‘Paris’teki tablo yabancı düşmanlığına karşı da olmalı’

Başbakan Davutoğlu, “Paris’teki tablonun çok kültürlülüğü tehdit eden yabancı düşmanlığına karşı da olması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

‘Paris’teki tablo yabancı düşmanlığına karşı da olmalı’

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Avrupa sathında son günlerde gittikçe artan, özellikle camilere karşı saldırı başta olmak üzere İslamofobik bir takım eylemler konusunda da aynen terör faaliyetleri karşısındaki ortak tutumumuzu sergilemek, Avrupalılar olarak bizlerin, kıtamızın kültürünü koruma bağlamında çok önemli bir mesuliyet” dedi.

Başbakan Davutoğlu, Berlin’deki temasları kapsamında, Şansölyelik Binası’nda, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile katıldığı çalışma yemeğinin ardından, ortak basın toplantısı düzenledi.

Davutoğlu, Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin herhangi iki ülke arasındaki normal ilişkinin çok ötesinde olduğunu belirterek, ilişkilerin köklü tarihe ve dostluğa dayandığına dikkati çekti.

Almanya ile Türkiye arasında ilişkilerin sadece hükümetler arası ilişki olmadığını, toplumlar arası ilişki mahiyetini de taşıdığını ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

“3 milyonu aşkın Türk kökenli vatandaş, Almanya’da yaşıyor. 10 binlerce Alman da -Türkiye’de sadece turist olarak değil milyonlarca turistin yanında- 10 binlercesi de sayıları gittikçe artacak şekilde Antalya’da, Alanya’da değişik yerlerde daimi olarak Türkiye’de yaşıyorlar. Herhalde Avrupa’da çok az halk böylesine içi içe geçmiş ilişkilere sahip. Ayrıca uluslararası alandaki gelişmeler de Türkiye ve Almanya, iki istikrar unsuru olan, Avrupa’da ve Avrupa’nın çevresinde demokrasi, kalkınma ve istikrarıyla önemli istikrar faktörleri olan iki ülke arasındaki işbirliği, uluslararası alanda da çok ciddi bir çözüm kaynağına ulaştırabilecek potansiyele sahiptir. Bugün bu perspektifle tam bir dostluk anlayışı içinde çok verimli görüşmeler yaptık.”

“Aşırı akımlara karşı ortak bilinçle hareket önemli”

“Sayın Merkel’in vurguladığı gibi Almanya’da yaşayan Türk kökenli vatandaşlar, her iki ülke için dostluk köprüleridir” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Her geldiğimizde, iki ülke olarak her zaman vurguladığımız husus, entegrasyona açık olunması gerektiği gerçeğidir. Ama aynı zamanda Almanya’daki Türklerin kendi kültürlerini, dillerini ve kendi geleneklerini sürdürmeleri, Almanya’daki çok kültürlü hayatın da en doğal sonucudur. Bu çerçevede özellikle son dönemdeki, dün Paris’te birlikte olmaktan, omuz omuza yürümekten büyük bir mutluluk duyduk, çünkü uluslararası teröre karşı, Avrupa’da çok kültürü tehdit eden bu aşırı akımlara karşı, bütün dünyanın tam ortak bilinçle hareket etmesi önemli. Dün Paris’te ortaya konan tablo, büyük bir önem taşıyor, bu anlamda. Bir kez daha Fransa halkına buradan taziyelerimizi sunuyoruz ve dayanışmamızı ifade ediyoruz. Aynı şekilde bu tablonun dünyadaki bütün aşırıcılıklara, çok kültürü tehdit eden yabancı düşmanlığına karşı da olması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü yabancı düşmanlığı geçmiş dönemlerde olduğu gibi bugün de insanlık için bir tehdit mahiyeti taşımaktadır.”

“Nereden ve hangi kökenden gelirse gelsin, teröre karşı da insanları dışlayan ötekileştiren bütün yaklaşımlara da birlikte olmak durumundayız” ifadesini kullanan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sayın Merkel’in son dönemde özellikle Almanya’da çok kültürlülük üzerine yaptığı açıklamalara ve Alman hükümetinin tutumu konusunda memnuniyetimizi ifade etmek istiyorum. Avrupa sathında son günlerde gittikçe artan, özellikle camilere karşı saldırı başta olmak üzere İslamofobik bir takım eylemler konusunda da aynen terör faaliyetleri karşısındaki ortak tutum sergilemek, Avrupalılar olarak bizlerin, kıtamızın kültürünü koruma bağlamında çok önemli bir mesuliyet. Ben Almanya’da Türkleri bu anlamda bir başarı hikayesi olarak görüyorum. Hiçbir terör ve şiddet eylemine karışmadan Almanya’da, Alman kültürüyle birlikte kendi kültürlerini yaşamaları, Almanca’yı Türkçe gibi iyi konuşmaları ama Türkçe’yi de unutmamaları bu yönde eğitimleri için gerekli tedbirlerin alınması hepimizin ortak hedefi.”

