Olay Gazetesi Bursa

Enes Ünal’dan çok özel açıklamalar

İngiliz ekibi Manchester City'e transfer olan ve ardından Belçika'nın Genk takımına kiralanan milli futbolcu Enes Ünal, 'Beni isteyen takımlardan birisi de Chelsea'ydi ama ben Manchester City'yi tercih ettim' dedi.

Sezon başında Bursaspor’dan İngiltere Premier Lig ekibi Manchester City’e transfer olan genç yıldız Enes Ünal, Premier Lig’deki A millilik kriterini sağlayamadığı için Belçika’nın Genk takımına kiralanmıştı. Yıldız oyuncu, Türkiye Futbol Federasyonu’nun yayınladığı TamSaha Dergisi’ne verdiği röportajda önemli açıklamalarda bulundu.

“EURO 2016 KADROSUNDA YER ALMAK İSTİYORUM”

A Milli Takım formasıyla EURO 2016 kadrosunda yer almayı hedeflediğini dile getiren Enes, “A Milli Takım’da oynamak ve EURO 2016 Avrupa Şampiyonası finallerindeki kadroda yer almak istiyordum. Milli Takımımız çok şükür Fransa’ya gitme noktasına geldi. İnşallah takımımız finallere gider ve ben de o kadroda yer alırım. Mart 2015’teki Lüksemburg maçında A Milli Takım formasını giymek nasip oldu; sağ olsun Fatih Hocam beni çağırıp oynattı ama şimdi hedefim EURO 2016 kadrosunda da yer alabilmek. Yurt dışında oynamak her zaman hedeflerim arasında yer alıyordu. 14-15 yaşındayken de gitmek istiyordum. Belki o zaman gitsem daha iyi olurdu ama bilemezsiniz. Demek ki hayırlısı böyleymiş” dedi.

“HER ZAMAN BURSASPORLU OLDUĞUMU SÖYLEMİŞTİM”

Önceki röportajlarında Türkiye’de Bursaspor’dan başka takımda forma giymek istemediğini söylediğinin hatırlatılması üzerine genç oyuncu, “Söz benim için önemli. Her şey geride kalır ama siz karakterinizle hatırlanırsınız. Dolayısıyla ağzınızdan çıkan sözün arkasında durmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Ben her zaman Bursasporlu olduğumu ve Türkiye’de Bursaspor dışında başka bir takımda oynamayacağımı söylemiştim. Umarım gelecekte de bu sözümün arkasında durabilirim” diye konuştu.

“BURSASPOR’A ZAMAN GEREKİYOR”

‘Bursaspor neden elindeki yıldızları tutamadı? Bu konuda neler söyleyebilirsin?’ sorusunu değerlendiren milli oyuncu, “Geçtiğimiz sezon gerçekten çok iyi bir kadromuz vardı. Sezon başında kamuoyunun beklentisi yüksek olmasa da Bursaspor istekli ve başarıya aç futbolcularının gösterdiği performansla iyi bir takım haline geldi. Takımın başarısı oyuncuları da bir anda transferin gözdesi haline getiriyor ama ben kimin hangi gerekçeyle ayrıldığını bilmiyorum. Herkes kendi tercihini yaptı. Sonuçta kulüp bu transferlerden iyi para kazandı ve Bursaspor’un başarılı olup olmayacağını da bu paranın nasıl kullanıldığı belirleyecek. Para olumlu kullanılabilecek mi, altyapıya yatırım yapılacak mı? Bunlar önemli sorular ve biz cevaplarını zamanla alacağız. Takımın sezon başında kötü sonuçlar alması da bir gösterge olmamalı. Ortada yeni bir kadro var ve onlara biraz zaman tanımak gerekiyor” şeklinde konuştu.

