Olay Gazetesi Bursa

Bir İstanbul masalı

‘Ölüm kalım meselesi, gel İstanbul’a’ dediler, aldım bastonumu elime… Minicik bir çanta içine şeker iğnelerim ve ilaçlarım. Uçakta yerim 8. sıra koridor. Bir buçuk senedir ilk defa uçağa bineceğim. Dağdaki evimi çok benimsemişim, orada bıraktığım köpişlerim ve iki kedim ailenin birer parçası. Onlardan uzaklaşmak da zor geldi. Doktor Sahir, tedavimi hatırlatarak çok fazla kalmamamı tembihledi. […]

‘Ölüm kalım meselesi, gel İstanbul’a’ dediler, aldım bastonumu elime… Minicik bir çanta içine şeker iğnelerim ve ilaçlarım. Uçakta yerim 8. sıra koridor. Bir buçuk senedir ilk defa uçağa bineceğim. Dağdaki evimi çok benimsemişim, orada bıraktığım köpişlerim ve iki kedim ailenin birer parçası. Onlardan uzaklaşmak da zor geldi.

Doktor Sahir, tedavimi hatırlatarak çok fazla kalmamamı tembihledi. Sağ olsun Apo da beni havaalanına bıraktı. Minicik paketimi ve ceketimi çıkarttırdılar. Kontrolden geçtim. Ekrana bakan kız “bir daha geçin” dedi, bir daha geçtim. Yanımdaki adama “üstünü ara” dedi, aradılar. Meğerse metal ilaç kutumdan huylanmışlar. “Pantolonumu da çıkartayım mı” diye sordum çocuğa. “Gerek yok çantanızı açın” dedi, iğnelerin enjeksiyon tarafını sordu “nedir bunlar” diye. “Senin de başına bir bela gelirse anlarsın” dedim. “Şeker iğnesi”.

Oturdum 8 numaralı yerime, Türk Havayolları’nda hosteslerin çirkinliği hariç çok büyük bir gelişme var. Pilotlar çok düzenli ve insanları onore eder şekilde konuşuyorlar. Dalaman’dan zamanında kalktık, zamanında indik İstanbul’a. Sabah 4’te kalktığım için hem uykusuzum, hem yorulmuşum. İstanbul’un trafiğinde bir buçuk senedir bir değişiklik yok. Sanki daha da yollar açılmış gibi geldi. Şoför efendi ara sokakları cin gibi biliyor. Vardık terk edilmiş gibi duran evime. Allah’tan Menderes’in karısı bir şeyler koymuş buzdolabına. Menderes, apartmanın sorumlusu… İsmini de babası DP’li olduğu için Adnan Menderes’ten dolayı vermiş. Kafamız aynı olduğu için hep anlaşırız onunla. Kısa mesafedeki kızımın dershanesine ve minik ofisine sığındım. Görüşmelerimi orada yaptım. İki gün kalacağım dediğim İstanbul’da saçma sapan sebeplerle ve yine yalancıların kadrine uğrayarak 15 gün kaldım. Geceleri tek başıma evimde kaldım; 11’de yattım, sabah namazı saatlerinde kalktım. Günümü ağırlıklı olarak, hatta görüşmelerimi de, yıllarımın geçtiği Bebek halk kahvesinde oturarak, oradaki eski tanıdıklarımla sohbet ederek, beni çok kaşıyan gençlere de birazcık siyaset dersi vererek geçirdim. Bloglarımı yazamadım çünkü ne ofis var, ne asistan, ne sekreter. İnsan psikolojik olarak ihtiyaç duymadıkça kaybettiklerinin farkına varmıyor. Evladım gibi doğurttuğum ve 50 sene birlikte yaşadığım Cenajans’ın kapısını son defa kaparken Cenajans ruhuna bir şarkı ithaf ettim: “Üzülme her yaşın bir güzelliği var”. Bu seyahatimde İstanbul’da romantikleştikçe telefonuma eski asistanımın kaydettiği bu şarkıyı dinledim: “Üzülme her yaşın bir güzelliği var.”

Hani derler ya bıraktığın her şey yerinde duruyor. İşlerim hariç bıraktığım her şey yerinde duruyor. Tuhaf bir şekilde zamanında sık görüştüğüm bazı insanların bu bir buçuk senede dahi yaşlandıklarına üzüldüm. Onlar yaşlanmışlardı, beni tabiat ve oksijen, gençleştirmişti. En büyük keyfim torunlarımdan gördüğüm sıcak ilgiydi. Onları doya doya sevdim, seyrettim.

İşim gücüm neticelendi mi, bitti mi? Hayır. Değişim benim gibi Alman eğitimi almış, çok disiplinli, randevusuna sadık, her şeyi not eden bir işadamına göre değil artık. Cebimdeki anahtara kadar satma yetkisine haiz bir vekaletnameyi ailemdeki bana en yakın kişiye vererek gece saat 10.30’da Dalaman’a kalkacak uçakta bu sefer 15. sırayı ayırtarak tam 4 saat önce evimden hareket ettim. Uçaklar ağzına kadar dolu gerçekten ben bu işi anlamadım. Turist yok diye söylenip duruyoruz, boş uçak yok. Dalaman uçağındaki yolcuların da %90’ı yabancıydı. İlginç bir şey daha yaşadım. Trafik vardır diye erken çıktığım evden 1 saatte havaalanına geldik. Dostum Süleyman Kosif çok seyahat eden bir işadamıdır. Fiyakalı miles&smiles kartlarının kim bilir kaç tanesine hak kazanmış. Bana bir tane çıkarttırmıştı ek olarak. Benimki de elitmiş. CIP salonundan geçebiliyorum. Hayatım boyunca VIP salonundan geçmeye hakkım olmasına rağmen başbakanların, reisi cumhurların yanında seyahat etme durumumun dışında bu salonu hiç kullanmadım. Hep içerdeki tiplere sinirim bozulmuştur. Yaşlılık dönemime denk gelen şimdiki zamanlarda ise böyle bir dost yardımı ile aldığım kart sayesinde CIP’den geçme fırsatı oldu. Uzun süre uçak saati gelinceye kadar etrafımdaki insanları seyrettim. Burayı kullanma kartına sahip olan insanların çoğuna hayretle baktım ki onlar da bana baktılar. Tahminimden çok tanıdığım da çıktı. Herkes ağırlıklı olarak iş için bir yerlere gidip geliyor. Türkiye’de hareket var. Fıstık gibi bir uçuşla Dalaman’a indik. Evime kavuştum. İçimi bir üzüntü kapladı. Canım kadar sevdiğim köpeğim Oğul bana küsmüş. Kapılarda zıplaya hoplaya beni karşılayan oğlan poposunu dündü, gitti. Odamızı bile benimle usulen paylaştı.

Marmaris’ten çıkıp İstanbul’daki evinize gidişiniz öyle veya böyle 6 saati buluyor. Osman Gazi köprüsü açıldığından İstanbul-İzmir 3 buçuk saat süreceğine göre oradan da 2 saatte Marmaris’e gideceğinizi kabullensek 5 buçuk saatte noktaya varıyorsunuz. Zamanında var olan şoförüm ben Ulucanlar Cezaevi’nde yatarken İstanbul’dan Ankara’ya otomobille ihtiyaçlarımı 3 buçuk saatte getirirdi. Rahmetli babam 1960 öncesi Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin toplantılarına giderken ünlü Kargasekmezler dahil yol 12-13 saat sürerdi. Nereden nereye geldik…