‘Saldırılar Türkiye’nin kararlılığını bozmayacak’

Başbakan Davutoğlu, Kabil’deki bombalı saldırıya ilişkin, ”Bu saldırılar karşısında Türkiye kararlılığını hiçbir zaman bozmayacaktır” dedi.

‘Saldırılar Türkiye’nin kararlılığını bozmayacak’

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Afganistan’da bir Türk askerinin şehit olduğu, bir askerin de yaralandığı bombalı saldırıya ilişkin, “Bu saldırılar karşısında Türkiye, kararlılığını hiçbir zaman bozmayacak ve Afganistan’ın istikrarı, huzuru için yapmakta olduğu katkıyı yapmaya devam edecektir. Bir çok açıklamalar yapıldı. Bu açıklamalardan birinde de hedefin Türkiye ve Türkler olmadığı ifade edildi. Her ne suretle olursa olsun, bu alçakça saldırıyı yapanları hem lanetliyor hem de cezalandırılmalarını bekliyoruz” dedi. 

Davutoğlu, İçişleri Bakanlığınca Vilayetler Evi’nde düzenlenen “Valiler Buluşması”nda yaptığı konuşmaya, bugün sabah Afganistan’dan gelen bir haberle yüreklere ateş düştüğünü belirterek başladı. 

NATO’nun Afganistan’daki Kıdemli Sivil Temsilcisi Büyükelçi İsmail Aramaz’ın koruma görevini yürüten askerlerden birinin, terör saldırısında şehit olduğunu anımsatan Davutoğlu, “Biraz önce İsmail Aramaz ile de görüştüm, detaylı bilgi aldım. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin taziye mesajlarını bana iletti. Afganistan Cumhurbaşkanı da bizzat Büyükelçimizi arayarak bu mesajı Cumhurbaşkanımıza ve bana iletmelerini rica etmiş. Bu tür terör saldırıları, dünyanın her yerinde insanlık suçudur ve en güçlü şekilde lanetlenmektedir” diye konuştu. 

Davutoğlu, Afganistan’daki mevcudiyeti sadece bir NATO göreviyle sınırlı olmayan Türkiye’nin, Afgan halkının kadim dostu olduğunun altını çizerek, Afgan ordusunun teşkilinde de Türk subaylarının büyük etkisi olduğunu söyledi. Davutoğlu, Sakarya Muharebesi devam ederken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Mareşal Fevzi Çakmak’a verdiği “Subaylarımızdan seçkin bir heyeti Afganistan’a göndererek Afgan ordusunun teşkiline yardımcı olunuz” talimatını anımsattı.

“Türkiye, kendi bekası için büyük bir mücadele verirken, aynı zamanda Afgan halkının o günlerde vermekte olduğu mücadeleye katkıyı bulunmak üzere en seçkin subaylarımızdan bir heyeti 1921 yılında Afganistan’a göndermiştir” diyen Davutoğlu, ilk Afgan ordusunun bu subayların nezareti ve yönlendirmesiyle kurulduğunu vurguladı. 

Başbakan Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bu dostluk sebebiyle Türkiye hiçbir zaman Afganistan’ı yalnız bırakmadı, Afgan halkıyla dayanışmasını hiç eksik etmedi. Mevlana Celaleddin Rumi’nin doğduğu yerdir Belh, Afganistan. Coğrafi olarak şu an bize uzak görünebilir ama gönül olarak, irfan olarak, medeniyet birikimi itibarıyla Afganistan Türkiye’ye candan daha yakındır. Bu anlamda bu saldırılar karşısında Türkiye, kararlılığını hiçbir zaman bozmayacak ve Afganistan’ın istikrarı, huzuru için yapmakta olduğu katkıyı yapmaya devam edecektir. Birçok açıklamalar yapıldı. Bu açıklamalardan birinde de hedefin Türkiye ve Türkler olmadığı ifade edildi. Her ne suretle olursa olsun, bu alçakça saldırıyı yapanları hem lanetliyor hem de cezalandırılmalarını bekliyoruz. Türkiye’nin Afganistan’daki ve dost ülkelerdeki barış ve istikrar kurucu, koruyucu rolü şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir.” 