“FERNANDAO İNANILMAZ KUVVETLİ BİR OYUNCU”

‘Birlikte oynadığın dönemde Fernandao’dan neler öğrendin?’ sorusuna ise Enes, şu yanıtı verdi:

“Fernandao gerçekten iyi bir futbolcu ve iyi bir insan. İlk geldiği dönemde hepimizin kafasında onunla ilgili soru işaretleri vardı, çünkü ülke futboluna çok yatkın görünmüyordu ama sonrasında inanılmaz bir uyum ve gelişme gösterdi. Takım da iyi olunca Fernandao’nun performansı bir o kadar arttı. Zaten ona karşı oynayan defans oyuncularına sorarsanız sanırım hepsi, ‘Biz bu kadar güçlü bir santrfora karşı oynamadık’ der. İnanılmaz kuvvetli bir oyuncu. Çok çabuk değil ama kuvveti sayesinde topu sürükleyebiliyor. Ben tam 9 değil de 9.5 numara gibi oynadığım için onun gibi güçlü ve yıpratıcı bir santrforla birlikte sahada olduğum zaman çok rahat ediyordum. O da benimle birlikte oynamaktan büyük keyif alıyordu. Hatta birkaç maçta kulübeye dönüp hocamızdan beni oyuna almasını istemişti.”

“VAN PERSIE GİBİ BİR OYUNCU OLMAYI İSTİYORUM”

Fenerbahçe’nin yıldızı Robin van Persie’yi çok beğendiğini dile getiren yıldız isim, “Van Persie çok kaliteli, çok disiplinli ve çok çalışkan bir oyuncu. Ayakları da çok iyi olan bir oyuncu. En büyük özelliği, yıllardır oynamasına rağmen o çalışkanlığından, disiplininden ve duruşundan hiçbir şey kaybetmemesi. Bu benim için gerçekten de çok değerli ve örnek alınması gereken bir özellik. Fenerbahçe’ye gelir gelmez de hem Avrupa kupası maçlarında hem de ligde gollerini atmaya başladı. Her oyuncu sürekli oynamak ve performansını üst düzeyde tutmak ister. Van Persie bunu başarabilen dünya çapındaki önemli örneklerden biri. Tabii ben de onun gibi bir oyuncu olmayı çok istiyorum” ifadelerini kullandı.

“CHELSEA’Yİ DEĞİL, MANCHESTER CITY’İ TERCİH ETTİM”

Manchester City’ye transfer sürecini anlatan Enes Ünal, “U15’ten beri birkaç takım beni ciddi bir biçimde izliyor ve istiyor. Gerçekten çok geniş bir scout ağları var ve işlerini büyük bir profesyonellikle yapıyorlar. Milli Takımlarda iyi performans gösterince o scoutların radarına giriyorsunuz ve ondan sonrasında seçme hakkını siz kullanıyorsunuz. Beni isteyen takımlardan birisi de Chelsea’ydi ama ben Manchester City’yi tercih ettim. Bunun nedeni City’nin son dönemde benimle daha fazla ilgilenmesi ve bu transferde çok istekli olduğunu göstermesiydi. Zaten 3 milyon Euro’luk bonservis bedelini de hiç tereddüt etmeden ödediler. Bir de City’nin genç oyunculara yeni yeni yatırım yapan bir takım olması önemliydi. Bildiğim kadarıyla Chelsea’nin kiralık olarak başka takımlarda oynayan 50’ye yakın oyuncusu bulunuyor. Manchester City’de ise bu rakam 15 civarında ve bu oyuncuların arasında Dzeko, Jovetic gibi isimler de var. Bu da benim City’yi tercih etmemdeki faktörlerden birisiydi” açıklamasında bulundu.

