Olay Gazetesi Bursa

Saadeti huzurevinde buldu

11 aylıkken babasını kaybetti. 29 yaşındayken eşini kara toprağa verdi. 2 çocuğuyla hayatta yapayalnız kaldı. 36 yaşında kısmi felç ve kalp krizi geçirdi. Pes etmedi yaşama tutundu. Ne kendi ailesinden ne de eşinin ailesinden yardım istedi. Öğretmenlik dışında, akşamları elbise dikti, örgü ördü. Büyük zorluklarla 2 kızını okuttu ve doktor olmalarını sağladı.   Zorluklarla geçen […]

11 aylıkken babasını kaybetti. 29 yaşındayken eşini kara toprağa verdi. 2 çocuğuyla hayatta yapayalnız kaldı. 36 yaşında kısmi felç ve kalp krizi geçirdi. Pes etmedi yaşama tutundu. Ne kendi ailesinden ne de eşinin ailesinden yardım istedi. Öğretmenlik dışında, akşamları elbise dikti, örgü ördü. Büyük zorluklarla 2 kızını okuttu ve doktor olmalarını sağladı.

 

Zorluklarla geçen yılların ardından yaşı 60’a gelen Saadet Alan, her şeyi geride bırakarak, Bursa’da, huzurevinde yaşamaya karar verdi. Ailesi karşı çıksa da Saadet öğretmen, kararından vazgeçmedi ve 16 yıldır huzurlu bir yaşam sürüyor. “Huzurevinde yaşamaya karar vermekten hiç pişman  değilim” diyen Alan, “Ev ev üstüne olmazdı. Burada çok mutluyum” diyor.

 

Bu hafta, örnek bir yaşama ışık tutuyoruz. Bu hayatta herkesin bir hikâyesi var.

Saadet Alan’ın hikâyesiyse ibretlik.

Zorluklarla geçen 60 yılın ardından, huzureviyle gelen mutluluk öyküsünü okuyacaksınız.

ZORLUKLARLA GEÇEN ÇOCUKLUK YILLARI

Saadet Alan’ı tanıyarak başlayalım.

Bir tarafı Kafkasyalı bir tarafı Selanikli olan Müzeyyen Cangül’ün kızıyım 2. Dünya Savaşı’nın ilk yılında dünyaya gelmişim. Bu nedenle kıtlık bitip müreffeh bir hayata geçeceğimiz için adımı Saadet koymuş ailem. Babamı 11 aylıkken kaybettim. Annem bizleri büyüttü. Her şeye rağmen çocukluk yıllarımız güzel geçti. Diyarbakır’ın avlulu eski evlerinden birinde büyüdük. Beni eğiten ve tehlikelere karşı koruyan ağabeyimi de rahmetle anıyorum. Ağabeyimin  desteğiyle okuyabildim. Bolu Kız Öğretmen Okulu’nu yatılı kazandım.

Ben Türkiye’nin şanslı çocuklarından biriydim. Okulum, Bolu Kız Öğretmen Köy Enstitüsü’nden dönen bir okuldu. Bahçe ve kümes işleri gibi herşeyi kendimiz yapıyorduk. Ekmek yapmayı, ekip, biçmeyi öğrendik. Köy okulunda sadece köyün öğretmeni değil, ebesi, hemşiresi, doktoru gibiydik. Her koşulda, köylülere iyi şeyler verebilen nitelikli eleman olarak yetiştik.

GENÇ YAŞTA EŞİMİ KAYBETTİM KIZLARIMLA HAYATA TUTUNDUM

*Yani hem hayatı, hem öğretmenliği öğrendiniz…

Evet her şeyden anlar olduk. Bunlar sevgiyle yapıldı ama zorla değil. Her konuda yeterli duruma getirdiler bizi. Okuldan mezun olduktan sonra edebiyat bölümünden yüksek öğretmenliğe aday gösterildim ama çocukları çok sevdiğim için ilkokul öğretmenliğini tercih ettim.

*Daha sonra neler değişti hayatınızda?