“Valilerimiz Türkiye’nin hemşehrileridir”

Davutoğlu, valilerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti de dile getirerek, valilerin, 81 ilin iklimini Ankara’ya getirdiklerini söyledi.

Ankara’nın, sadece bir başkent olarak değil İstiklal Savaşı’nın merkez şehri olarak da tüm milletin ruhunun, kalbinin attığı şehir olduğunu ifade eden Davutoğlu, bu kalbin ancak ve ancak tüm ülkenin organik bütünlük içinde olduğu zaman gerçek fonksiyonunu icra edebileceğini kaydetti. 

Başbakan Davutoğlu, başkentlerin, ülkenin bütününü merkezden yönetmek için kurulmadığını, aksine başkentlerin ülkenin ruhunu, ortak hissiyatını ve ortak aklını barındırdığı zaman “başkent” rolünü ifa edebileceğine işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu ortak akıl, ortak ruh ve ortak hissiyat da başkent merkez ile vilayetler arasındaki irtibatı kuran valiler sayesinde olur. Sizler çift yönlü bir fonkisyonu hep icra edegeldiniz. Bir yönünüzle yerelin idarecileri olarak, Ankara’ya yerelin, vilayetlerin ihtiyaçlarını taşıdınız, bir diğer yönüyle de merkezin, başkentin düşüncesini, planlarını, her bir vilayete biçtiği rolü anlatmak üzere orada bizleri temsil ettiniz. Bu açıdan bakıldığında valiler ve valilik görevi kesinlikle sıradan, rutin bir bürokratik görev değildir. Aksine kendi içinde ve uygulanışı itibarıyla da psikolojik yönü son derece yoğunluklu, ulvi bir görevdir.”

Valiler görevinin en önemli boyutunun psikolojik olduğunun altını çizen Başbakan Davutoğlu, hizmet ettiği mekana ve hizmet ettiği insanlara aşkla bağlı olmayan hiçbir görevlinin görevini hakkıyla yerine getiremeyeceğini söyledi. 

“Valilerimiz Türkiye’nin hemşehrileridir. Nereye giderlerse orası valinin kendi mekanı olur” diyen Davutoğlu, Türkiye’nin her bir ilinin özel bir anlam ifade ettiğini kaydetti. 

Başbakan Davutoğlu “Gerçekten eğer hakkıyla kulak verilse, hakkıyla dizinin dibine oturulsa her şehrimiz bizim hocamızdır. Bize tarihi, kültürümüzü, mimarimizi, derin irfanımızı öğretir. Onun için valiler, bu derin irfanın yürüyen temsilcileridir. Bulundukları şehirlerle kaynaşamamış, o şehirdeki halkı sevememiş birinin valilik görevini bürokratik olarak ifa etmesi mümkünse de ruhen ifa etmesi mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu. 

“Sizden önce başkası fark ediyorsa siz o şehre aşık değilsiniz”

Başbakanlık görevini devraldığından bu yana, son 6 ayda 55 kenti ziyaret ettiğini, en kısa zamanda 81 ili tamamlayacağını dile getiren Davutoğlu, her ilin taşıdığı önemi ve tarihi konumu ifade etmeye çalıştığını, her birini ayrı bir isimle andığını anlattı. Gece yarıları ve sabah güneş doğarken şehrin ruhuna nüfuz etmek gerektiğini dile getiren Başbakan Davutoğlu, “Bir vali ki eğer sabahın güneşini o şehrin ufkunda görmemişse valilik görevini ifa edemez. Sabahın seherinde görev başlar, sadece mesainin başlangıcında değil. O şehre, o şehrin mekanına aşık olmak için güneşin doğuşunu o şehirde hissetmek lazım. Gecenin karalığında, herkes el etek çektikten sonra o şehirde yürümek lazım. Şehrin mekanına, mimarisine, ruhuna nüfuz edebilmek lazım” değerlendirmelerinde bulundu. 

