Olay Gazetesi Bursa

Zengin olmak için zeka ve çalışkanlıktan daha önemli etken ne?

Başta zenginler olmak üzere insanlar zenginliğin beceri ve kararlılık gerektirdiğine inanmak ister. Peki zenginlik hiç yoktan yaratılan bir şey midir?

İngiltere, Avrupa Birliği’nde gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke. Zenginlerin asılsız inançlarının da kısmen etkisi var bunda. Zira gelir dağılımının daha dengeli olduğu ülkelerde zenginlerin, ne kendileri, ne diğer insanlar ne de bu zenginliğin nasıl oluştuğu konusunda öyle temelsiz yargıları yoktur.

İngiltere’de bir yatırım bankacısı 100 milyon sterlinin muhtemelen çok para olarak görülebileceğini, ama “inanılmaz bir miktar olmadığını” söyleyecektir.

Mayıs ayı başlarında Guardian gazetesinde yayımlanan ve İngiltere’nin en yüksek gelirli yüzde 1’lik kesiminin kendi zenginlikleri hakkında ne düşündüklerini inceleyen bir makalede ise bir bankerin “azimli ve hırslı bir bireyin sıfırdan başlayıp 20 yılda 100 milyon sterlinlik bir servet edinebileceğine” dair düşüncesini okumuştuk.

Ama ümitsizliğe kapılmaya gerek yok. Bu tartışmaların yeniden gündeme gelmesine neden olan ve Londra’daki LSE üniversitesinden Katharina Hecht’in yürüttüğü araştırmalara göre, Londra’nın finans sektöründe çalışan aşırı zengin kesimden görüştüğü insanların üçte biri, “hükümetin gelir dengesizliğini azaltmak için adım atması gerektiğine” inanıyor.

Araştırmaya konu olan numune sayısı az olmakla birlikte, bu sonuç geçen yıl ABD’de yayımlanan başka bir raporun verileriyle de örtüşüyor. Buna göre, aşırı varlıklılar arasında bu konuda tutum değişikliğinden söz edilebilir.

2016’da New York’ta 50 milyoner eyalet valisine mektup yazıp, artan gelir eşitsizliği nedeniyle kendi vergilerinin artırılmasını talep etmişti. Bunlar arasında Disney ve Rockefeller ailesinden birer kişi de yer alıyordu. Zenginlerin varisleri en azından varlıklarını kendilerinin yaratmadığının farkında.

Aslında kimse yoktan zengin olmaz. Bu zenginliğin çoğu başkalarından elde edilmiştir. Zenginlik ancak birkaç kişinin elinde toplanmadığı, iyi bölüşüldüğü zaman çoğaltılabilir. Gelir dağılımının daha dengeli olduğu ülkelerde varlık artırımı daha yüksektir.

Finans sektörü konusunda yazan Michael Lewis, finans krizinden dört yıl sonra Princeton Üniversitesi mezunlarına yaptığı konuşmada, başarının sırrını şansa bağlıyordu. ‘The Big Short’ ve ‘Moneyball’ kitaplarını yazan Lewis şöyle demişti:

“Başta başarılılar olmak üzere, genel olarak insanlar başarıyı şans ile açıklamaktan hoşlanmaz. Yaşları ilerleyip başarılı oldukça bu başarının sanki kaçınılmaz olduğunu düşünür. Yaşamlarında tesadüflerin oynadığı rolü kabul etmek istemezler. Çünkü dünya da böyle bir şeyi kabul etmek istemiyor.”

Lewis’in sözünü ettiği dünya, dünyanın tamamı değil de gelir eşitsizliği olan ülkelerdeki elitlerin gözüyle görülen dünyadır. Onun “dünya”dan kastı “Amerika”dır, esas olarak da “Amerikan Rüyası”. Bu “rüya”, yeterince çaba gösterdiği ve yetenek sergilediği sürece, toplumdaki ekonomik eşitsizlik ne olursa olsun herkesin başarılı olacağını öngörür.

Oysa Amerikan rüyası, tıpkı Londralı yatırım bankacısınınki gibi bir fanteziden ibarettir. Zenginler hiç de yetenekli değildir. Yaşamlarındaki önemli dönemeçlerde şansları yaver gitmişti sadece.

Bunlar çok çalışmış ve motivasyonu yüksek ve hırslı insanlar olabilirler. Ama başkaları da aynı şekilde çok çalışmış ve hırslı olduğu halde aynı şekilde şanslı olamamıştır.

Bu zenginler çoğu kez varlıklarını miras olarak devralmıştır ve bu miras şanslarını arttırmıştır. İyi, nazik, yetenekli, kendi başına yükselmeyi başarmış girişimci fantezisine inanmamak gerekir.

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki en tepeye çıkanlar yetenekli olduğu için değil, birçok avantajla işe başladığı için çıkıyor. Bu avantajlar arasında erkek, beyaz ve zengin olarak doğmuş olmayı sayabiliriz. Ayrıca tırmanırken şansları da yaver gitmiş ve çoğunlukla başkalarını ezmeyi de mazur görmüşlerdir.

Yoksa dünyamız yapılması gerekeni yapabilen birkaç üstün insandan ve bunları yapamadıkları için cezalandırılması gereken daha geri bir yığından oluşmuyor.