Türk Alman üniversitesinin kurulmasının, kendisinin de şahsen yakından takip ettiği ve büyük onur duyduğu bir gelişme olduğunu dile getiren Davutoğlu, “Ümit ederiz ki bu Türk-Alman üniversitesi, dostluğumuza  ciddi katkılarda bulunsun, aynı zamanda Almanya’da benzer eğitim kurumlarıyla Türk-Alman dostluğu yeni nesillerde kökleşmiş şekilde devam etsin” diye konuştu.

Davutoğlu, Merkel ile uluslararası konuları da kapsamlı şekilde ele aldıklarını belirterek, şunları söyledi:

“Türkiye ile Almanya birçok hususta ortak perspektife sahip. Ben bir kez daha patriot füzeleri konusunda ve sağlanan katkı sebebiyle teşekkürlerimi burada ifade etmek istiyorum. Suriye ve Irak’taki gelişmeler, sadece sınır ülkesi olan Türkiye için değil Avrupa için de dünya için de bir tehdit teşkil ettiğini, son gelişmeler açık bir şekilde ortaya koymuştur. Biz bu konularda daha yakın işbirliği, daha yakın istişare yapmak hususunda bugün mutabakata vardık. Özellikle Balkanlar’da, Karadeniz’de, Kafkasya’da, Ukrayna krizinde ve Ortadoğu’daki gelişmelerde Türkiye ile Almanya’nın birlikte çabası, barış yönünde büyük bir ivme katacaktır. Irak’ta, Almanya’nın sağladığı destek konusunda da Türkiye her türlü bu anlamda gelebilecek taleplere olumlu yaklaşmaktadır. Birlikte Irak ve Suriye’nin istikrara kavuşması konusunda ortak çalışmaya hazırız.”

“Avrupa kıtasını bölmeye çalışanlara karşı en iyi cevabın…”

Türkiye ile Almanya arasındaki dostluğun, siyasi , ekonomik ve kültürel düzeyde gittikçe ivme kazanacağını vurgulayan Davutoğlu, şöyle konuştu:

“İnşallah bir gün Türkiye AB üyesi olduğunda, ki bu noktada Almanya’nın desteğine büyük ihtiyaç hissetmekteyiz, kültürler arası, dinler arası çatışma üzerinden Avrupa kıtasını bölmeye çalışanlara karşı en iyi cevabın da verileceğini düşünüyoruz. Türkiye’nin AB’ye girmesi bu anlamda medeniyetlerin, dinlerin bu kıtada buluşması ve barışçıl şekilde kıtamızı yeniden inşa etmesi konusunda güçlü iradeyi yansıtacaktır. Almanya’nın şu ana kadar desteğine teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu desteğin artarak devamını büyük fayda mülahaza ettiğimizi ifade etmek istiyorum.”

Davutoğlu, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin de iyi seviyede olduğuna işaret ederek, “Almanya en büyük ticaret ortağımızdır. Geçen sene 38 milyar dolarlık ticaret hacmimiz vardı. Bunun en kısa zamanda 50 milyar dolara, kademeli şekilde 100 milyar dolarları bulması çok uzak hedefler değildir. Daha çok Alman yatırımcısını, Türk piyasasında görmek istiyoruz ve Türk Alman ilişkilerini, ekonomik, siyasal, kültürel anlamda en üst düzeye çıkması yönünde de çok sağlam bir siyasi iradeye sahibiz. Bu ziyaretimin, bu siyasi iradeyi göstermesi bakımından önemli fırsat teşkil ettiğini düşünüyorum.”

Soruları cevaplandırdılar

Davutoğlu, daha sonra Almanya Başbakanı Angela Merkel ile gazetecilerin sorularını da cevaplandırdı.  

“Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin tam üyeliğine karşı engellerden ötürü kültürler arası çatışma ve sorunların bu aşamaya geldiği doğrultusunda açıklamalar yaptığınızı duyduk. Acaba Alman dış politikası açısından da böyle bir sorun görüyor musunuz” şeklindeki sorusu üzerine Davutoğlu, bu konudaki görüşlerine biraz daha açıklık getirmekte fayda bulunduğunu söyledi. Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Benim kastettiğim şu: her konuda da aynı kanaati taşırım, eğer herhangi bir meselede olumlu bir süreç başlatılırsa ve bir başarı hikayesi oluşursa, bu başarı hikayesi dışındaki alternatiflerin alanı daralır. Yani kültürel birliktelik konusunda çok güzel örnekler teşkil ettiğimiz zaman, kültürel gerilim isteyen, çatışma isteyenlerin etki alanları daralır. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği bizim için, Türkiye için en azından bir medeniyetler projesiydi, öyle büyük bir proje ki hala bir araya gelindiğinde Avrupa kıtasındaki çok kültürlülüğü ve Türkiye üzerinden demokratik Avrupa değerlerinin bütün dünyaya ve çevre bölgelere etkisi bakımından da olağanüstü bir imkan sağlayacağına biz inanıyoruz. O zaman böyle inanıyorduk, bugün de böyle inanıyoruz ve Avrupa kıtasının Sayın Merkel’in de çok güzel vurguladığı gibi İslam, Hristiyan, Musevilik, bütün bu kültürleri bünyesinde barındıran bir geleneği var. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişi, bu güzel örneği başarı hikayesine dönüştüreceği için aşırıcıların, din çatışması, kültür çatışması çıkarmak isteyenlerine alanını daraltır. Hep beraber aynı şeyi savunduğumuzda, yani dünkü Paris resmi o bakımdan önemliydi. O Paris resminde biz de vardık, bütün Avrupa’yla birlikte vardık, bu resim gibi Avrupa Birliği bir gün Türkiye’yi de içine alabilecek şekilde, çok kültürlü bir resim verdiği zaman, Avrupa zirvelerinde her Müslüman da kendini Avrupa içinde, Avrupa’nın parçası olarak addedecek. Bunun getireceği bir olumlu başarı hikayesi var ama Avrupa resmi verildiğinde orada hiç Müslüman olmadığı zaman bir başka Avrupa resmi ortaya çıkar.”

“O resmi birlikte oluşturabiliriz”

Davutoğlu, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar için başarı hikayesine ihtiyaç bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bugün Aydan Hanımın, ki ben Sayın Merkel’e ve bütün Alman Hükümetine bu konuda takdirlerimi ifade ettim, Türk dosyasını entegrasyon dosyasını işliyor olması Almanya’nın başarısıdır, Aydan Hanımın başarısıdır, Almanya’nın başarısıdır. Nasıl Aydan Hanımın bu resim içinde yer alması dışlayıcı değil tam tersine bir başarı hikayesi olarak terör ve şiddeti teşvik etmek isteyen, ‘Müslümanlar ile Hristiyanlar bir arada olamaz’ diyenlere ve en güzel cevaptır, bir Avrupa resminde Türkiye olduğu zaman, Türk liderler olduğu zaman o resim bütün dünyaya şu mesajı verecektir: ‘Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler, kimler olursa olsun dünyada barış isteyenler aynı taraftadır, dünyada şiddet, tiranlık, zorbalık savunanlar başka bir taraftadır. O resmi birlikte oluşturabiliriz. Bizim Avrupa kıtasına bakışımız budur, Türkiye olarak asırlarca Avrupa’nın parçasıydık millet olarak şu anda da Avrupa’nın parçasıyız. Asyalı kimliğimiz, Avrupalı kimliğimizi örtmez, ona renk katar. O bakımdan ben yine aynı tezi savunuyorum. Bir gün Avrupa Birliği’nde Türkiye yer aldığında, eminim bu Avrupa’ya da en güzel mesaj olacaktır, Avrupa’da yaşayan bütün halklara da ve dünyaya da verilebilecek en güzel evrensel barış mesajı olacaktır diye düşünüyorum. İnşallah bir gün o günleri hep beraber görürüz.”

“Terör örgütü neyse onun adıyla anılmalı”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, terör örgütü neyse onun adıyla anılması gerektiğini belirterek, “El Kaide ise El Kaide. Ama İslam ile terör yan yana kullanılmaması gerekir. Hristiyanlık da Musevilik de Hinduizm veya Budizm ile de kullanılmaması gerekir. Aksi takdirde tam da teröristlerin tuzağına düşmüş oluruz” dedi.