1960 İhtilali oldu. Tayinim Diyarbakır’a yapıldı. Göreve başladıktan 3 yıl sonr evlendim. Eşimle birlikte Tokat’a gittim ve 9 yıl yaşadık orada. Maalesef eşim yedek subay okuluna giderken görev sırasında kaza geçirdi ve hayatını kaybetti. Biri 4, diğeri 7 yaşında 2 kızımla kaldım. Ben de 29 yaşındaydım. Eşimin hizmet süresi sadece 1 ay eksik olduğu için maaş da bağlanmamıştı. Kızlarımın minnet altında kalmaması için kendim yıprandım. Ne kendi ailemden ne de eşimin ailesinden yardım istedim Önce mesai saatleri dışında kalan zamanlarda elbise diktim, örgü ördüm ek gelir elde etmek için. Sonra arkadaşlarım, bu işlerde daha fazla yıpranmamam için özel ders vermemi önerip, ışıklı bir kapı açtılar bana.

Hem kızımı koleje hazırladım hem de başkalarının çocuklarına hafta sonları ders verdim. 36 yaşındayken kısmı felç geçirdim sağ tarafımdan. Sağ elim tutmuyordu. Sağ elim tutmuyorsa sol elim var diyerek, sol elimle yazdım. Yazamazsam, beni malulen emekli edebilirlerdi. Böylece maaşım düşebilir, çocuklarıma bakamaz duruma gelebilirdim. 45 gün sol elimle yazdıktan sonra düzeldim. Daha sonra yaşadığım zorluklar nedeniyle kalp krizi geçirdim. Çok şükür onu da atlattım. Bir anne çocukları için her şeyi yapmalı ve asla pes etmemeli. O zor günlerin ardından şimdi mutlu günlerimi yaşıyorum.

Çocuklarınız ne iş yapıyor?

1980 darbesinden sonra, emeklilik hakkı doğdu şartları uygun olanların. Ben de dilekçemi verip emekli oldum. Diyarbakır’da o yıllarda özel okul olmadığı için Ankara Kızılay Dershanesi’ne başladım. Aldığım emeklilik ikramiyesi ve dershaneden aldığım maaşla 2 çocuğumu okuttum. İki kızım da doktor oldular ancak klinikli bölümleri seçmediler. Küçük kızım Ankara Gölbaşı’nda sağlık müdürü, büyük kızım da Diyarbakır Dicle Üniversitesi Anatomi Kürsüsü’nde profesörlük bekliyor. Bir annenin en büyük gururu çocuklarının istikbalini görmektir.

KENDİ İRADEMLE HUZUREVİNE GELDİM

Çocuklarınızı okuttunuz ve hayatınızda her şey yolunda giderken huzurevinde kalmaya karar verdiniz. Neden huzurevinde yaşamak istediniz?

Bunu çok soran oldu bana. 60 yaşında geldim huzurevine ve 16 yılım geçti. Hiç pişmanlık duymadım. Çünkü huzuru buldum burada.  Ruhen de hazırlamıştım kendimi. Bizde derler ki ev ev üstüne olmaz. Zaten aileleriyle oturan gençlerin evlilikleri de sıkıntılı oluyor. Gençler, ayrı eve çıktıkları zaman belki zor koşullarda yaşayacaklar ama yuvalarının değerini de bilirler. Anne ve babalarının evlerinde yaşadıkları zaman araya nifak girebiliyor. Aileler ya hiç müdahale etmeden çocuklarına tüm güçleriyle yardım etmeli ya da onları azat etmeli. Gençler o zaman mecralarını bulurlar. Sıkıntı çekerlerse yuvalarının değerlerini bilirler. Ben neden geldim huzurevine? Çocuklarımı ve bir torunumu büyüttüm. Çocuklarım ekmeklerini kazandılar. Eşleri de yuvalarına sadık insanlar.  Bundan sonra artık ben biraz fazlayım dedim. Tek başıma yaşasaydım dünyanın hali belli. Biri kapımı çalsa adres sormak için ürkerdim. Kapıyı açsan olmaz, açmazsan da olmaz. En iyisi huzurevine gideyim diye düşündüm. Orada yastığa başımı koyduğum zaman rahat uyurum, güven içinde yaşarım dedim. Kendi çocuklarım doktor olmalarına rağmen, rahatsız olduğumda onlara kıyamıyordum şikayetim var demeye.  Ama burada nöbetçi doktorlar var, ilaçlar ve yemeğiniz ayağınıza geliyor, kontrolleriniz düzenli olarak yapılıyor. Bunları tek başıma kalsaydım bulamazdım. Belki de çocuklarıma daha kırgın olabilirdim, beni arayıp sormadıkları için.

AĞA DA BEN BEY DE

Peki mutlu musunuz burada?

Çok mutluyum. Bendeki keyif, ağada yok, beyde yok.

Neden Bursa’yı tercih ettiniz?

