Yavuz, yazısında şu ifadeleri kullandı:
Bursa bir zamanlar “yeşil Bursa” ya da “su şehri Bursa” olarak bilinirdi. Şimdilerde ise “beton Bursa”, “gri Bursa” ya da en yenisiyle “susuz Bursa” diye anılıyor.
İznik ve Uluabat gölleri, Nilüfer Çayı, nice akarsular ve Uludağ’ın eteklerinden akan pınarlarla hayat bulan bu şehir, musluklarından su gelmediği için Türkiye’nin gündeminde.
Nilüfer ve Doğancı barajlarının neredeyse tamamen kuruması, yalnızca kuraklığın değil, yıllardır biriken yanlış tercihlerin de sonucu.

Bursa, 3 milyonu aşan nüfusuyla Türkiye’nin en büyük dördüncü kenti. Ancak bu nüfus, sadece artmakla kalmıyor, beraberinde yoğun bir sanayileşme, betonlaşma ve plansız kentleşme dalgası getiriyor.
Tarım arazileri birer birer konut alanlarına, sanayi bölgelerine dönüşürken, su kaynakları üzerindeki baskı da giderek artıyor. Üstelik her yeni fabrika, her yeni site, şehrin su tüketimini daha da yukarı çekiyor.
İklim değişikliğinin etkisiyle yağış rejimi de artık geçmiş yıllardaki gibi düzenli değil. Uzun kurak dönemleri kısa ama şiddetli yağışlar izliyor.
***

Bir de işin başka bir boyutu olan Çınarcık Barajı mevzusu var.
Yıllar önce yapımı tamamlandı; ağzına kadar suyla dolu ama ne hikmetse suyu bir türlü tam olarak şehre aktarılamıyor.
Onu da su tükenince hatırladılar.
Ve bu duruma sitem etmek de, her Bursalının hakkıdır kanımca!
***
Tüm bu tabloya rağmen şimdiye kadar gerekli önlemleri almayan şehir yönetimleri ise çözüm için biraz geç kalmadı mı?

Flipboard