İnan, yazısında şu ifadeleri kullandı:
Doğa uyandı. Toprak canlandı bir kez daha.
Kırlar, dağlar yemyeşil, binbir renkli boy boy çiçekler güzelleştirdi dünyayı.
Aceleci erik ağaçları çoktan çiçeğe durdu. Baharın ilk müjdesini onlardan alıyoruz.

Ben dağlardaki, kırlardaki çiçeklerin, kuşların birçoğunun adını ünlü yazarımız Yaşar Kemal’in kitaplarından öğrendim.
Çocukluktan henüz çıktığımız yaşlarda, çiğdem toplamaya giderdik dağlara. Ucu kazma ağzı gibi yontulmuş ağaç değneklerle.

Dağların en tepelerinde olurdu sarı çiçekli çiğdemler. Toprağın altındaki küçük bir nohut tanesi kadar olan kökünü çıkarmak için, sivri uçlu değneğimizi toprağa batırır öyle çıkarırdık. Üzerindeki kahverengi kabuğu soyunca bembeyaz bir tane çıkardı. Epey meşaketli ama çok keyif aldığımızı söyleyebilirim.
O küçücük çiğdem tanesinin bize verdiği kocaman bir mutlukmuş. Güzel günler olarak kaldı anılarımda.
* * *
Cephanelik ormanının çevresi bir uçtan bir uca yaklaşık 2 km. Sabahın ilk saatlerinde toprak sahada yürüyorum.

Yolun yedi yüzüncü metresinde (her 100 metrede bir duvara mesafe yazı olduğu için böyle net söylüyorum) ağaçların altında kendine mekân edinmiş sarı bir kedi var. Yol boyunca epey beyaz, siyah, alaca renkli çokça kediler yaşıyor. Ama bu sarı kedi hep yalnız duruyor. Elli metreden benim geldiğimi görüyor mu, koku mu alıyor çözemedim, koşarak beni karşılamaya gelir. Her sabah onun için cebimde götürdüğüm mamayı bekler. İkinci turda ikinci kez veririm.
Bazen mama yokmuş gibi yaparım ona oyun etmek için. Önümde koşar, acayip sesler çıkarır. Kafasını kaldırıp öyle bir bakışı var ki… Etkilenmemek elde değil. Yürüyüşe çıkmadığım günler aklım onda kalıyor…
Yaz-kış yemyeşil ağaçlar çevrili bu yolda yürümenin doyumsuz bir hazzı var. Gün boyu insanın kendini iyi hissetmesine yetiyor. Hele durmadan öten kuşların muhteşem cıvıltıları çevreye bir şenlik havası yayıyor, dünyayı güzelleştiriyor.
Bu yüzden hiç anlayamıyorum; orada kocaman kulaklıklarla yürüyüp, kendini bu olağanüstü kuş seslerinden mahrum edenleri ve kapalı havada bile güneş gözlüğü takanları da… Oysa günün ilk saati rastladığın bir insana “günaydın” demek gözgöze gelebilmek insanı öyle iyi hissettiriyor ki…
İnsan kendinden bu duyguyu niye esirger ki?
Bu yazdıklarım benim dünyamda olanlardı. Bir de hepimizin yaşadığı dünyada gelip gidenlere bakalım.

Trump’un çok güvendiği İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, tavrını değiştirmesi herkesi şaşırttı. Artık Trump’un politikalarına karşı, Avrupalı liderlerin safına geldi.
Avrupa Birliği ülkelerini asıl sevindiren, bahar havası yaşatan önceki Pazar günü yapılan Macaristan seçimleri oldu.

Yeni bir başbakan yeni bir hükümet geldi.
Avrupa’ya bahar havasını yaşatan, on altı yıldır iktidarda olan Viktor Orban’ın iktidardan gidişi oldu.
Rusya Devlet Başkanı Putin ve özellikle ABD Başkanı Trump’un güçlü desteğine rağmen Orban’ın seçimleri kaybetmesi dünya gündeminin ilk sırasına oturdu.

Çünkü bu tür otoriteler yönetimlerin, hedefledikleri önemli kurumları ele geçirmenin eşiğine vardığında, kendini yeniden iktidara getirecek seçimlerle, artık yıkılmayacağı duygusu gitgide kabullenir duruma gelmişti.
Bu yenilmezlik inancını yıkacak bir dizi koşullar aynı anda ortaya çıkınca değişim kaçınılmaz oluyor. Macar Bilimler Akademisi’nden Prof. Judit Takács, değişimi gerçekleştiren unsurları şöyle sıralıyor: “Ekonomik kötüleşme, güvenilir bir muhalefet figürünün ortaya çıkışı ve seçime rekor düzeyde katılım.”

Birgün gazetesinden Sarya Toprak’ın, Takács’la yaptığı söyleşide altını çizdiğim can alıcı cümlesi “Otoriter rejimlerin dayanıklılığı büyük ölçüde maddi refah üretme kapasitesine bağlıdır ve bu kapasite çökmüştü.”
Orban döneminde Macaristan’ın nüfusu azalmış, bir milyon Macar, başka ülkelere gitmişler.
Olay Medya İcra Kurulu Başkanı Mehmet Ali İnan’ın yazısının tamamı için tıklayın…

