‘Okumak yazmak kadar önemlidir’

Nazım Hikmet Kültür Evi’nde Bursalılarla buluşan Zülfü Livaneli, kitap okumanın yazmak kadar önemli olduğunu söyledi. Livaneli, “Okumak kadar önemli bir şey yok” dedi.

‘Okumak yazmak kadar önemlidir’

DİLEK ATLI

Nilüfer Belediyesi’nin katkılarıyla Nazım Hikmet Kültür Evi’nde geçtiğimiz gün düzenlenen Edebi Kazılar Söyleşisi’nin konuğu, ünlü yazar ve müzisyen Zülfü Livaneli oldu. Moderatörlüğünü eleştirmen ve yazar Feridun Andaç’ın yaptığı etkinlik, büyük ilgi gördü.

Önceki yıllarda konser ve okumalar nedeniyle buluştuğu Bursalılarla tekrar bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadığını vurgulayan Livaneli, Andaç’ın sorularını yanıtladı.

Zülfü Livaneli, söyleşi boyunca besteleri, kitapları, Yaşar Kemal ile dostluğu gibi konuların yanı sıra, katılamcıların siyaset geçmişiyle ilgili sorularına da yanıt verdi.

HİKAYELERİM BİTMEDİ…

Çocukluğunda çok kitap okuduğunu ve notlar tuttuğunu söyleyen Livaneli, sevdiği Arjantinli yazar Jorge Luis Borges’in yazarlık kimliğinden parçalar anlatarak, kitap okumanın yazmak kadar önemli olduğunu ifade etti.

Kişisel anılarını dinleyenlerle paylaşmayı ihmal etmeyen yazar, şunları paylaştı:

“Kitap okumaktan kaybolurdum. Okumak kadar önemli bir şey yok. Söz sanatı, tüm sanatların ilki ve en önemlisidir. Kutsal kitaplar bunun en önemli göstergesi. Ben, içimdeki ezgileri paylaşıyorum. Kafamdaki hikayeleri bitiremedim. Son romanım Konstantiniyye Oteli, bireyselci bakış açısı kadar, toplumsalcı bir romandır. Doğrusu beni çok zorladı. Çok çalıştım. Tarih bir fondu ve çok okumalar yaptım. 700 sayfaydı. Bunu 480 sayfaya indirdim. İstanbul’un eski ismidir Konstantiniyye. Günümüzde geçen roman, çok karakterli ve tarih katmanlı. Görünen şu ki, İstanbul’da binlerce yıldır yaşananlar aynı. Hakim duygular var; servet, mücadele, ihtişam, erotizm ve şiddet. Bu, bugünün İstanbul’unda da var. Toplumsal bir eleştiri yapmak gibi bir niyetim yok. Ama romanın bir gerekliliği olmalı. Bir nedenle yazılmalı.”

 

YAŞAR KEMAL’LE DOSTLUĞU…

Yeryüzünde ölüm acısı, aşk, ayrılık ve hasret gibi duyguların ülkelerin ortak yazgısı olduğuna işaret eden Livaneli, edebiyatın evrenselliğine vurgu yaparak romanlarının yabancı ülkelerde çok okunmasını buna bağladığını söyledi.

Livaneli, Yaşar Kemal ile olan dostluğunun hayatındaki önemini belirterek, şunları aktardı:

“Yaşar Kemal bana oyun oynamamayı anlattı. Ondan çok şey öğrendim. Yaşar Kemal edebiyatımı değil ama müziğimi etkiledi. İnsan soyunun, büyük köküne sadık kalması gerektiğini öğretti. Köke ve ses sistemine sadık kalacaksın. Mevlana da okuyacaksın, Cervantes de. Postmodern yapayım, pop yapayım demeyeceksin. Roman için sınır yok, derdi. Karıncandan yola çıkıp evreni anlatabilirsin. İlk kitabım Arafatta Bir Çocuk’un ismini koyan Yaşar Kemal’dir. Onunla Karacaoğlan’dan ve Aşık Veysel’den atışmalar yapardık. Ritmi halen içimdedir. Kendi ülkeme, halkıma bakmayı öğrendim onunla. Bir gün Küçükçekmece Gölü’nde sandalla açılmış kürek çekerken, onun eserlerinden birini sinema filmine uyarlamayı konuşuyorduk. O olsun, bu olsun derken. Dur dedi; Yer Demir, Gök Bakır’ı film yapalım. Tam o sırada denizden bir balık çıkıp kendini sandalın ortasına attı. Yaşar Kemal ile dolaşmak onun romanlarında yaşamak gibiydi.”

‘Roman yazarken Márquez okumam’

 

Yazın hayatına “Arafatta Bir Çocuk” adlı öykü kitabıyla adım atan Livaneli, diğer romanlarıyla ilgili Andaç’ın sorularına yanıtlar verdi. Livaneli, “Rus yazarlar, Binbir Gece Masalları, Faulkner, Sait Faik ve Refik Halit Karay benim için çok önemlidir. Ama Gabriel García Márquez’in yeri bende bambaşkadır. Ondan çok etkilenirim. Bu nedenle, roman yazarken Márquez okumam” dedi.

HABERİ PAYLAŞ
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X