Bir çocuğun gözündeki donuk korku, bir kadının boğazına düğümlenmiş çığlık, bir sokak köpeğinin son, çaresiz bakışı… Hepsi aynı sessizliği taşıyor.
Bu üçü — kadın, çocuk, hayvan — neden bu kadar sık yan yana geliyor?
Çünkü aynı zihniyetin kurbanları.
Hayvana şiddet, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin en erken ve en çıplak habercisidir.
Bir kedinin canını hiçe sayan el, bir kadının canını da hiçe sayar.
Bir çocuğun gözyaşına sırt dönen kalp, bir sokak köpeğinin son inlemesine de sırt döner.
Toplum şiddeti hiyerarşik sanıyor: “Önce insan, hayvan sonra.” “Önce kendi çocuğumuz, sokaktaki sonra.”
Ama şiddet hiyerarşik değildir. Bir canlıyı ezmek ne kadar kolaylaşırsa, diğerini ezmek de o kadar kolaylaşır.
Şimdi düşünün: Kadın cinayetlerini durduramayan bir ülkede, sokak hayvanlarını “temizlemek” çocuklarımızı gerçekten korur mu?
Hayvana şiddet cezasız kaldıkça, çocuğa istismar da cezasız kalır.
Koruyamadığımız bu üçlü işte bu yüzden bir arada duruyor. Birinin çığlığı diğerinin çığlığına karışıyor. Bir kedinin titreyen bedeni, bir kadının morarmış koluna benziyor. Bir çocuğun korku dolu gözleri, bir sokak köpeğinin yardım bekleyen bakışıyla aynı sessiz çığlığı taşıyor.
Belki de cevap bu kadar yalın:
Üçünü de koruyacağız.
Çünkü vicdan bölünmez.
Empati, bir kedinin canını kurtarmakla başlar,
bir kadının sesini duymakla devam eder,
bir çocuğun geleceğini savunmakla tamamlanır.
Eğer bu üçünü birden koruyamazsak…
geriye kalan sadece sessizlik olur.
O sessizlikte üç çığlık birden yankılanır.
Ve o yankı, hepimizin ortak suçudur.