‘En iyi romanımı yazdım’

Geleneksel hale gelen Edebi Kazılar etkinliğinin yeni sezondaki ilk konuğu yazar Mario Levi oldu. Edebiyat severlerle buluşan Levi, yazım hayatına dair ayrıntılara değindiği söyleşide son romanı Yanlış Tercihler Mahallesi için ‘En iyi romanımı yazdım’ ded

‘En iyi romanımı yazdım’

Dilek Atlı

 

Nilüfer Belediyesi’nin her ay düzenlediği Edebi Kazılar etkinliğinin yeni sezondaki ilk konuğu yazar Mario Levi Bursalı edebiyat severlerle buluştu. Etkinlikte Levi, yazım dünyasına ait ayrıntıları okurlarla paylaşırken son romanı Yanlış Tercihler Mahallesi ile ilgili açıklamalarda bulundu. 1974 yılından beri yazdığını ifade eden Levi, “Birçok metin kaleme aldım. Kitaplarım yayımlandı. Yazarlar, son yazdıkları kitabın en iyi kitapları olduğuna inanır. Bu ihtimali açık bırakarak diyebilirim ki, bu romanı en iyi romanım olarak görüyorum. Yine de elbette buna zaman karar verecek” dedi.

 

BURSA BENİM İÇİN ÖNEMLİ…

 

Akkılıç Kütüphanesi’nde geniş katılımla gerçekleştirilen söyleşide Nilüfer Belediye Meclisi Üyesi Aysel Okumuş ve Nilüfer Kütüphane Müdürü Şafak Pala da hazır bulundu. Katılımcılara Levi’nin Everest Yayınları’ndan çıkan son romanı Yanlış Tercihler Mahallesi armağan edildi. Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen yazar Hakan Akdoğan’ın sorularını yanıtlayan Levi, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir romanındaki “Bursa, İstanbul’un dibacesidir (önsözüdür)” cümlesini hatırlatarak, “Buna inandım ve etkisi altında kaldım. Bursa benim için önemlidir ve bu cümleyi Bursa’ya gelirken hep içimde taşırım” şeklinde konuştu.

 

Yazarların keşif yolculuğuna çıktığını belirten Levi, “Son romanımda ‘Benim yaptığım yanlış seçim neydi?’ sorusuyla okuru başbaşa bırakıyorum. En büyük yanlış tercihim yazar olmaktı diyebilirim ama bunu söylemek istemiyorum. Hayatımız kaçırdığımız fırsatlarla dolu. Bir gün gelir keşke şunu yapsaydım dersiniz. Vakit varsa düzeltmek için imkân vardır. Yoksa o imkân, size hatırlamak ve hatırladıklarınızla yaşamak kalır. Babamla aramda hep bir mesefa oldu. Oturup dost gibi konuşamadık hiç. Vefat ettiği gün hastane morgunda kendisini görmek istedim. Ağladığımı fark ettim. Bu, onu bir daha göremeyeceğim için değildi. Babamla yaşayamadıklarımıza ve bir daha yaşayamayacaklarımıza üzüldüm. Yaşadıklarımız kadar yaşayamadıklarımızın bizde bıraktığı izler de ilham vericidir” diye aktardı.

 

“HER YAZILAN OTOBİYOGRAFİKTİR…”

 

Son romanında yer alan karakterlerin hayal mahsülü olmakla birlikte bir o kadar da gerçek olduklarını kaydeden yazar, sözlerine şöyle devam etti: “Her yazılan otobiyografiktir. Hangi dönem olursa olsun otobiyografiktir. Yoldan geçen herhangi bir insan beni etkiler, bana ilham verebilir ve yazmak isteyebilirim. Anlatılan hikâyeler değil; dilin kendisi bile otobiyografiktir. Hayal gücünün kendisi otobiyografiktir. Toplumsal hafızamızdan geçmeyen bir gerçeği hayal edemeyiz çünkü. Bu nedenle Güney Amerikalı bir yazar, bir Türk ya da Koreli yazardan farklıdır. Önemli olan yerelden evrensele ulaşmaktır. 20. yüzyılın en önemli yazarı Gabriel Garcia Marquez’i ele alalım örneğin. Kolombiya’nın bir köyünde olan biten hiç kimseyi ilgilendirmeyebilir. Ama orada anlatılan hikâye evrenseldir.”

