Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İsmail Salar
İsmail Salar

Akıllı telefon nüfusu vurdu

Eskiden aile sofralarında ses vardı. Çocuk sesi, anne baba sohbeti, büyüklerin nasihati, gençlerin hayalleri vardı. Şimdi aynı sofralarda çoğu zaman garip bir sessizlik var. Herkes aynı masada oturuyor ama herkes başka bir ekrana bakıyor. Bedenler yan yana, zihinler kilometrelerce uzakta.

aile

Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir haber beni uzun uzun düşündürdü: “Akıllı telefon nüfusu vurdu.” İlk bakışta çarpıcı, hatta biraz iddialı bir başlık gibi görünebilir. Bir telefon doğum oranlarını nasıl etkiler? Bir ekran aile yapısını nasıl değiştirebilir? Bir sosyal medya uygulaması gençlerin evlilik, aile ve çocuk sahibi olma kararlarında nasıl bu kadar belirleyici hale gelebilir?

Fakat teknolojiyle iç içe yaşayan, teknolojiyi takip eden ve yazan biri olarak şunu çok net görüyorum: Mesele akıllı telefonların varlığı değil, hayatımızdaki yerlerinin kontrolden çıkmış olmasıdır.

Akıllı telefonlar hayatımıza büyük kolaylıklar getirdi. Bilgiye ulaşmak, üretmek, haberleşmek, iş yapmak, dünyayı takip etmek artık hiç olmadığı kadar hızlı. Bugün cebimizde taşıdığımız cihaz, doğru kullanıldığında insanlık tarihinin en güçlü araçlarından biri. Ancak her güçlü araç gibi, yanlış kullanıldığında hayatı kolaylaştırmak yerine hayatın merkezine yerleşip bizi yönetmeye başlıyor.

Bugün geldiğimiz noktada telefon artık sadece bir iletişim aracı değil. Dikkatimizi, zamanımızı, ilişkilerimizi, hatta hayata bakışımızı şekillendiren bir güç haline geldi. Gençler arkadaşlığı ekranda yaşıyor, sohbeti mesajla kuruyor, sevgiyi beğeniyle ölçüyor, mutluluğu başkalarının paylaşımlarında arıyor. İnsan insana daha kolay ulaşır hale geldi ama tuhaf biçimde birbirinden daha çok uzaklaştı.

Bu durumun aile yapısına etkisi de görmezden gelinemeyecek kadar büyük. Evlilik yaşı yükseliyor, aile kurma düşüncesi erteleniyor, çocuk sahibi olma fikri birçok genç için giderek daha uzak bir ihtimale dönüşüyor. Çünkü ekran bize sürekli başka hayatlar gösteriyor. Daha zengin, daha güzel, daha özgür, daha sorunsuz hayatlar… Oysa o hayatların çoğu sadece iyi seçilmiş bir kareden, iyi ayarlanmış bir ışıktan ve birkaç saniyelik gösteriden ibaret.

Ama insan zihni bunu çoğu zaman böyle okumuyor. Kendi hayatını başkalarının vitriniyle kıyaslıyor. Kendi emeğini, kendi şartlarını, kendi ailesini, kendi geleceğini sürekli eksik görmeye başlıyor. Böyle olunca da gerçek hayatın sorumlulukları ağır geliyor. Evlilik ağır geliyor, çocuk büyütmek ağır geliyor, aile olmak ağır geliyor. Kısacası insan, hayatı yaşamadan önce ekranda gördüğü hayatlara yeniliyor.

Bir de işin yalnızlık tarafı var. Bugün kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir nesil yetişiyor. Binlerce takipçisi olan ama derdini anlatacak bir dost bulamayan insanlar var. Her an çevrim içi görünen ama gerçek hayattan içten içe kopan gençler var. Dijital dünyada görünürlük arttıkça, gerçek hayatta temas azalıyor. İşin acı tarafı, bunu fark ettiğimizde çoğu zaman yine telefon ekranına bakıyor oluyoruz. İnsanlık gerçekten bazen kendi sorununu bile bildirim olarak bekliyor.

Çocuklarımızı ekranla susturuyoruz. Gençlerimizi ekranla oyalıyoruz. Büyüklerimizi ekranla yalnız bırakıyoruz. Sonra da aile bağları neden zayıflıyor, gençler neden evlilikten uzaklaşıyor, toplum neden daha mutsuz oluyor diye şaşırıyoruz. Oysa tablo gözümüzün önünde. Ekran süresi artarken, aile içi iletişim azalıyor. Dijital bağlantılar çoğalırken, gerçek bağlar zayıflıyor.

Burada teknolojiye suç yükleyip işin içinden çıkmak kolaycılık olur. Çünkü sorun teknoloji değil, onu kullanma biçimimizdir. Akıllı telefon bizi hayattan koparmak zorunda değil. Sosyal medya bizi yalnızlaştırmak zorunda değil. Dijital dünya aileyi, arkadaşlığı, üretimi ve paylaşımı yok etmek zorunda değil. Fakat bunun için teknolojiyi merkeze değil, doğru yere koymamız gerekiyor.

Aile sofralarında telefonlar değil, göz göze sohbetler olmalı. Çocuklarımızla geçirdiğimiz zaman, ekran süresinden daha kıymetli hale gelmeli. Gençlerimize sadece kariyer hedeflerini değil, yuva kurmanın, paylaşmanın, sorumluluk almanın ve birlikte yaşamanın değerini de anlatmalıyız.

Bir toplumun geleceği sadece ekonomik rakamlarla, yüksek binalarla, yollarla ya da teknolojik yatırımlarla ölçülmez. Bir toplumun geleceği aile yapısıyla, çocuk sesiyle, gençlerinin hayata bağlılığıyla ve insanların birbirine duyduğu güvenle ölçülür. Eğer gençlerimiz hayattan kopuyor, aile kurmaktan uzaklaşıyor, yalnızlığı normal görmeye başlıyorsa burada hepimizin durup düşünmesi gerekir.

Bugün tartışmamız gereken şey telefonların ne kadar akıllı olduğu değil, bizim hayatı ne kadar akıllıca yaşadığımızdır. Çünkü teknoloji gelişmeye devam edecek. Ekranlar daha parlak, uygulamalar daha hızlı, yapay zekâlar daha güçlü olacak. Ama insan ilişkileri zayıflarsa, aile bağları çözülürse, gençler gerçek hayattan koparsa hiçbir teknolojik gelişme bu boşluğu dolduramaz.

Akıllı telefonlar elimizdeki en büyük imkânlardan biri olabilir. Ama yanlış kullanıldığında insanı insandan, aile fertlerini sofradan, genci gelecek fikrinden uzaklaştıran bir araca da dönüşebilir.

Ben bir teknoloji yazarı olarak teknolojinin gücüne inanıyorum. Ancak aynı zamanda şuna da inanıyorum: Teknolojinin insanı büyütmesi gerekir, küçültmesi değil. Hayatı kolaylaştırması gerekir, hayatın yerine geçmesi değil.

Bugün ihtiyacımız olan şey telefonu hayatımızdan çıkarmak değil, telefonu hayatımızın efendisi olmaktan çıkarmaktır. Daha çok konuşmak, daha çok dinlemek, çocuklarımızla daha çok vakit geçirmek, gençlerimize gerçek hayatın değerini anlatmak zorundayız.

Çünkü telefon akıllı olabilir. Ama hayatı akıllıca yaşamak hâlâ bizim sorumluluğumuzda.


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR