Sokak köpekleriyle göz teması kuramıyorum. Bakışlarındaki hüzün öyle bir ağırlık taşıyor ki, insanın içine işliyor.
Bazen o gözlere bakarken suçluluk hissi sarıyor bedenimi. Sanki tüm eksiklikler, tüm kırgınlıklar benim yüzümdenmiş gibi…
Ben, onların sessizliğinde kendi çaresizliğimi görüyorum.
2018 yılında ablamı kaybettim.
O dönem hayatımın en ağır zamanlarından biriydi. Ablamın kaldığı hastane evime yaklaşık yirmi dakika yürüyüş mesafesindeydi.
Bazı akşamlar işten sonra gece geç saatlerde yürüyerek hastaneye giderdim. Gece olunca çoğu zaman korkardım. Sokak sessiz, ışıklar az, adımlarım yankılanırdı.
Ama yolumun üzerindeki küçük parkta yaşayan sokak köpekleri sanki bunu hissediyor gibiydiler.
İlk başta tesadüf sandım. Ama birkaç gün sonra fark ettim ki, tesadüf değildi. Parkın yanından geçerken içlerinden biri ayağa kalkıyor, sonra diğeri.. Birkaç tanesi sessizce benimle yürümeye başlıyordu.
Hastaneye kadar..
Sanki korkumu ve huzursuzluğumu hissediyor, yanımda olmak istiyorlardı.
Ben kapıdan içeri girdiğimde geri dönüyorlardı.
Kışın akşam işten döndüğümde metrodan indiğim istasyon yine o parka yakındı. Eve doğru yürürken yine aynı köpekler…Bu kez evime kadar eşlik ediyorlardı.
Ben site kapısından içeri girdiğimde ise sessizce arkalarını dönüp tekrar parka gidiyorlardı.
O zaman anladım ki köpeklerle farkında olmadan bir bağ kuruluyor.
Onları kediler kadar tanıdığımı söyleyemem ama içlerindeki masum ifadeyi tanıyorum.
Bugünlerde sokak köpekleri hakkında çok şey konuşuluyor: yasalar, kararlar, tartışmalar…
Elbette şehirlerde düzen olmalı. Elbette güvenli alanlar, barınaklar ve iyi şartlar kurulmalı.
Ne acı ki bazı insanlar tam da bu kaos ortamını bir fırsat gibi görüp, yıllardır sokakta yaşayan masumlara zarar vermeye, hatta yok etmeye yelteniyor.
Oysa bir köpeğin dünyası çok basit. Bir kap su, bir parça yemek ve ona zarar vermeyecek bir insan.
Benim evimde bir golden yaşıyor. Üstelik beş kediyle birlikte.
İnsanlar buna bazen şaşırıyor. Ama Sevgi varsa, hayvanın türü fark etmez, birlikte yaşamak mümkün olur.
Kedilerim onu çok seviyor. O da onları. Bazen yanlarına kıvrılıyor, bazen de oyunlarına sessizce eşlik ediyor.
Doğa aslında sandığımız kadar sert değil. Bazen sert olan sadece insanın kalbi.
Onları inciten, korkutan, aç bırakan yine biz olsak da, bir köpek hâlâ yanımızda yürümeye devam edebiliyor, insana güvenmeyi bırakmadan.
Şehirleri düzenleyebilirsiniz. Onlar için güvenli alanlar kurabilirsiniz.
Merhameti öldürmeyin.
Çünkü bazen bir köpeğin gözlerinde gördüğümüz şey sadece bir hayvanın hüznü değildir.
Biraz da kaybettiğimiz insanlığın yansımasıdır.
BİR CANIN AYAKLARI OLMAK
Adı Sushi. Cinsi Rus Cocker. Daha küçücük bir yavruyken Ukrayna’da yaşayan oğlum ve eşi onu sahiplenmişti. Sushi eve alınan sıradan bir hayvan değildi. Kapıda bekleyen bir sevinçti o. Eve gireni coşkuyla karşılayan, gözlerinizin içine bakınca kalbinizi yumuşatan bir candı.
Ama bazen hayat, küçücük bir dikkatsizlikle bizi bambaşka yönlere savurabiliyor. Bir gün bahçe kapısı açık kalıyor. Sushi merakla dışarı çıkıyor. Yola doğru birkaç adım atıyor ve bir araba çarpıyor. Küçücük bedeni asfaltın üzerinde kalıyor.
Arabayı kullanan kişi Sushi’yi orada bırakmıyor. Onu alıp veterinere götürüyor.
Oğlum ve eşi günlerce Sushi’yi arıyor. Sokak sokak, kapı kapı… Bir iz, bir haber, bir umut…
Sonunda Sushi’ye ulaşıyorlar. Veterinerin söylediğine göre Sushi o günlerde hiçbir şey yememiş, hiçbir şey içmemiş. Sanki bekliyormuş gibi. Sanki sahiplerini görmeden gitmek istemiyormuş gibi…
Arka ayakları tutmuyordu Sushi’nin. Omuriliği ciddi şekilde zarar görmüştü. Veteriner çaresizce “Uyutalım” demişti. Çünkü bir daha yürüyemeyecekti.
Tam o sırada kapı açıldı. Sushi sahiplerini gördü. O küçücük beden bir anda heyecanla titremeye başladı. Günlerdir ağzına koymadığı yemeğe yöneldi. Kuyruğunu sallamaya başladı. Gözleri parladı.
Bazen bir canın yaşamak istediğini anlamak için kelimelere gerek yoktur.
O an karar verdiler, Sushi uyutulmayacaktı.
Onu Ukrayna’dan İstanbul’a getirdiler. Ameliyat ettirdiler. Uzun tedaviler, kontroller, sabır ve fedakârlık…Ona bir evcil hayvan gibi değil, adeta bir çocuk gibi baktılar.
Bugün Sushi yürüyemiyor. Arka ayakları tutmuyor. Ama hayata sımsıkı tutunuyor. Altını bağlıyorlar. Tıpkı hiç büyümeyecek bir bebek gibi. Her gün sabırla temizleniyor, özenle bakılıyor.
Bazen altını değiştirirken Sushi ön patileriyle yüzünü kapatıyor, içini çekiyor. Bazen de gözlerinden sessizce yaşlar süzülüyor.
O an insanın kalbi sıkışıyor. İster istemez düşünmeye başlıyor ;
Nasıl oluyor da aynı dünyada, aynı sokaklarda bu kadar farklı kalpler yaşayabiliyor?
Bazı insanlar sokakta gördüğü hayvanı tekmeliyor. Bir canı ezip geçerken arkasına bile bakmıyor. Ama bazı insanlar, bir can yaşasın diye hayatlarını değiştiriyor. Uykularından, zamanlarından, paralarından vazgeçiyor. Bir hayvanın kaderini omuzlarında taşıyor.
Sushi yürüyemiyor belki. Ama onu seven insanlar onun eksik kalan yanını tamamlıyor.
Kedi mi köpek mi? İşte 5 eğlenceli fark!
Köpekler “Sen benim her şeyimsin” der, kediler “Ben senin her şeyinim..”
Köpekler coşkuyla üstüne atlar, kediler ise sevgi dozunu damla damla verir .
Köpek kapıda saatlerce bekler, kedi ise “gelince haber ver, müsaitsem gelirim” der.
Köpek = bitmeyen pil
Kedi = tasarruf modu…ama gece 03:00’te turboya geçer.
Köpek “otur” deyince oturur, kedi “neden?” diye bakar ve genelde oturmaz.