 

Yanlış Tercihler Mahallesi’ndeki mahalle kavramının bir ülkeyi temsil ettiğine de değinen Levi, “Edebiyatın en önemli meselesi soru sormak ve sordurmaktır. Herkesin kendi sorusunu sormasını istiyorum. 20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olan Tatar Çölü’nde, bir askeri kale vardır ve orada yıllardır savaşı bekleyen insanların hikâyeleri anlatırlır. Sadece beklerler. Kahraman olma umuduyla yaşarlar. İnsanlar birbirlerine yanlışlarını bulaştırarak hayatta kalır. Kitabı bu cümle bağlamında okumanızı isterim” dedi.

 

Yazarlığı yarı şizofrenik bir durum olarak değerlendiren Levi, “Şizofreni yakından tanıklık ettiğim bir hastalıktır ve çok acılıdır. Hasta kişi ile yazar arasındaki fark ise; yazar bu durumun farkındadır, hasta kişi değildir” şeklinde konuştu. Dinleyicilerin sorularını da yanıtlayan yazar bir soru üzerine, “Yazmak için iki sebebim var. Birincisi; anlatmayı, hayal kurmayı ve yalan söylemeyi çok seviyorum. İkincisiyse bu dünyaya tahammül edebilmek için yazıyorum. Aksi halde Sait Faik’in ‘Haritada Bir Nokta’ hikâyesinde dediği gibi yazmasaydım deli olacaktım” diye kaydetti.

 

BİZİMKİ KEŞİF YOLCULUĞU…

 

Yanlış Tercihler Mahallesi kitabındaki kurguyada dikkat çeken yazar, “Bugüne kadar anlatmak istediklerimi anlattım. Başka ne yapabilirim, farklı anlatım olarak ne deneyebilirim sorularına yanıt aradım. Amacım anlatım cambazlığı değil. Bunun arkasında bir mana var. Son romanımda yaşananların tek bir yüzü yoktur düşüncesinden hareketle ikinci anlatıcıyı kurguladım. Hikâye birinci anlatıcı ile aktarılıyor. Bitiyor. İkinci anlatıcı da hikâyenin diğer yüzünü anlatıyor” dedi.

 

Gelen bir soru üzerine edebiyat anlayışının klasik roman anlayışına çok yakın olduğunu belirten Levi, “Ama şu da açık ki artık Balzac, Dickens, Tolstoy, Dostoyevski gibi roman yazamayız. Kendime göre herhangi bir edebiyat ekolüne bağlı olmaksızın bazı arayışlara çıkıyorum. Kimleri yazdığım bu romanlarda büyülü gerçekçiliğin izleri olduğunu söylüyor, kimileri post modern izler buluyor ama benim öyle bir derdim yok” ifadelerini kullandı.

 

HİKÂYE KİTABI YAZIYOR…

 

Umberto Eco ile bir araya geldikleri akşam yemeğinde kendisine Gülün Adı kitabıyle ilgili bir soru yönelttiğini aktaran Levi, sözlerine şöyle devam etti: “Çok beğendiğim ama bir o kadar da zor olan bu yapıtın nasıl olup da çok satanlar listesine girmeyi başardığını sordum ona. Eco’nun yanıtı, “Ben de bilmiyorum” oldu. Laf lafı açtı ve, “Bu yazma eylemi öyle aman aman abartılmamalı” dedi. Ben size şöyle söyleyeyim; bir romana başlamak için bir yaratıcı fikre ihtiyaç var. Bu, romanın yazılmasında yüzde 10 oranında etkilidir. Yüzde 90’ı ise terdir. Tutkuyla çalışmaktır. Her gün yarım saat ya da bir saat yazmak iyidir. Ben, özellikle romanlarımın bitmesine yakın olan 6 ay boyunca günde 5-6 saat yazıyorum. Gece yazan biriyim. Yaz döneminde derslerim olmadığı için bu süre 10 saate kadar çıkıyor. Şimdi yeni bir roman fikri yavaş yavaş oluşmaya başladı kafamda ama daha zamanı var. Ben de bu arada spor olsun diye hikâye kitabı yazıyorum. Belki önümüzdeki sene bu zamanlarda bu defa da hikâye kitabımı konuşmak üzere buluşuruz.”

 

Söyleşi sonunda edebiyat severler için kitaplarını imzalayan Mario Levi’ye Nilüfer Belediye Meclisi Üyesi Aysel Okumuş özel tasarım portresini hediye ederek teşekkürlerini sundu.  

HABERİ PAYLAŞ
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X