Mehmet Ali İnan yazdı; Devlet

Olay Medya İcra Kurulu Başkanı Mehmet Ali İnan, bu haftaki köşesinde Sokrates’in ‘Eflatun Devlet’ kitabı ve Kemal Tahir’in ‘Bozkırdaki Çekirdek’ romanından bazı kesitlere yer verdi…

Mehmet Ali İnan yazdı; Devlet

İnan, yazısında şu ifadeleri kullandı:

Sokrates, en güçlülerin değil, en akıllıların başa geçmesini istiyordu.

İki bin dört yüz yıl önce Eflatun Devlet kitabında böyle yazıyor.

Ne yazık ki bu düşünce, hep ütopya olarak kaldı!..

Daha ortaokul 3. sınıftayım; bir yıl önce okulumuza tayin olmuş 68 kuşağından iki genç öğretmen, onlardan bir yıl önce de gelen okul müdürümüz vardı. İşte bu genç hocalarımız benim gibi birkaç arkadaşıma ders dışında okumamız gereken kitap tavsiye ederler ya da kendi bavullarında olanlardan verirlerdi. Bu ülkenin önemli yazarlarından Kemal Tahir’in Bozkırdaki Çekirdek adlı romanını onlar vermişti. Bir hocam da yaşımıza bakmadan Eflatun’un Devlet’ini okumamızı tavsiye etmişti. Ne kadar iyi insanlardı… İyilik bulaştırdılar bana…

O zaman okuyamadım. Ama kitabın adı belleğimde hep kaldı. Şimdi kütüphanemde Remzi Kitabevi ve İş Bankası Yayınları’ndan iki tane var. Yalnız iki yayınevinin çevirmeni de; Sabahattin Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz.

Bugüne kadar ortaya atılmış bütün toplum düzenlerinde, Komünizm ve Nazizm dahil, Eflatun’un Devlet’te aktardığı düşünce uygulamaların ipuçları mutlaka vardır. Çevirmenlerin önsözde belirttiği gibi “Devlet, insanlığın iliklerine işlemiş bir kitaptır. Böyleyken, ne tuhaftır, en az okunan kitaplardan biri de Devlet’tir.”

On başlıkta, on kitap olarak düzenlenmiş. Birinci kitap, Doğruluk ve Eğrilik, ikinci kitap Düzenli Toplumda İş Bölümü, üçüncü kitap Devlette Yönetenler ve Yönetilenler, dördüncü kitap Devlette Kadının Yeri, beşinci kitap Devleti Filozoflar Yönetmeli, altıncı kitap Dört Bozuk Devlet Düzeni, yedinci kitap Demokrasi, sekizinci kitap Zorbanın Mutsuzluğu, dokuzuncu kitap Ölüler Ülkesine İniş, onuncu ise Er Efsanesi.

Platon, İÖ 427’de doğmuş. Asıl adı Aristokles olan ünlü düşünür, gençliğinde yaman bir güreşçi olduğu için geniş omuzlarını vurgulayan Platon takma adıyla anılmıştır. Yaşamı apayrı bir serüvendir. Gençliğinde adı Platon, orta yaşta Aristokles, olgunluğunda ise İslam dünyasına Eflatun olarak geçmiştir.

Platon, hocası Sokrates’in ölümü üzerine Atina’yı terk eder. Önce Mısır’a sonra İtalya’ya gider. Yunanistan’a 12 yıl sonra döner. İyice yoksul düşen Platon’a zengin bir dostu sahip çıkar. Ona Atina’da bir okul açması için yüklüce bir para da verir. Platon bu parayla Atina’nın Akademios Korusu’nda bir arazi satın alır. Bugün “Akademi” ve “akademisyen” sözcüklerini iki bin dört yüz yıl öncesine borçlu insanlık.

Tarihe “Yunan Medeniyeti” olarak geçen sürecin nasıl olduğu yani başlangıcı hep merak konusudur. Ben de en çok bunu sorguladım. Nasıl bir kıvılcım oldu da, tarih öncesi insanlığa rehber olan böyle bir felsefe ortaya çıkabildi?

Daha Sokrates doğmadan önce, Atina ve Sparta birleşip İran ordularına karşı savaşa hazırlanırlar. Ortak düşmana karşı Sparta kara kuvvetleri, Atina’da deniz kuvvetleriyle bu savaşa katılır. Savaşı kazanırlar. Zaferden sonra Sparta’nın ordusu başa bela olur, güçle memleketini sömürür. Atina ise, savaş için hazırladığı filoyu, ticari amaca dönüştürür. Dünyaya açılır. Dünyayı, başka insanları tanırlar. Deniz yolculukları Atinalıları yıldızları bilmeye, evrenin sınırlarını araştırmaya götürür.

Bundan sonradır ki, Atina’da eski inanışlar yıpranırken, yeni bilgiler edinmeye çalışan aydınlar türemeye başlar. Önceleri ‘bilgisever’ olarak anılan bu kişiler sonradan Filozof olarak anılırlar. Bu filozofların bir kısmı insanın yaşadığı dünyayı, havayı, suyu, ateşi, toprağı anlamaya, aydınlatmaya çalışırken, bir kısmı da akıllarını bütün inanışları çürütmekte, her şeyin püf noktasını bulmakta kullanıyorlardı.