Davutoğlu, 81 ilin her birinin güzel isimlerle anılabileceğini belirterek, kadim medeniyet dendiğinde akla gelen Mardin’i “yaşayan biblo şehir”, Anadolu’daki bir çok geleneğin tohumlarının atıldığı yer olduğu için Kırşehir’i “tohum şehir”, Kafkaslar’dan Anadolu’ya geçerken savunma hattı inşa edildiği için Erzurum’u “kale şehir”, Uludağ ve Ulu Cami’ye ev sahipliği yapan Osmanlı şehri Bursa’yı “ulu şehir”, ilk payitaht olan Konya’yı “merkez şehir” olarak niteledi.

Başbakan Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“81 vilayetin her birinden feyzalmamış birisi, bu ülkede valilik de başbakanlık da bakanlık da yapamaz. Her bir şehirden feyzalmak sizin birinci görevinizdir. O şehri seveceksiniz, o şehre aşık olacaksınız. O şehrin her taşını size verilen bir emanet olarak göreceksiniz. Nasıl evinizden bir şey eksilse hemen hissederseniz, kütüphanemde binlerce kitabım var bir tanesi eksilse hissederim, evde hissediyorsanız şehirdeki en ufak aksaklığı, yanlış yapılmış bir binayı, şehrin siluetini bozan bir yapıyı, şehirdeki herhangi bir tarihi eserden düşen tek bir çakıl taşını sizden önce başkası fark ediyorsa siz o şehre aşık değilsiniz demektir. Şehrin mekanına aşık olmak lazım. Mekanına aşık olduğu gibi şehrin halkına da aşık olmaz lazım.”

“Valinin şehre aşık olup olmadığı anlaşılıyor”

Davutoğlu, kent ziyaretlerinde, valilerin karşılama anından itibaren, verdiği brifingde, o valinin şehre aşık olup olmadığını, mekanla özdeşleşip özdeşleşmediğinin anlaşıldığını ifade etti.

Ataması kısa süre önce yapılmış olsa bile bazı valilerin, şehirlerden kendi evinden bahseder gibi bahsettiğini kaydeden Davutoğlu, o zaman “Tamam, bu valimiz bu şehri artık kendi evi, şehrin ahalisini de kendi ailesi olarak görüyor” dediklerini aktardı. 

Başbakan Davutoğlu, valilere “Hiçbir talimat, hiçbir mali güç, size gönderilen hiçbir ödenek sizin o şehri sevmenizden daha muktedir bir unsur değildir. Size istediğiniz ödeneği gönderebiliriz, istediğiniz kadar maddi yardım gönderebiliriz ama siz o şehre aşık değilseniz, o şehrin halkına sevdayla, muhabbetle bakmıyorsanız, o ödenekler bir müddet sonra tükenir. Tükenmeyecek olan tek şey, sizin şehre ve şehrin ahalisine duyduğunuz muhabbettir. Her gün yaşadıkça o muhabbet artar ve size hizmet aşkı verir. Bizim sizlerden birinci beklentimiz, talebimiz, talimatımız, nasıl görürseniz görün, bulunduğunuz şehri, mekanını, sokaklarını, tarihi eserlerini seveceksiniz. O şehrin halkını seveceksiniz. Aranızda öyle bir psikolojik iletişim olacak ki o şehir ve o mekan da sizi sevecek” diye seslendi. 

Öte yandan Davutoğlu, bakanlık görevini yürütürken bir ilde yolda korumalarla yürürken bir yaşlı kadının kenara itildiğini gördüğünü, bunun üzerine elini öptüğü yaşlı kadına “Evinize ziyarete gelmek istiyorum” dediğini aktardı.

