‘Canlarımızı geri verin’

Ermenek’te 18 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasıyla ilgili davada, müştekiler sanıklara tepki gösterdi. Eşi ve kardeşini kaybeden Zeynep Tokat, “Canlarımızı geri verin” dedi.

‘Canlarımızı geri verin’

Karaman’ın Ermenek ilçesindeki kömür ocağında 18 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasıyla ilgili davanın duruşmasında, faciada eşi ve kardeşini kaybeden Zeynep Tokat, sanıkların ‘esas mağdur biziz, devlet onlara bakıyor’ dediklerini hatırlatarak, “Bize gelen tüm yardımı, eşimin kömürden tırnaklarıyla kazıyarak kazandığı parayla yaptırdığı evi de vereyim, canlarımızı geri verin” dedi.

Ermenek Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmanın bugünkü oturumu, müştekilere söz verilmesiyle başladı. Faciada hayatını kaybeden işçilerden Mehmet Tokat’ın eşi, Uğur İlhan’ın ablası Zeynep Tokat, suçluların hepsinden şikayetçi olduğunu söyledi.

Madencilerin, işten çıkartılacakları korkusuyla düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldıklarını savunan Tokat, işçilere faciadan önce üç ay maaş yatırılmadığını dile getirdi.

“Bunlar zevklerini, sefalarını sürerken eşlerimizin cebinde sigara paraları bile yoktu” diyen Tokat, kendilerinden davadan vazgeçmeleri yönünde talepte bulunulduğunu ileri sürdü.

“Eşlerimizin getirdiği ekmekte kömür karası çıkıyordu, biliyor musunuz?”

“Madem bu kadar paraları çoktu da eşlerimizin üç ay maaşlarını, aylık bin lirayı veremediler, şimdi bize niye para teklif ederler?” diye soran Tokat, evden götürdükleri ekmekleri işçilerin kömür karası içinde yediklerini bildirdi.

Tokat, eşlerini mecbur oldukları için ocakta çalıştırdıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Sanıklar, ‘esas mağdur biziz, devlet onlara bakıyor, diyorlarmış’ Bize gelen tüm yardımı, eşimin kömürden tırnaklarıyla kazıyarak kazandığı parayla yaptırdığı evi de vereyim, canlarımızı geri verin. Yerin dibinde kendileri çalışacak değil, nerede gariban, nerede çocuğuna bir kuruş ekmek parası getirecek zavallılar var, onları soktular. Mecbur olduğu için ocağa giden eşlerimizin getirdiği ekmekte kömür karası çıkıyordu, biliyor musunuz? Eşlerimiz mecbur oldukları için ekmeği kömüre dürdüler de yediler.” 

“Yeğenim kime ‘baba’ diyecek?”

Faciada cansız bedenine ulaşılan işçilerden Hüseyin Gültekin’in ablası, Tezcan Gökçe’nin eşi Ayşe Gökçe, kızına “baban nereye gitti?” diye sorulduğunda “mama almaya gitti” diye cevap verdiğini vurguladı.

Olay olduğu gün kardeşinin “baba” olduğunu anımsatan Gökçe, şöyle konuştu:

“Kayınvalidem, ‘Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı’ deyince herkesten yardım geldi. Türkiye’nin her yeri benim olsun gözüm yok, yeter ki canlarımız geri gelsin. Türkiye’nin her tarafı bana bağışlansa ne olacak, evlatlarımız geri gelecek mi? Makinen yoksa, niye bize söylemediniz? Alırdık. Üç ay maaş alamazsanız, geçim yapabilir misiniz? İneğimi sattım da eşimin borçlarını ödedim. Ölüme attılar yiğitlerimizi, ciğerimiz yanıyor. Yeğenim kime ‘baba’ diyecek?”

“Birer aylığınızdan vazgeçin” deselerdi

Duruşmada, henüz bir yaşındayken evlat edindikleri İsa Gözbaşı’nın faciada yaşamını yitirmesinin ardından verilen evi ve hayvan desteğini almayan, yardım için verilen 105 bin lirayı da bağışlayan Nazmiye Gözbaşı’ya da müşteki olarak söz verildi.

Maden kazasının ardından arama kurtarma çalışmaları sırasında “su çabuk boşaltılsın” diye toprağı elleriyle kazarken çekilen görüntüsüyle de hatırlanan Gözbaşı, oğlunun, müfettişler denetime gelmeden ocak içinde önlem alındığını birkaç kez kendisine söylediğini vurguladı.

Gözbaşı, bir kişiden günde 22 vagon istendiğini belirterek, “Nefes bile alamazlarmış. Maaşlarını alamıyorlardı. Sondaj makinesi yoksa ‘siz birer aylığınızdan vazgeçin’ deselerdi de bu 18 kişi sondaj makinesi alsalardı. Bunların da onların da hayatı kurtulurdu. 22 yıl emek verdim, hayatım bitti” diye konuştu. 

Faciada oğlu İsmail Gürses’i kaybeden anne Ayşe Gürses de konuşmasına, “Sizin evladınız var mı, siz evlat acısı yaşadınız mı?” diye sorarak başladı.

“Bunları cezaevinde eşleri, çocukları görecek, ya biz…”

Her gün öldüğünü, bir gün evdeyse, 10 gün hastanede olduğunu anlatan Gürses, şunları kaydetti:

“Bunlar elbiseleriyle kravatlarıyla yemek yiyor da bizimkiler niye kömür karasının içinde yemek yiyordu? Çocuklarımızı su kuyusuna attılar. Bunlar cezaevinde yatacak, eşleri, çocukları gidip görecek. Biz nereye gideceğiz? Toprağa bakıp, dua eder gelirim. Evlat acısı başka bir şeymiş. İçerim yandı. Eşimin olmadığı yerde ağlıyorum. Çocuğumun penceresine bakıp ağlıyorum. Türkiye’nin başı sağolsun, bize yardım edenlerin hepsinden Allah razı olsun. Hepsinden şikayetçiyim.”

Faciada oğlu İsmail Gürses’i kaybeden baba Mustafa Gürses ise madenci ailelerinin talebi üzerine olaydan sonra ocağa indiğini söyledi. 

Madende, kötü koşullarda, nefes bile alınamayacak yerde işçilere yemek yedirildiğini gördüğünü savunan Gürses, “Oğlum olaydan iki gün önce ‘baba, ocağın durumu, çalışma şartları açısından çok kötü’ demişti. Ama ‘Burayı bırakırsan başka ocakta çalışamazsın’ gibi tehditler edildiği için bırakamadı. Herkesin bir hekim seçme hakkı olduğu ülkede, işçilerin hangi maden ocağında çalışacağını seçme hakkı yok mu? Hepsinden şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.

“Bir topak kömür kadar değerimiz yok muydu?”

Oğlu Kamil Yaman’ı kaybeden Havva Yaman da diğer mağdur yakınları gibi konuşmasında duygulu anlar yaşadı. 

“Bir topak kömür kadar değerimiz yok muydu? Madem bu ocak tehlikeliydi, niye evlatlarımızı buraya girdiriyorlar?” diyen Yaman, “İçerim yanıyor. Oğlum engelli kardeşine bakıyordu. Gelinim üç çocukla kaldı” ifadelerini kullandı.

Yaşamını yitiren Uğur İlhan’ın eşi Zeynep İlhan, hayatta tek kocası olduğunu, onu da kaybedince kimsesiz, yalnız kaldığını belirterek, şikayetçi olduğunu bildirdi.

HABERİ PAYLAŞ
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X