Bir gazetecinin, “Siz sık sık ‘İslam’la terör yan yana gelmez’ dediniz. Bu görüşünüzü Sayın Merkel’e de aktardınız mı?” sorusu üzerine, şunları söyledi:

“Terör terördür, terörist de teröristtir. Önüne bir sıfat koyduğunuzda, hele hele bir dini sıfat koyduğunuzda, kolektif bir suç üretmek isteyenlere, bir malzeme vermiş oluruz. İslam ile terör yan yana gelmez. Dünyada eğer Müslümanların sayısıyla teröre bulaşanların oranına baktığınızda, bunun çok marjinal kaldığını açıkça görürsünüz ve bu terör örgütlerinin Müslüman olmayandan daha çok Müslümanları öldürmüş olduğunu da görürsünüz. Irak’ta, Suriye’de dünyanın her yerinde. Dolayısıyla terör ile herhangi bir dini, herhangi bir milliyeti ve etnisiteyi birleştirmek doğru değil. İslam terörü dendiği andan itibaren bütün Müslümanların potansiyel bir terörist gibi görünmesi riski var. İslam ile terör yan yana kullanıldığında, İslam adının kendisindeki barış mesajı, ‘barış’ anlamına gelen İslam yerine, bu dini de dini unsurları da istismar ederek insan canına kast edenleri aynı kategoride değerlendirmiş olursunuz. Mesela Norveç’te 2011’de katliam, terör yapıldığında hiçbir zaman aklınızdan bu bir ‘Avrupa terörüdür, Hristiyan terörüdür’ demek geçmedi. Çünkü doğru değil. Bu terminolojiyi kullanırken çok dikkat etmek lazım. Kesinlikle terör örgütü neyse onun adıyla anılmalıdır. El Kaide ise El Kaide, ama İslam ile yan yana terör kullanılmaması gerekir. Hristiyanlık da Musevilik de Hinduizm ve Budizm ile de kullanılmaması gerekir. Aksi takdirde tam da teröristlerin istediği tuzağa düşüş oluruz.”

Davutoğlu, eğer Müslümanlar arasından bir kişi veya grubun, teröre bulaşması halinde, bunun tüm Müslümanlara yüklenemeyeceğini, böyle yapıldığı andan itibaren gerçek anlamda bir dini çatışmanın önünün açılacağını vurguladı.

Başbakan Davutoğlu, “Bu pozisyonumuz, ilkeseldir ve dünyanın her yerinde de Almanya’da da bu değişik vesilelerle vurgulanmıştır. NSU cinayetlerini işleyenlere, ırkçı saiklerle işleyenlere biz hiçbir zaman Alman ya da Hristiyan terörü gibi adlandırmayı düşünmedik çünkü Alman kültürünün ne kadar derin felsefi arka planı olduğuna en iyi ben şahidim. Bu kültürü yakından tanıma fırsatı bulan biri olarak, Hristiyanlığın aynı zamanda bir barış mesajı taşıdığını Hz. İsa’yı tanıyanlar bilir. Dolayısıyla İslam da, tarih boyu İstanbul üzerinden herkes bilir ki değişik dinlerin, kültürlerin yaşadığı bir medeniyet birikimidir. Hiç bir şekilde terörle anılmaması icap eder” diye konuştu.

“Suriye’deki kriz dolayısıyla en büyük bedeli Türkiye ödedi” 

Davutoğlu, bir gazetecinin Fransa’da süpermarkete saldırı düzenleyen saldırganın eşi Hayat Boumedienne’in, Türkiye’den Suriye’ye giriş yaptığını söylemesi ve “Acaba Türk hükümetinin bu konularla ilgili daha çok çaba göstermesi gerekir diye düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine, Suriye’deki kriz dolayısıyla en büyük bedeli Türkiye’nin ödediğine dikkati çekti.

Şu anda dünya mülteci tarihinde belki de en geniş kapsamlı mülteci akınına Türkiye’nin şahit olduğunu vurgulayan Davutoğlu, Türkiye’de 2 milyon Irak ve Suriye’den kaçmış mülteci bulunduğunu aktardı. 

