arttı mı?

Psikologlar kendi ruh sağlıklarını koruyabiliyorlar mı?

Salgın, insanların ruh sağlıklarında nasıl bir etki bıraktı?

Toplumda panik havası var mı?

Evde kalanların ruh sağlıkları nasıl?

Çalışanların riski.

Sosyal medyanın süreç içindeki etkileri.

Sokağa çıkma yasağı bulunan yaşlıların psikolojileri.

Salgın bittikten sonra nasıl bir gelecek bizi bekliyor?

Tüm bu soruları Pazartesi Söyleşileri’nin konuğu olan uzman klinik psikolog Canan Cesur yanıtlıyor.

Yarın gazeteniz Olay’da.

***

Özgürlük ekmekten tatlı, güneşten güzeldir” demiş Dostoyevksi.

Thomos Jefferson ise, “Allah bize hayatı verirken, hürriyeti de vermiş” sözüne imza atmış.

Ya özgürlük verin bana, ya ölüm” diyen Patrick Henry’i de unutmayalım.

Karabasan gibi üzerimize çöken salgının bir an önce geçmesi, güneşin içimizi ısıtıp sokaklarda özgürce dolaşacağımız pazarların çabucak  gelmesi dileklerimle iyi pazarlar efendim.