“SAVAŞMAYI TERCİH ETTİM”

Türkiye’deki futbolcuların Avrupa’ya gitmeyi hedeflemediğini dile getiren Enes, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Alıştığınız yerde kalmak işin kolayına kaçmak oluyor. Bildiğiniz bir ülkede ve şehirde yaşıyorsunuz. Çevrenizdekiler, aileniz, arkadaşlarınız yanınızda. Sizi tehdit edecek yabancı bir unsur yok. Kazandığınız para iyi. Kulüplerimiz yurt dışından daha fazla para veriyor. Üstelik vergisi de yok. İnsanlara burada futbol oynamak kolay geliyor. Kimse rahatını bozmak istemiyor. Bu şartlar altında Avrupa’ya gitmek cesaret işi. Ben oraya giderek savaşmayı tercih ettim. Para hiçbir zaman benim hayattaki birinci önceliğim olmadı. Dünya benim için kapalı bir kutu ve ben bu kutunun içinde ne olduğunu görmek istiyorum. Bunun için gezmeye, öğrenmeye ihtiyacım var. Bir de Avrupa’da genç oyunculara verilen çalışma imkanları çok iyi. Açıkçası ben rahat olmak, rahat oynamak, kendimi geliştirmek, lisanımı ilerletmek istedim. Orada üniversitede okumayı da çok istiyorum. Şu anda İngilizcem kötü değil ama turist İngilizcesi biçiminde. Karşımdakiyle çok rahatlıkla konuşup anlaşabilirim ama ben bir ehliyet ya da üniversite sınavına girebilecek biçimde resmi İngilizcem olsun istiyorum. Bunun için de Belçika’da kurslara başlıyorum. İngilizcemi bu seviyeye getirdikten sonra da spor bilimleri ya da farklı bir alanda üniversite eğitimi almak istiyorum. Gelecekte spor yöneticisi olmak gibi bir hedefim var.”

“AVRUPA’DA GENÇ-TECRÜBELİ OYUNCU AYRIMI YOK”

Avrupa’da genç-tecrübeli futbolcu ayrımının olmadığını ifade eden milli futbolcu, “Saha içinde o oyuncularla karşılaşınca başlangıçta ufak bir heyecan oluyor ama sonra futbol oynamaya başlıyorsunuz ve futbol oynamak benim çok küçük yaşlardan beri en iyi bildiğim şey. O zaman karşınızdakiyle aynı dili konuşuyor oluyorsunuz. Tabii ki onlar çok yetenekli oyuncular ve bu özellikleri sayesinde sizi de rahat ettiriyorlar. Açıkçası daha önce verdiğim bir röportajda bu ilişkilerin üzerinde çok durdum ve insanların ‘Oraya gitti, ülkemizi yerden yere vuruyor. Sanki arada dağlar kadar fark var’ demesinden endişe ediyorum. Oysa ben böyle bir şey söylemek istemiyorum. Sadece ufak farklılıkların bile önemli olabileceğini vurguluyorum. Onlarda ağabeylik diye bir kavram zaten yok ve yaşınız ya da kariyeriniz ne olursa olsun size saygı duyduklarını hissediyorsunuz. ‘Genç oyuncu – tecrübeli oyuncu’ diye kategorize etmek yerine oradaki herkese ‘futbolcu’ diye bakıyorlar. ‘Genç oyuncu’ diye bir ayrım yapacaklarsa da onu sahada iyi bir hareket yaptığınızda ya da gol attığınızda sizi özel olarak tebrik ettiklerinde, alkışladıklarında görüyorsunuz. İyi bir şey yaptığınızda teşvik, hata yaptığınızda ise tolere ediyorlar. Ama üst üste basit top kayıpları yapar ya da ikili mücadeleden kaçarsanız sizi uyarmaktan da geri durmuyorlar. Bir gün dar alanda çok yüksek tempoda pas çalışması yapıyorduk ve ben çok top kaybettim. Üzüntülü olduğumu gören Dzeko beni bir kenara çekti ve ‘Hiç sorun değil, bak ben de ne kadar çok top kaybettim. Her şeyi unut ve yeniden baskı yapmaya başla’ dedi” şeklinde konuştu.