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti: 

“Türkiye eğer sınırlarını kapatmış olsaydı, mültecilere insani gerekçeyle de sınırlarını kapatması icap ederdi. Eğer biz sınırlarımızı açık tuttuysak, teröristlerin geçişi için değil, babası, annesi öldürülen çocukların, kocası öldürülen masum kadınların ülkemize gelip güvenlik bulmaları için sınırı açık tuttuk. Birileri eğer Türkiye’yi suçlarsa, yarın sınırları kapatırız ama öbür tarafta Suriye rejiminin bombaları altında katledilen her çocuğun vebali, o sınırları kapatma kararını almamızı isteyenlerin üzerinde olur. Uluslararası toplum bu meseleyi çözmek zorunda. DEAŞ teröründen de en fazla etkilenen Türkiye’dir. Türkiye, sınırında hiçbir terör faaliyeti istemez. Yabancı savaşçılar konusundaysa, biz defaatle bütün Avrupa, dünya ülkelerine istihbarat işbirliği için çağrıda bulunduk. Türkiye, 35 milyon turistin her sene geldiği bir ülke. İsimlerine bakarak kimseyi, terörist ya da terörist değil gibi bir kategoriye tabi tutamayız. İstihbarat gelmesi lazım ki, ‘şu kişiler şüphelidir’ diye, Türkiye gerekli tedbirleri alabilsin. Nitekim, bize verilen isimlerden 7 bin kişi, aralarında Alman vatandaşları da var, 7 bin kişiye sınıra giriş yasağı koyduk. Bin 500-2 bin kişiye de içinde yine Alman, Fransız vatandaşları da var, geldikleri anda geriye deport ettik. Bize gelen tüm istihbaratı değerlendiririz. Bu istihbarat üzerinden istihbarat teşkilatlarımız arasında yakın bir temas olur. Son Fransa terör olayında adı geçen Hayat Boumedienne ile ilgili, istihbaratı Türk kaynağı yapmıştır. Herhangi bir önceden uyarı gelmediği halde, biz kendi istihbari çalışmalarımızla bunu tespit ettik. Hemen Fransız istihbarat teşkilatına haber edildi. Türk ve Fransız istihbaratı şu anda birlikte çalışıyor. Ama bu kadın, Türkiye’ye Madrid’ten geliyor. Madrid’ten önce nerelere gitti bilemiyoruz. Şimdi bu konuda İspanya’yı suçlamak mümkün mü, Türkiye’yi suçlamak mümkün mü? Türkiye’nin tek suçu, Suriye’ye sınır olması mı? Biz her türlü istihbarat, işbirliğine hazırız.”

“911 kilometrelik sınırını koruyabilmek için…”

Türkiye’nin terör faaliyetlerine karşı her zaman en dik tavrı aldığını, Afganistan’da da dünyanın her yerinde mücadeleye katıldığını anlatan Davutoğlu, bu konuda Türkiye’ye haksız suçlama yöneltilmesine kesinlikle tahammül etmeyeceklerini kaydetti. Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Kimin elinde delil varsa, bunun ortaya çıkarılması lazım. Türkiye 911 kilometrelik sınırını koruyabilmek için, olağanüstü bir çaba sarf etmektedir, geçişleri engellemek için. Yabancı savaşçıları, kim olursa olsun, ister Avrupa’dan ister başka ülkelerden gelmiş, ister Suriye rejiminin yanında savaşmak için başka ülkelerden gelen yabancı savaşçılar olsun, bütün yabancı savaşçıların Suriye’yi terk etmeleri konusunda yapılacak her türlü çalışmaya destek veririz. Yapılacak her türlü istihbarat faaliyetinin içinde yer alırız. Ama herkesin de kabul etmesi gereken bir husus var ki Türkiye, Suriye krizi dolayısıyla en büyük bedeli ödemiştir. Fransa’da Paris saldırısından bir gün önce, İstanbul’da yine bir terör saldırısı oldu. Biz bütün müttefiklerimizden bekleriz ki Paris saldırısında, ben orada yürüyenler arasındaydım, şimdi gururla söylüyorum. Aynı duyarlılık, İstanbul’daki terör saldırısında da gösterilmeli, Reyhanlı saldırısında da gösterilmeli. Reyhanlı saldırısında Türkiye, elliye yakın vatandaşını kaybetti. O zaman da bu uluslararası dayanışmayı, Paris’te gördüğümüz dayanışmayı, bütün bu olaylarda da görmek konusunda Türkiye’nin haklı talebi vardır. Türkiye, hiçbir zaman hiçbir terör örgütüne müsamaha göstermemiştir. Hiçbir terör saldırısı karşısında sessiz kalmamıştır. Tek çabası, tek gayreti, Suriye rejiminin bombardımanları, kimyasal silahlarından kaçan masum insanlara kucak açmaktır. Kim ne derse desin Türkiye, bu insani politikasını sürdürmekte kararlıdır.”

HABERİ PAYLAŞ
ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X