İşte böyle bir bilinç seviyesinde Atina. Sokrates, ikinci filozof grubundadır. Çünkü ona göre, “İnsanın hayatı dünyanın hayatından daha önemlidir; asıl bilgi dünyayı değil, insanı bilmektir. Tanrılar evreni yönetedursun, insan kendi hayatını yönetmelidir; iyiyle kötüyü, doğruyla eğriyi ayırt etmesini öğrenip hem kendini, hem başkalarını adam etmelidir. Bütün bilimlerin amacı insanların daha iyi insan olmalarını sağlamaktır.”

Platon’a Devlet’i yazdıran olay, hocası Sokrates’in, egemenlerce uydurulan bir suçlamayla baldıran zehri içirilerek öldürülmesidir. Son anına kadar arkadaşları ile birlikte Sokrates’in yanında kalan Platon, hocasının soğukkanlılığına, ona zehri getiren görevli adamla aralarında oluşan saygı ve diyaloglarına tanık olur, bu durum gözünde hocasını daha da değerli kılacaktır.

Zenginlerden oluşan demokrat Atinalıların korkusu, çoğunluğu oluşturan halkın kuvvetlenip devleti ele geçirmeleriydi. Bir başkaldırı hazırlığı olduğu varsayılır, sonra bunun olmadığı anlaşılsa da, arkasında Sokrates’in parmağı olduğuna inanılır. Artık kamuoyunda, Sokrates de çok oluyor denmeye başlanır. Ne Tanrılara saygısı var, ne atalara ne de devlete. Herkesi ve her şeyi eleştirmeye, akılla vurup çürütmeye uğraşıyor. İşte gerçek sebep budur. Sokrates başkaldırmaya önayak olduğu için değil, serbest düşündüğü, eski düzenin temellerini sarstığı için ölüme mahkûm olmuştur. Demokratlar değil de Aristokratlar devleti yönetseydi, Sokrates ölüme mahkûm edilir miydi?

Ne yazık ki, bu son, onların olması ile de değişmeyeceği sonucuna varıyor kitapta yazılanlar. Çünkü Sokrates, en güçlülerin değil, en akıllıların başa geçmesini istiyordu. Üstelik bu düşüncesinden en küçük taviz verecek bir tavra girmeyeceği de çok iyi biliniyordu.

Devlet, bir kez okunarak yetinilecek bir kitap değil. Zaten kitabın çevirmenleri de bunu özellikle belirtmişler. Değişen dünya koşullarında, mutlaka yeniden okunması gerektiğini söylüyorlar. On ayrı kitap başlığında yüzlerce soru var, okuru düşünmeye, aramaya, araştırmaya zorlayan…

Bundan dolayı kitabın içeriğini anlatmak istesem de yetersiz kalacağım. Devlet, içeriğindeki bilgilerle, tabir uyar mı bilmiyorum ama debi derya…

Bakın dokuzuncu kitap başlığında şöyle diyor: Üç çeşit insan vardır: Bilgisever, ünsever ve parasever.

Ne yazık ki dünya bir yana, günümüz Türkiye’sinde birincinin esamesi okunmazken hatta tu kaka ediliyorken, her geçen gün artan ünsever ve parasever var. Okuduğum kitapta, “adalet” sözcüğünün kullanılış amacına uygun olarak Türkçe karşılığının “doğruluk” olduğunu belirtiyor kitabın çevirmenleri.

Doğruluk konusu için kitaptan iki şiiri buraya almam yerinde olacak.

İnsanlar kötülüğe akın akın gider,

Kolay ulaşır ona.

Yolu düz, yeri yakındır kötülüğün.

İyiliğin önüneyse, alınteri komuş Tanrılar.

Bir de Homeros’tan alınan, Tanrıları yumuşatabileceklerine inanan insanlar için yazdığı şu mısralar…

Tanrılar bile kandırılır, yalvarıp yakarmayla!

İnsanlar bir kabahat, bir günah işlediler mi,

Kurbanlar, yağlar, adaklar, şaraplarla

Yumuşatırlar Tanrıları da.

Bu küçük iki şiirin her bir sözcüğü değerinden bir şey kaybetmiş mi? Nasıl da hâlâ güncel onca yıllardan sonra. Günümüzde ne çok ihtiyaç duyuluyor bu sözcüğün içerdiği karşılığa… Okulda, hastanede, pazarda, ticarette, bürokraside ve en çok da siyasette…

Yapılan kamuoyu yoklamalarında adalet sistemimize güveniyor musunuz anketinin sonuçları azıcık, insanlığı kalanları bile utandıracak seviyelerde…

Bu sıralar çok tekrar edilen bir söz var, “Adalet yoksa demokrasi de yok.”

Olay Medya İcra Kurulu Başkanı Mehmet Ali İnan’ın yazısının tamamı için tıklayın…

HABERİ PAYLAŞ
ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X