“HOCALAR EN UFAK HATADA BAĞIRIYOR”

‘Teknik adam-oyuncu ilişkileri açısından bir kıyaslama yapabilir misin?’ sorusuna Enes, “İngiltere’de böyle bir analiz yapabilecek kadar uzun süre kalmadım ama Genk’teki hocam için konuşabilirim. Peter Maes çok tutkulu bir insan. Genk’e gitmeden önce onunla görüşmüş, kendisini tanıyanlardan da hakkında bilgi edinmiştim. Bana söylenen, Maes’in genç oyuncuları inanılmaz biçimde geliştirdiği, ama saha içinde tabiri caizse oyuncunun canına okuduğuydu. En ufak bir hatada bile bağırıyor. Maes’in oyuncusuysanız sürekli koşacak, basacaksınız. Genk’e gittiğim ilk bir haftada bana bir kere ufaktan bağırdı. Oyuncular, ‘Yavaş yavaş ısınıyor, hazır ol’ uyarısında bulundu. Gerçekten de ikinci haftada bana o ünlü yüzünü gösterdi. İkinci haftada biraz yorgundum, bazı sorunlarım vardı, ikili mücadeleye giremiyor, top kaybediyordum; o antrenman boyunca bana sürekli bağırdı ama dürüst ve art niyeti olmayan bir insan olduğunu biliyoruz. Çünkü antrenman biter bitmez yanınıza geliyor ve ‘Bugün bir sorunun mu vardı, seni biraz tutuk gördüm’ diyor. Siz ona derdinizi anlatıyorsunuz ve dinliyor, çözüm bulmaya çalışıyor. Oyuncusundan sürekli istiyor ve genç bir oyuncu için böyle bir hocaya sahip olmak büyük bir şans. Çünkü ancak karşınızda sizden sürekli isteyen bir hocanız varsa kendinizi geliştirebilirsiniz” cevabını verdi.

“GENK BENİ ALABİLMEK İÇİN ÇOK YOĞUN ÇABA HARCADI”

Belçike ekibi Genk’e kiralanma nedenini de anlatan Enes, “Manchester City beni transfer ettiğinde, A takımla antrenmanlara çıkartıp ölçmeyi, başarılı olursam A takımda oynatmayı, aksi takdirde Rezerv Lig’deki ikinci takımlarında maç tecrübesi kazandırmayı düşünüyordu. Tesislerinde kaldım, 15’in üzerinde fizyoterapist çalıştırıyorlar. Genç bir oyuncunun kendisini geliştirmesi için inanılmaz bir yer. Ben de A takımda olmasa bile rezerv takımda oynamayı isterdim. Ancak benim için farklı bir problem vardı. İngiltere’de oynayacak oyuncunun ülkesinin A milli takımında son iki senede maçların yüzde 70’ine çıkması gerekiyor. Bu kriteri karşılayamıyorsanız İngiltere’de oynayabilmeniz mümkün değil. Benim bu kriteri karşılayabilmem için 16 yaşından beri A Milli Takım formasını giyiyor olmam gerekiyor. Kısacası Genk’e kiralanmamın Manchester City’nin oyun düzeniyle bir ilgisi yok. Ne kadar iyi olursam olayım bu kriter gereği zaten Manchester City’de oynayamayacaktım. Çalışma izni alma imkanım yoktu. Onlar beni bonservisimle istiyordu ama Manchester City bonservisimi elinde tuttu ve beni kiralamayı tercih etti. Genk bir oyuncunun yetişmesi için çok iyi bir kulüp. Kevin de Bruyne, Courtais, Benteke, Origi gibi çok kaliteli oyuncuları futbol dünyasına armağan etmişler. Beni Manchester City’den alabilmek için de çok yoğun bir çaba harcadılar” şeklinde konuştu.