Anadolu’yu istemedim. Çünkü yöre insanının kültürüyle uyuşamazdım.

Aslında başka bir ile gidecektim ama son gün sanki şeytan dürttü ve Bursa’yı da araştırdım. Bursa’da yaşayan ağabeyim mahçup olabilir diye biraz tereddüt yaşadım. Çünkü toplumda huzurevinde yaşayanlara acınacak gözle bakılır, evlatlarına hayırsız denilir. Oysa huzurevinde yaşayanlar bağımsızdırlar, kendi sorunlarının üstesinden kendileri gelirler.  Ancak karar verdim  ve Bursa’ya geldim. Bursa’yı da seçtiğim için çok seviniyorum.

AİLEM BİZİ REZİL EDECEKSİN DİYEREK KARŞI ÇIKTI

Huzurevine gelmenizden dolayı aileniz tepki gösterdi mi size?

Kızlarım tepki gösterdi. Özellikle  büyük kızım çok büyük tepki verdi. ‘Millet, çocukları bakmıyor diyecek, bizi rezil edeceksin’ dediler. Yoo, asla kimse size böyle bir şey söylemeyez dedim. Onlara, ‘Bedenim gidiyor ama yüreğim yine sizinle. Ben aklı başında, ayakları yere sağlam basan bilinçli bir insanım’ dedim. Soran olursa, ‘biz nasıl annemize yol gösteririz? O hayatı boyunca bize yol gösterdi. Annemiz kendi iradesiyle gitti ve kararına saygı duyuyoruz deyin” dedim.  Ve asla utanmamaları gerektiğini söyledim. Çünkü ben özgür irademle , hiçbir kavga ve tartışma olmadan geldim huzurevine. 

Kırgınlık oldu mu?

İlk 2 yıl gelmedi büyük kızım. Daha sonra geldi.  Kızım, “Anne biz çok korkuyorduk. Ama burada rahat ve mutlu olduğunu gördük” dediler. Çünkü buraya gelen insanlar, ya mağdurdur, ya garibandır, ya da unutulmuş  diye bakılıyor.

Huzurevine gelmeden önce sizin ön yargılarınız var mıydı?

Kendi yaşamımı her yerde kurabileceğimi düşündüğüm için  önyargım yoktu. Burası için söylemiyorum ama önyargı oluşmasında huzurevi yönetimlerinin de yanlışları var. Çünkü bakımeviyle, huzurevleri karıştırılıyor. Oysa ikisi birbirlerinden çok farklı.  Bakımevinde bakıma muhtaçlar kalırken, huzurevleri dinlenme yerleridir. Sizi tenzih ederek söylüyorum medya da huzurevlerinin olumsuz yönlerini göstererek yanlış bir algı oluşturuyor. Huzurevleri acınılacak yerler olarak gösteriliyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi Huzurevi ise çok güzel. Gerçekten çok taktir ediyorum huzurevi yönetimini. Herkese eşit mesafedeler ve eşit koşullarda hizmet sunuyorlar.

 

“60’INDAN SONRA RESİM YAPMAYI ÖĞRENDİM”

 

Odanızda altında imzanızın olduğu tabloları görüyoruz. Bir de yine sizin yaptığınız el işleri dikkatimizi çekti. Tablolar çok güzel. Biraz da resim ve el işi yeteneğinizden söz etmenizi isteyeceğim

Onlar  yüreğimin sıcaklığını gösteriyor. Renkleri ve çocukları çok seviyorum. 21 yıl devlette, 19 yıl özel okulda çalıştım. Bursa’ya geldikten 3 yıl sonra resim kursuna gitmeye karar verdim, yeni bir hayat bulmaya çalıştım.  Akşam 8’den sonra bir objeye başlıyorum gece 2,5’lara kadar dalıp gidiyorum. Çok büyük bir zevk. Kâğıt rafyalar, takı işleri benim için çok büyük bir keyif. Boş kalmamanın, eşe, dosta hediyeler vermenin ne kadar güzel olduğunu göstermek istedim.

Çocuklarınızın da yaşlandıklarında huzurevinde kalmalarını ister misiniz?

Kendilerine bakamayacak duruma gelmelerini arzu etmem. Allah kimseyi o duruma düşürmesin zaten. Ancak çok güzel huzurevleri var. Mesela 5. katımız evli çiftler için. Arabası olan çiftler var. Yaz tatilerinde memleketine giden evliler var.

Neden olmasın? Evde yıpranacaklarına insanlar burada yaşayabilirler.