Bursa’da özel sektörde bir ilke imza atan BHB İnşaat ile 4M Mimarlık Mühendislik ortaklığında hayata geçirilen deprem izolatörlü güvenli yaşam projesi, yalnızca deprem güvenliğiyle değil sürdürülebilirlik yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Projeye ilişkin açıklamalarda bulunan BHB İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mimar Halil Bayam, Türkiye’deki mevcut yapı anlayışını eleştirirken, “Sadece insanların hayatta kalmasını yeterli gören sistem artık sürdürülebilir değil. Bizler, sanayi binaları, ticari yapılar, hastane, okul ve konut projelerinde görev aldık. Biz Bursa’ya örnek olacak bir proje yapmak istedik. Şu anda Bursa’nın depremde ve deprem sonrasında en güvenli noktasındayız. Burada olmak bize huzur veriyor” dedi.
“122 DEPREM İZOLATÖRÜ KULLANILDI”
Projede kullanılan sismik izolatör sistemlerine ilişkin teknik bilgiler veren Halil Bayam, yapıdaki temel hedefin yalnızca binanın ayakta kalması olmadığını vurgulayarak, “Burada gördüğünüz sistemler deprem izolatörleri. Bu binada toplam 122 adet deprem izolatörü kullanıldı. Bu cihazlar deprem anında zeminden gelen deprem ivmesini üst yapıya aktarırken sönümlüyor. Böylece bina deprem etkisini çok daha az hissediyor. Bizim hedefimiz yalnızca insanların hayatta kalması değil. Deprem sırasında da sonrasında da, maksimum büyüklükte deprem olsa da, yaşamın bütün konforuyla devam etmesi. Burada kullandığımız sismik izolatörlü sistemler, deprem dalgalarının enerjisini emerek yapının taşıyıcı sistemine gelen deprem ivmesinin üst yapıya etkisini minimize ediyor. Böylece yapının hem taşıyıcı elemanları korunuyor hem de kullanım kesintisiz şekilde devam edebiliyor. Bu yapı teknolojisi , maalesef ciddi maliyet yükünü de beraberinde getiriyor. Biz de bu maliyeti üstlendik ancak, akılcı çözümlerle arsa maliyetini azaltarak veya, bazı teşfiklerle bu sorunun aşılması hedeflenmelidir” diye konuştu.
“DEPREM İZOLATÖRLÜ BİNALAR SINAVI GEÇMİŞTİR”
Mevcut deprem yönetmeliğine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulunan Mimar Bayam, klasik yapı tasarımının temel yaklaşımının “can güvenliği” olduğu ancak belirli seviyede yapısal hasarın kabul edildiğini ifade ederek, “Deprem izolatörü olmayan binalarda öncelikli amacın, can güvenliği olduğunu biliyoruz. Büyük depremlerde, yapılarda hasar meydana gelebilir ve kesintisiz yaşam devam edemeyebilir. Maksimum depremlerde, yapıda onarılması mümkün olmayan hasarlar oluşabilir. Deprem izolatörlü binalarda deprem sırasında ve sonrasında yaşam kesintisiz olarak devam ediyor. Bütün dünyada olduğu gibi Hatay depreminde de deprem izolatörlü yapılar, deprem sınavını çatlak dahi almadan başarıyla geçmiştir. Ancak büyük depremlerde yapının kullanılmaz hale gelmesi, sonrasında yıkılması ve tonlarca enkaz ortaya çıkması da başka bir sorun oluşturuyor. Deprem sırasında ve sonrasında, hizmet vermesi kaçınılmaz olduğundan, 100 yatak ve üzeri kapasiteli hastanelerle, önemli veri merkezlerinin sismik izolatörlü binalar olması gereği, son yönetmeliğe yer almıştır.