“MANCHESTER CITY’DE OYNAYABİLMEK KOLAY DEĞİL”

Manchester City’de oynamak için 2 yıl A Milli Takım’da forma giymesi kriterinin kendisi için sıkıntılı bir durum olduğunu dile getiren Enes, “Bunu yapabilmek kolay değil ama A Milli Takımımızda oynayabilmek ve Premier Lig’in aradığı kriteri karşılayabilmek için çok zorlayacağım. Ne olursa olsun Avrupa’nın üst düzey takımlarında forma giymek istiyorum. Tabii ki ilk hedefim City’nin oyuncusu olmak ve başarılara imza atmak ama olmazsa da başka ligleri deneyeceğim. Oyuncularının da İngiltere Ligi’ne çok kolay adapte olabildiği bir lig. Mesela Hollanda’dan giden oyuncular Premier Lig’de zorluk yaşarken Belçika’dan gelenler daha çabuk uyum sağlıyor. Bunun da nedeni Hollanda Ligi’nin daha düşük tempolu, yumuşak ve hücum futbolu oynanan bir lig olması. Belçika Ligi ise daha çok Fransız oyuncuların yer aldığı, atletik oyuncuların ağırlıkta olduğu, çok daha tempolu, fizik güce dayalı ve taktik disiplini yüksek bir lig. Bu nedenle Belçika Ligi’nden giden oyuncular İngiltere’de daha başarılı oluyor” ifadelerini kullandı.

“ÇOK ÇALIŞMAM GEREKİYOR”

‘Genk’te takım içindeki durumunu nasıl değerlendiriyorsun?’ sorusunu yanıtlayan genç yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kendimi hocama kanıtlamam gerekiyor. Şu ana kadar aldığım sürelerde iyi işler yaptım. Bir derbi maçta ilk on birde yer aldım ve 90 dakika oynadım. Takım halinde kötü oynadık ve kaybettik ama Belçika medyası beni takımın en iyisi olarak gösterdi. Hocamız da maçtan sonra beni özel olarak tebrik etti. Ancak takımın 32 yaşındaki usta santrforu Igor de Camargo iyileşince hoca bir sonraki maçta onu oynattı. Hocamız oyun sistemi ve takım kurgusu konularında arayışta. Bu süreçte gözüne girmem ve vazgeçilmezlerinden biri olmam için çok çalışmamam gerekiyor. Takımda de Camargo ile birlikte iki santrforuz. Benden 9.5 numara olarak da yararlanmak istiyor. De Camargo’nun arkasında daha çok kenarlara giden bir forvet olarak görev yapmamı istiyor. Belçika Ligi’nde oyun orta sahadan zor kurulduğu için kenarlara gönderilen topları benim almamı ve oyunu o bölgeden kurmamı istiyor. Tabii ikinci adam olarak gol atmamı, asist özellikleri kullanmamı istiyor ve bir de gençlik enerjimden yararlanmayı arzuluyor. De Camargo 32 yaşında ve sık sakatlanabilen bir oyuncu olduğu için de onun yokluğunda beni takımın santrforu olarak kullanmak istiyor.”

“YABANCI OYUNCULAR BANA ‘BABY’ DİYORDU”

Bursaspor’da oynarken takımdaki yabancı oyuncuların kendisine ‘baby’ lakabını taktığını ifade eden Enes, “Genk’te yalnız yaşamayı ben tercih ettim. Kendimi daha çok zorlamak, kendi başıma bir adım atmak, biraz daha büyümek istedim. Bursa’da o şehrin çocuğuydum ve el bebek-gül bebektim, takıma gelen yabancı oyuncular bile bana “baby” diye lakap takıyordu” dedi. 

Yıldız oyuncu, kendisine ‘savaşçı’ lakabının takılmasını istediğini söyledi.

