İnan, yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Politika, halkı onu ilgilendirmeyen
sorunlarla meşgul etme sanatıdır.”
Paul Valery
Futbol benim doğrudan ilgi alanım olmadı.
Herkes gibi bende çocukluğumda, ilk gençliğimde futbol oynadım. Yaşadığım yerde her yer dümdüz, çimenliklerle kaplı olduğu için futbol oynayacak sahamız çoktu.
Bir tek topumuz vardı, ama futbol ayakkabımız yoktu.

Maçları radyodan dinlerdik.
Hepimizin idolü, Metin Oktay’dı…
Haziranın 16’sından Temmuzun 19’una kadar sürecek “Dünya Kupası” başladı.
Türkiye Milli takımı, turnuvanın ilk turunda Avustralya’ya yenildi. İkinci maçında da, ikinci yarıda on kişi kalan Paraguay’a yenilince, Haiti’den sonra kupaya erken veda eden ikinci ülke olduk.
Bu erken veda üzerine çok fazla şey yazıldı. Bir o kadar da yorum ve eleştiri yapıldı. Bunca yazılanlardan sonra, benim de niye böyle oldu diye yazmamın bir anlamı olmayacak.
Oysa ne büyük umutlarla gitmiştik.
Kocaman manşetler atılmıştı, “Kupayı al gel!” diye…

Beklentimiz gücümüz oranında olmalıydı…
Güçten kastım yalnızca ayak, bilek, beden gücünü kapsamıyor; akıl ve bilgiyi de katıyorum.
Ne videolar çekildi. Milli Takıma marş yazma yarışına girdi ünlü ünsüz kim varsa…
“Savulun Türkler geliyor” du!..

Gelemedi.
Ne gerek vardı tüm bunlara. Sonuçta bir spor müsabakası sınırları içerisinde kalması gereken bir etkinlik… Bunu muharebeye gidiyor havasına çevirmek hangi aklın eseri?
Ne gibi bir yarar gördüler, bizim göremediğimiz.
Ya o reklam filmleri…
Kadıncağızın yaptığı börekler… Ispanaklı börek isteyen futbolcu…
Boşa gitti onca börek.
Reklam filminde bolca gol atan takımın kaptanı Hakan Çalhanoğlu, maçta bunu yapamadı…
Bu yıl değişiklik yapılıp, 48 ülkenin katılmasıyla yapılıyor turnuva.

Bu kırk sekizin arasına zaten güç bela, play-offla ancak girebilmişti takım.
Takımların grupları aylar öncesinden belli, kim kimle oynayacağını biliyordu.
Bütün Türkiye, her şeyi bir kenara bırakmış varsa yoksa Milli Takıma odaklanmıştı.
Günlerce futbolla yatıp, futbolla kalkıldı sabahın köründe. Tüm sorunların üzerini kalın bir şal ile örtmüştü futbol.
Eee, oyuncularda bu durumu görünce kendilerini ayrıcalıklı bir kahraman, bir kurtarıcı rolüne sokmakta bir sorun görmemiş olmalılar.
Yoksa o Eren Elmalı’nın ve diğerlerinin saçlarına yaptıkları neydi öyle… Samet Akaydın’ın Twitter’dan okuduklarını anlatması… Keşke onlara zaman harcayacaklarına futbol efsanelerinin hayat hikâyelerini şöyle bir göz atabilseydi.

Bizden korkan Almanya’nın maçını seyrettim. Birinci dakikadan, bitişine kadar aynı disiplin, aynı enerji ve aynı görev anlayışından taviz vermeyen bir takım havasını hiç bozmadılar.
* * *
Siyasetin sporu en fazla şekillendirdiği dönemlerden birini yaşıyoruz. Bu tespit yalnız bizim ülke için değil, dünyanın pek çok ülkesi içinde geçerli.
En bariz örnek Rusya; Uluslararası müsabakalardan men edilmiş. Buna karşın bir savaş faili olan İsrail’e hiçbir yaptırım uygulanmıyor. Halbuki, ABD ve İsrail’in savaş açtığı İran, turnuvada var.

Geçmiş Portekiz diktatörü Salazar, Portekiz halkını kolay yönetmek için ünlü “3 F” formülü, günümüzde başka politikacılar tarafından da kullanılıyor.
Salazar’ın “3 F” formülü açılımı: Fado, Fatima, Futbol. Eğer halk yoksullaşmış ve bundan şikâyet ediyorsa, onları fado ile eğlendirin, dinle uyuşturun ve futbolla oyalayın.
İşte hepimizi oyalıyor dünya egemenleri; futbolla!..
Düşünün: takım bir üst tura çıksa ne olabilirdi?
Hatta finale kalsa ya da kupayı alsa ne değişirdi ülkede?
Enflasyon hızla düşer miydi?
TC Merkez Bankası faizleri hemen aşağı mı çekerdi?
Açlık sınırında olan hiç kimse kalmaz, yoksulluk çözülür müydü?
Bunların hiçbiri olmazdı.
Ekonominin iyileşmesine, insanların yaşam seviyelerinin yükselmesine futbolun bir katkısının olduğu daha görülmedi.
Nasıl kadın voleybol takımımız uluslar arası müsabakalarda dört maçın dördünü de kazanması, sportif ve göğüs kabartan bir başarı dışında etkisi olmadıysa, futbolun da olmayacaktı.
Yazıyı güzel bir haberle bitireyim.
Dünya Futbol şampiyonasında açılış maçı Meksika’da yapıldı. Meksika’nın kadın Devlet Başkanı Claudia Shinbaum, açılış maçını stadyuma gitmek yerine meydanda kurulan dev ekranda izledi.
Stadyuma gitmeme nedeni de şöyle açıkladı: “Estadio Asteca’da bir bilet 120.000 peso (300 bin TL.) Bu parayı kim ödeyebilir? Bana verilen 001 numaralı bileti, futbolu seven ama gücü bilet almaya yetmeyen Veracruz’lu genç bir kadına hediye ettim. Meksika halkını ondan daha iyi kim temsil edebilir?”

Olay Medya İcra Kurulu Başkanı Mehmet Ali İnan’ın yazısının tamamı için tıklayın…