“SÜRDÜREBİLİRLİK YALNIZCA GÜNEŞ PANELİ DEĞİLDİR”
Sürdürülebilirlik kavramının yanlış anlaşıldığını ifade eden Bayam, konunun yalnızca enerji tasarrufu ya da yeşil bina sertifikalarıyla sınırlandırılamayacağını söyledi. Bayam, “Bugün sürdürülebilirlik sadece malzemeyle, yalıtımla ya da güneş paneliyle sınırlı değil. Asıl sürdürülebilirlik güvenli yaşamla başlıyor. Çünkü siz depremde hasar alan bir binayı yeniden yapmak zorunda kaldığınızda yeniden beton, yeniden çimento, yeniden demir üretmek zorundasınız. Bunların tamamı doğaya yeni karbon salınımı demek. Enerji tasarrufu, karbon salınımı, geri dönüşüm, atık su yönetimi ve gün ışığı kullanımının artık yapı sektöründe temel kriterlerden biri haline geldi” ifadelerini kullandı.
“BİNA DEĞİL, GELECEK NESİLLERE MİRAS BIRAKIYORUZ”
İnşaat sektörünün doğrudan çevreyle bağlantılı olduğunu vurgulayan Halil Bayam, yapılan her yapının gelecek nesillere bırakılan bir iz olduğunu söyleyerek, “Biz aslında bina yaparken yalnızca işimizi yapmıyoruz. Dünyaya bir iz bırakıyoruz. Binaları kendimiz için yaptığımızı düşünüyoruz ama aslında bizden sonraki nesiller için yapıyoruz. Kullanılan her malzeme yarının havasına, suyuna ve toprağına dönüşüyor. O yüzden artık her proje bir imza değil, aynı zamanda bir sorumluluk bildirisi” dedi.
“HATAY DEPREMİNDE 100 MİLYON METREKÜP MOLOZ ÇIKTI”
Deprem sonrası ortaya çıkan çevresel yıkıma dikkat çeken Bayam, Hatay merkezli depremleri örnek göstererek ortaya çıkan moloz miktarının bile başlı başına büyük bir çevre sorunu oluşturduğunu dile getirerek, “Hatay, Adıyaman ve Malatya’daki deprem sonrası en düşük rakamlarla bile 100 milyon metreküp molozdan bahsediliyor. Daha yüksek rakamlar söyleyenler de var. Evet teknoloji gelişti, geri dönüşüm yapılabiliyor ama böyle büyük bir felakette bu süreci yönetmek çok zor hale geliyor. Beton, çimento, demir, seramik… Bunların tamamı çok yüksek enerjiyle üretiliyor. Yani bir bina yıkıldığında sadece yapı kaybolmuyor, doğaya da ciddi zarar veriliyor. Geri dönüşümün en üst standart ve teknolojide kullanıldığı ülkelerde dahi, Hatay’da yaşanan deprem felâketi benzerlerinde, molozların çok hızlı kaldırılması zorunluluğundan kaynaklı olarak, geri dönüşüm prosüdürlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını belirtmiştim. Bu yüzden riskli yapıların önceden tespit edilerek, doğa bu yapıları yıkmadan bizlerin geri dönüşüm prosedürüne uygun olarak yıkmamız gerekiyor. Yaşamın ve doğanın sürdürülebilirliği birinci öncelik olmalı. Yeni yapıların da maksimum depremlerde dahi yapısal hasar almayacak sistemlere evrilmesi önem kazanıyor” dedi.” ifadelerini kullandı.
“BİNALAR ARTIK İNSANLAR GİBİ DÜŞÜNÜYOR”
Projede akıllı ev teknolojilerinin de kullanıldığını belirten Halil Bayam, teknolojinin artık sürdürülebilir yaşamın önemli bir parçası haline geldiğini ifade ederek, “Akıllı sistemler sayesinde sensörler güneşin konumuna göre panjurları kontrol ediyor, sıcaklığı dengeliyor ve enerji kullanımını optimize ediyor. Akıllı ev sistemleri bir binayı yaşayan organizmaya dönüştürüyor. Binalar artık insanlar gibi düşünmeye başlıyor. Bir mimar, bir mühendis ya da bir firma tek başına dönüşüm yapamaz. Gerçek sürdürülebilirlik birlikte üretmekle başlar” dedi. Projede çalışmaların yoğun şekilde sürdüğünü belirten Halil Bayam, projeyi 2026 yılının son çeyreğinde tamamlayacaklarını ifade etti.