Genk’te yaşayan Türklerin kendisine destek verdiğini ifade eden yıldız isim, “Takımın yıllardır oynayan Macar bir kalecisi var; Laszlo. Eski ve başarılı bir isim olduğu için taraftarların da çok sevdiği birisi. Bana, ‘Yıllardır burada oynuyorum, bu kadar başarı kazandım ama tribünlerde benim için bir kez bile ülkemin bayrağı açılmadı. Senin ilk maçında üç tane Türk bayrağı vardı’ dedi. Sağ olsunlar, Genk’te yaşayan Türkler ilgi gösteriyor. Dilerim bu ilgi daha da artar. Karşılaştığımızda ilgi gösteriyor, konuşuyorlar. Benim için şöyle bir durum var; bir insan Türk olduğu için mutlaka iyidir ve benim arkadaşım olmalı diye düşünmüyorum. Hollandalı da Belçikalı da benim arkadaşım olabilir. Önemli olan nereli olduğu değil, iyi bir insan olup olmadığı. Tabi ki sokakta dolaşırken küçük çocukların ‘anne-baba’ diye bağırmaları kulağıma çarptığında hoşuma gidiyor. Başlangıçta kaldığım otelde çalışan Türk ablalar vardı, sağ olsunlar bana sarma getirdiler. ‘Yapmayın’ dememe rağmen eşyalarımı evlerine götürüp yıkadılar. Çok sıcak insanlarız ve böyle güzelliklerle karşılaşmak da insanı mutlu ediyor” diye konuştu.

“ARDA TURAN GİBİ KAPTANLARA İHTİYAÇ VAR”

A Milli Takımı’nın Letonya ve Hollanda ile oynadığı maçları değerlendiren Enes, “Çok karakterli oyuncularımız var. Zaten çoğunu tanıyorum. Çok mücadeleci ve inançlı oyuncular. Başta kaptanımız Arda Turan. 3-3.5 aydır futbol oynamıyordu ama çıktı iki maçta 150 dakika boyunca aslanlar gibi koştu, mücadele etti, asist yaptı, gol attı. Böyle bir kaptana sahip olmak bir takım için büyük bir şans. Onun önderliğinde takım çok büyük bir mücadele gösterdi. Letonya karşısındaki o oyuna rağmen son dakika golüyle berabere kalınarak yaşanan şokun ardından Hollanda karşısında böyle bir reaksiyon verebilmek için gerçekten de Arda Turan gibi kaptanlara ve çok karakterli oyunculara ihtiyaç var. Hollanda’yı 3-0 yenmek de bence çok şaşırtıcı değil. Çünkü Arda Turan, Burak Yılmaz, Oğuzhan Özyakup, Caner Erkin, Hakan Çalhanoğlu, Selçuk İnan, Ozan Tufan gibi çok yetenekli oyuncularımız var. Bir de çok genç bir orta sahamız var. Oğuzhan, Hakan ve Ozan’ın dinamizmi Hollanda’yı orta sahada iyi kilitledi. Galibiyette bu unsur da çok önemliydi” dedi.

“OZAN’IN MÜTHİŞ PATLAYICI ÖZELLİKLERİ VAR”

Sezon başında Fenerbahçe’ye transfer olan Bursaspor’dan takım arkadaşı Ozan Tufan’a övgü dolu sözler sarf eden yıldız isim, “Bir kere inanılmaz bir atlet Ozan. Müthiş patlayıcı özellikleri var. Sahanın neresine koyarsanız koyun oynuyor. Bursaspor’da sağ bek, sağ açık, orta saha, sol bek, stoper oynadı. Evet, sol bek oynarken biraz sıkıntı yaşadı ama bu kadar farklı mevkide oynayabilecek kaç oyuncu var? Bir de Ozan inanılmaz bir öz güvene ve rahatlığa sahip. Bir futbolcu için o kadar önemli bir özellik ki bu. Bu rahatlık ona her zaman için artı sağlıyor. Tabii Ozan’ın Fatih Hoca’ya da çok büyük bir teşekkür borçlu olduğunu söylemek lazım. Bursaspor’da çok az süre almışken A Milli Takım’a çağırdı ve o kamp boyunca ısrarla oynattı. Hatta kamptan Bursaspor’a döndüğünde UEFA Avrupa Ligi maçlarında yedekti ama Fatih Hoca onu ısrarla Milli Takım’a çağırıp oynatmayı sürdürdü. Ozan oyunun iki tarafını da oynayan bir oyuncu olarak Türk futbolu için çok önemli bir isim bence” şeklinde konuştu.