Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Nilüfer ilçesi Kayapa ve Kuruçeşme mahalleleri sınırlarında hayata geçirilmesi planlanan Batı Bölgesi Katı Atık Entegre Bertaraf Tesisi, kamuoyunda ve mahalle sakinleri tarafından tepkiyle karşılanırken, tartışmalar da sürüyor.
Projeye ilişkin olay.com.tr’ye özel açıklamalarda bulunan Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız, bölgenin deprem açısından büyük bir risk taşımadığını ancak yer altı suları, zemin yapısı ve detaylı jeolojik çalışmalar konusunda dikkat edilmesi gereken önemli başlıklar bulunduğunu söyledi.
“Deprem açısından çok büyük riskler barındıran bir bölge değil”
Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız, jeolojik açıdan değerlendirildiğinde Kayapa dışında 7 alternatif bölgenin daha bulunduğunu belirterek, “Bu bölgelere baktığımızda burayı çok da dezavantajlı olarak değerlendiremeyiz. Sismik tehlike açısından genellikle deprem fay hatlarına yakınlık ve deprem sonrasında oluşabilecek hasarlara yönelik çekinceler bulunuyor. Ancak burası, bu açıdan çok büyük riskler barındıran bir bölge değil. Bunun en önemli nedeni ise bölgenin temel kayasının kireç taşlarından oluşması” dedi.
“120 metrelik bir kot farkı bulunuyor”
Bölgedeki kireç taşlarının kırıklı ve çatlaklı bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Yıldız, “Burada ikinci risk dediğimiz farklı jeolojik riskler söz konusu. Bölgenin en yüksek kotu 450, en düşük kotu ise 330 metre. Yani yaklaşık 120 metrelik bir kot farkı bulunuyor. İşletmeye geçilmesi durumunda tesisleşmeyle birlikte kot düzenlemeleri yapılacak. Atık sahasında da yığınla ilgili kot düzenlemeleri olacak ve depolama belirli bir yüzeyde devam edecek. Bu çalışmalar sırasında oluşabilecek kütle hareketleri jeolojik risk olarak değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı.
“Yer altı suları bizim için ikinci jeolojik risk”
Yer altı sularına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Yıldız, “Bugün kuraklığı yaşıyoruz. Geçen yıl hepimizin suları kesildi. Dünyada da bir iklim krizi söz konusu. Bu nedenle yer altı sularının etkilenme olasılığı bizim için ikinci önemli jeolojik risktir. Yapının kırıklı ve çatlaklı olması nedeniyle yüzeyden gelen yağış suları zemin tarafından hızlı şekilde iletiliyor. Çok sığ derinliklerde yer altı suyuyla karşılaşmıyoruz. Ancak bölgenin yüksek kotta bulunması nedeniyle olası bir etkinin daha düşük kotlardaki akarsulara, göllere ve göletlere ulaşma ihtimali bizim için önem taşıyor” diye konuştu.
“Jeolojinin verdiği bilimsel veriler ışığında proje tekrar şekillenmeli”
ÇED raporunun kapsamlı olduğunu ancak avan proje niteliğinde hazırlandığını belirten Yıldız, “ÇED raporu oldukça kapsamlı. Ancak rapora baktığınızda avan projeyle karşılaşıyorsunuz. Yani yaklaşık kabuller üzerine öngörülmüş bir proje söz konusu. Daha detaylı jeolojik çalışmalar yapılması halinde bölgenin sızdırmazlığı, geçirgenliği ve yoğun yağışlar sonrasında yer altı sularıyla ilgili oluşabilecek riskler daha net ortaya konabilir. Dolgu ve taban önlemleri konusunda da birçok teknik detay bulunuyor. Jeolojinin bize sunduğu bilimsel veriler ışığında projenin yeniden şekillendirilmesi ve uygulanması daha güvenli olacaktır” şeklinde konuştu.
“Büyükşehir Belediyesi kamuoyunu daha şeffaf bilgilendirmeli”
Bölgenin uzun yıllardır maden ocaklarının bulunduğu bir alan olduğunu söyleyen Yıldız, “Bu bölge kesinlikle doğru ya da kesinlikle yanlış bir nokta demek istemiyorum. Üniversitelerin dünya standartlarındaki kabullere göre yaptığı kapsamlı değerlendirmeler sonucunda bu bölgenin seçildiğini biliyoruz. Ancak Büyükşehir Belediyesi’nin sürece ilişkin daha şeffaf ve kamuoyunu aydınlatıcı bilgiler paylaşması daha doğru olacaktır” ifadelerini kullandı.
“Bu konu sadece siyasi bir mesele olarak görülmemeli”
Tesisin halk arasında yalnızca “çöplük” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Yıldız, “Artık 21. yüzyıldayız. Burada entegre bir tesisten bahsediyoruz. Bu alanı sadece çöp dökülen bir yer olarak değerlendirmemek gerekiyor. İnşaat ve jeoloji alanında çok önemli teknolojik gelişmeler var. Dünyada bunun birçok örneği bulunuyor. Nereye, hangi önlemler alınarak ve nasıl yapılacağı bilimsel olarak ortaya konmalı. Daha uygun yerler var mı? Elbette bunlar da tartışılabilir. Bursa hepimizin. Bu konuya sadece siyasi bir mesele olarak bakmamalıyız. Bursa’nın geleceği için en doğru kararı ortak akılla bulabiliriz. Akademik odalar bu sürece dahil edilirse soru işaretleri daha hızlı giderilir ve çok daha sağlıklı bir süreç yürütülebilir” diye konuştu.

