Mehmet Ali İnan yazdı; Satranç

Olay Medya İcra Kurulu Başkanı Mehmet Ali İnan, bu haftaki köşesini Stefan Zweig’in "Satranç" isimli kitabına ayırdı...

kose satranc

İnan, yazısında şu ifadeleri kullandı:

Günümüz dünyasının haline bakınca, iyimser olmak imkânsız. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra barışı korumak için oluşturulan kurumlar ne yazık ki işlevsiz kaldı. Duyarlı insanları karamsarlaştırdı yaşananlar.

İnsanlar endişeli ve umutsuz.

Tam da bu duygu beni Stefan Zweig’in muhteşem yapıtı Satranç’ı üçüncü kez okumaya yönlendirdi.

Yetmiş bir sayfalık bu uzun öykü, elbette birden fazla okunmayı fazlasıyla hak eden bir eser. Tıpkı Dostoyevski’nin kitapları gibi…

Satranç bugüne kadar başka herhangi bir oyundan çok daha fazla ilgi çeken ve hakkında pek çok şey yazılan tek oyundur.

Stefan Zweig’in 1938-1941 arasında, sürgün yaşamındaki son durağı olan Brezilya’da yazdığı bu kitabını 1942’de Buenos Aires’te yayımlamıştır.

Aynı yılın 22 Şubat günü de eşi ile birlikte intihar etmeden önce tamamladığı son yapıtıdır.

Her şeyden önce Zweig’in tüm kitapları olağanüstü bir anlatım diline sahiptir. Adeta insanı esir alır her bir sayfası. Bu kitapta ise daha büyük bir ustalık buldum bu okumamda.

Yapıt, gerilim düzeyi gittikçe yükselmemesine, okuru bir heyecana sürüklemesine rağmen, içeriği epey bir dram örgüsüdür.

Bu uzun hikâye, gece yarısı New York’dan kalkıp Buenos Aires’e gidecek olan bir yolcu vapurunda başlıyor.

Geminin kalkmasına az bir zaman kala birden flaşlar patlamaya başlar. Gazeteciler ünlü birini soru yağmuruna tutuyor ve fotoğraflarını çekiyorlar. Bu ilgi gösterilen kişi Mirka Czentovie’dir. Dünya satranç şampiyonu… Amerikayı baştan sona dolaştıktan sonra, yeni zaferler kazanmak için bu gemiyle Arjantin’e gidecektir.

Aslında Czentovic’in böyle usta ve dünya satranç şampiyonu olması, onu tanıyanlar açısından inanılması güç bir durum, neredeyse mucize gibidir.

Çünkü Mirko Czentovic de zihinsel özellikleri, böyle göz kamaştırıcı bir konuma gelebileceğinin hiçbir belirtisi görülmemiştir.

Özel yaşamında herhangi bir konuşma sırasında basit bir cümleyi bile dilbilgisi yanlışı olmadan kuramayan biridir.

Peki öyleyse, nasıl geldi bu seviyeye?

Oldukça ilginç bir hikâyesi var Mirko’nun.

Yoksul bir Slav Tuna gemicisi olan babasının ufacık kayığını bir gece bir tahıl gemisi ezdi, o sapa bölgenin papazı da o zamanlar on iki yaşında olan Mirko’ya acıyıp babasının ölümünden sonra onun bakımını üstlendi. İyi yürekli papaz canla başla uğraşıp ağzını bıçak açmayan, anlama güçlüğü çeken çocuğa köy okulunda öğrenemediği şeyleri evde özel dersler vererek öğretip açığını kapatmaya çalıştı. Ama çabaları sonuçsuz kaldı…

Öyle ki on dört yaşına geldiği halde basit bir hesabı bile parmak yardımıyla ancak yapabiliyor Mirko. Dik kafalı bir çocuk da değildir. Ev işlerini bitirir bitirmez, odada kıpırtısız oturur. Papaz akşamları uzun çiftçi purosunu tüttürerek, hemen her gün Jandarma çavuşuyla üç el satranç oynar, Mirko’da hiç ses çıkarmadan yanlarına çömelir, kareli tahtaya bakar.

Bir akşam yine papazla jandarma çavuşu oyunlarına dalmışken, karlı yoldan gelen bir çiftçi telaşla içeri girer, yaşlı annesinin ölüm döşeğinde olduğunu söyleyerek papazdan son ayinini yapması için gelmesini ister. Papaz hemen yola çıkar. Jandarma çavuşu piposunu yakıp gitmeye hazırlanırken, Mirko’nun oyuna başlanmış satranç tahtasına baktığını fark eder.

Ne o, oyunu tamamlamak mı istiyorsun? dedi alaycı bir sesle, bu uykulu görünen çocuğun tahtadaki tek taşı bile doğru oynayamayacağından emindir. Oğlan çekinerek evet anlamında başını sallayarak papazın yerine oturur. On dört hamle ile jandarma çavuşunu mat eder Mirko. Yenilgisini kendi yanlışından kaynaklandığını düşünen çavuş ikinci el oyun ister. Yine mat olur. Vay canına! diye şaşkınlıkla geri dönen papaza bunun bir mucize olduğunu anlatır. Saatin ilerlemiş olmasına rağmen papaz, okuma yazma bilmeyen öğrencisine iki el oyun için zorlar. Mirko, jandarma çavuşunu yendiği gibi onu da yener.

Kafasında plan kuran papaz, hemen Mirko’ya çeki düzen vermek için berbere götürür. Sonra kızağına bindirip küçük komşu kente götürür, ana meydandaki kafenin bir köşesinde tutkulu satranç oyuncularının yanına otururlar. Çocuk satranç masalarından birine çağrılmaya ürkek yere bakarak bekler. Çağrılır masaya;

Mirko, iyi yürekli papazdan Sicilya açılışı denen şeyi öğrenmediği için, ilk elde yenilir. İkinci elde en iyi oyuncuyla berabere kalır. Üçüncü ve dördüncü elden başlayarak hepsini birer birer yener. Böylece başlar Mirko’nun şampiyonluk yolculuğunun ilk adımları…

Epey bir macera yaşar, ünlenir Mirko…

Büyük yolcu vapuruna binerken ilgi odağı olan işte bu adamdır.

Burada anlatıcının şu tespitlerini kitaptan olduğu gibi almak benim için bu yazıya almayı zorunlu hissettim.

Olay Medya İcra Kurulu Başkanı Mehmet Ali İnan’ın yazısının tamamı için tıklayın…

Exit mobile version