Erşan Solaklı
Erşan Solaklı
E-Posta: [email protected] YAZARIN TÜM YAZILARI

İvo Andriç’in Bursa’sı

Bu hafta sizlere Drina Köprüsü isimli romanıyla Nobel Edebiyat ödülünü alan Bosnalı yazar İvo Andriç ve onun 1953 yılında Bursa ile kurduğu temastan bahsetmek istiyorum.

İvo Andriç, 20. yüzyıl Balkan edebiyatının en güçlü isimlerinden biri. 1892’de Bosna’da doğmuş, uzun yıllar diplomat olarak görev yapmıştır. Hayatı boyunca sınırların, imparatorlukların, geçişlerin insan ruhunda açtığı yaralarla ilgilenir. Onun edebiyatı büyük laflar etmez. Taş, su, köprü ve sessizlik üzerinden konuşur.

1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasını sağlayan eser Drina Köprüsü kitabıyla alır. Roman, Vişegrad’daki Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü adıyla bilinen bir Osmanlı köprüsünün etrafında dört yüz yıla yayılan bir hayatı anlatır. Köprü, romanda sadece bir yapı değildir. Doğu ile batının, geçmiş ile bugünün, iktidar ile insanın arasındaki gerilimin simgesidir. Andriç, büyük tarihi küçük insanların kaderleri üzerinden okur. Onun Nobel’i, aslında bir köprünün taşıdığı hafızaya verilmiştir. Bir köprüyü romanın baş kahramanı yapmak, hele ki o yıllar için epey romantik bir fikir.

İvo Andriç ve Drina Köprüsü

Aradan yıllar geçtikten sonra, bu edebi hafıza bu kez kelimelerle değil taşlarla kurulur.

Yönetmen Emir Kusturica, Vişegrad’da, Drina Köprüsü’nün hemen yanında, İvo Andriç’e ithafen Andriçgrad adını verdiği bir anıt şehir inşa eder. Andriç’in kitaplarında kurduğu dünya, bu kez bir anlatıdan çıkıp mekana dönüşür.

Drina Köprüsü ve İvo Andriç’e ithaf edilen Andriçgrad anıt şehri

 

Andriç için Osmanlı coğrafyası soyut bir tarih değil, yaşanmış bir gerçeklikten ibaret. 1953 yılının Mayıs ayında, Andriç bu kez bir yazar olarak değil, Yugoslavya parlamento heyeti üyesi olarak Türkiye’ye gelir.

Ankara, İstanbul ve İzmir’i gezdikten sonra Bursa’ya da uğrar.

Bursa, programda belki kısa bir duraktır ama Andriç’in zihninde derin bir iz bırakır.

Merinos Fabrikası’nı gezer, Yeşil Türbe’yi görür, Muradiye’de dolaşır, çarşıya karışır. Gün sonunda Bursa’dan ayrılırken söylediği sözler, bir diplomatik nezaket cümlesi olmaktan çok uzaktır. Bursa’yı gördüğü en güzel memleket olarak tanımlar. İnsanına, taşına, toprağına hayran kaldığını söyler.

“Türkiye’ye bir daha gelirsem ilk işim Bursa’ya gelmek olur” der.

Bursa 1970’ler

Bu sözleri söyleyenin kimliği gazete haberinde yazmazken, edebiyatında şehirleri birer karakter gibi ele alan kişinin İvo Andriç olduğu sonradan anlaşılır.

Andriç, Türkiye’den döndükten sonra da Bursa’yı unutmaz.

Bir süre sonra Bursa’da büyük bir yangın çıktığını öğrenir.

Yüzlerce ev yanmış, tarihi yapıların bir kısmı yok olmuştur.

Hayatında onlarca şehir görmüş bir yazar için bu, sıradan bir gazete haberi değildir.

Büyük Bursa yangını-1958

 

Belgrad’da yayımlanan bir dergide, sadece bir gün gördüğü Bursa için bir yazı kaleme alır.

Yazısında, bazı şehirlerin insanda iz bırakmadan geçip gittiğini, bazılarının ise içimizde derin bir yaşantı olarak kaldığını söyler.

Bursa’yı bu ikinci gruba koyar.

Onu, geçmişi mumyalaşmamış, bugünüyle birlikte yaşayan ender şehirlerden biri olarak anlatır.

Tanpınar’ın bahsettiği Bursa’da akan zamanın ikinci bir zaman olduğunu söylemesi gibi Andriç ile bir benzerlik kurarsak, sanırım yanılmış olmayız.

Uludağ’ın eteklerinden ovaya doğru açılan kenti, sıcak ve soğuk sularını, çarşısını, sanayisini birlikte düşünür.

Bursa’nın hem Osmanlı’nın eski başkenti hem de çağdaş bir şehir olabilmesini önemser.

Yeşil Cami’nin önünden eski Bursa’ya baktığında, Osmanlı şehirlerinin Balkanlara doğru yayılışını zihninde bir film gibi izlediğini anlatır.

Üsküp’ü, Saraybosna’yı, Bosna kasabalarını, hepsinin izini Bursa’da görür.

Meraklısı için “Buhara, Bursa, Bosna” konusunu daha ileri bir okuma yapmak isteyenler için buraya not düşmüş olayım. (Bursa Tahtakale Buluşmaları’nın ilgili konu üzerine Ömer Kaptan ile yaptığı söyleşiyi Youtube üzerinden de izleyebilirsiniz.)

 

Yangın haberini duyduğunda canını acıtan şey, yanan binalardan çok, o yarım kalmış hissin yeniden canlanması olsa gerektir.

Bursa’yı bir daha görememiş olma ihtimali… “Bursa,” der Andriç, “İçimde sonuna kadar okunmamış bir kitap gibi duruyor.”

Belki de Bursa’yı Bursa yapan şey tam olarak budur.

Bir kez görüldüğünde bile insanın içinde yer eden, okudukça eksilmeyen, zaman geçtikçe derinleşen ikinci bir zamana sahip bir şehir olması.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X