O gece ziyaretine gittiği kadını, Belediye Başkanı ve Vali’nin de tanıdığını anlatan Davutoğlu, bundan mutluluk duyduğunu söyledi. Davutoğlu, şöyle devam etti:

“O şehirde eğer yaşlılar, garip ve gureba varsa ve o şehrin valisi onları tanıyorsa, onlar da o valiyi tanıyorlarsa o şehirde bereket var demektir. Ama eğer o tek başına yaşayan yaşlı teyze, komşuları dışında valinin, belediye başkanının ilgisini, dikkatini çekmemişse veya benzer teyzeler, amcalar, sahipsizse o vali ne yaparsa yapsın o şehirle bütünleşemez. Bizim sizden beklentimiz, şehirde şehrin sakinleriyle, meskunlarıyla en iyi psikolojik bağı kurmanız, şehrin yetimlerine, öksüzlerine, fakirlerine, gurebasına, yaşlısına sorduğumuzda ‘Valiyi nasıl bilirsiniz’ diye ‘İyi biliriz, o da bizi bilir’ demesini sağlamanızdır. Bu, en öncelikli beklentimiz, talebimiz.”

“Bizler, halkın memurlarıyız”

“Şehirle bağınız olabilir, şehri sevebilirsiniz, şehri tanıyabilirsiniz, halkını yakından tanımış olabilirsiniz ama en önemli şey, iletişimdir” diyen Davutoğlu, yaşanan siyasi zihniyet devriminin alandaki temsilcilerinin valiler olduğunu söyledi.

Davutoğlu, siyasi zihniyet devriminin esasının, devletle millet arasındaki uçurumun ortadan kalkması olduğuna işaret ederek, şunları dile getirdi:

“Onlarca yıl, değişik dönemlerde, özellikle de askeri ihtilal sonrası dönemlerde, vali emredendir, halk emir dinleyendir, vali belirleyendir, halk belirlenendir, vali hükmedendir, halk hükmedilendir. İşte bizim yıkmak istediğimiz ve yıktığımız, ayaklarımızın altına aldığımız zihniyet budur. Hiçbir yerde ne siz valiler olarak, ne merkezde bakanlarımız bakan olarak ne de başbakan olarak biz hükmeden, halk da hükmedilen değiliz, değildir. Bizimle halk arasındaki ilişki, halk amirdir, devlet memurdur. Bizler, halkın memurlarıyız. Bizler, halka tepeden bakmak, halka birtakım doğru bildiğimiz şeyleri dikte etmek, eğer halk böyle düşünmüyorsa da o halkı, iç tehdit ilan etmek anlayışıyla hareket eden bir siyasi zihniyetin takipçisi olmadık. Aksine bizler, halkımızla kaynaşarak, halkımızla bütünleşerek onunla birlikte geleceğe yürüme iradesiyle iletişim kurmaya ayarlıyız.”

“Sık sık halkın arasına giriniz”

Bugün artık Türkiye’de her şeyin yerli yerine oturduğunu, iletişimde devletle halk arasındaki bütün bağların tekrar kurulduğunu vurgulayan Davutoğlu, valilerin bu bağları ihya ve inşa eden, kuran önemli öncüler olduğuna işaret etti.

Valilerden bu iletişim bağının, şehirlerle sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için ne gerekiyorsa yapmalarını isteyen Davutoğlu, “Halkla sadece toplantılarda bir araya gelmeyiniz. Maiyetinizdeki memurlarla birlikte sık sık halkın arasına giriniz, sokakta, çarşıda, pazarda her yerde halkla beraber olun. Halkla sizin aranızda hiçbir iletişim eksikliği olmamasının bir şekilde devletin, yürütmenin en önemli ilkesi olduğunu halka hissettiriniz. Bu iletişim bağı, sizin bütün faaliyetlerinizi yapmanıza, çalışmalarınızda verimli neticeler almanıza büyük imkan sağlayacaktır” diye konuştu. 

“Kudreti ve şefkati bünyesinde barındırmayan devlet, devlet olamaz”

Başbakan Davutoğlu, valilerin halkın huzurunu, düzenini ve güvenliğini sağlanması noktasında etkin yönetim sergilemesi gerektiğini vurgulayarak, Türkiye’nin her vilayetinin kendi iç düzeni bulunduğunu, bu iç düzenin koruyucusu, yürütücüsü ve garantörünün de valiler olduğunu söyledi. Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Bir şehirde huzur, asayiş, güvenlik, düzen varsa o şehirde ekonomi de olur, kalkınma da olur. Sizlerden beklentimiz, işlevsel boyut, görevinizi yaparken nihai kertede o şehrin, o vilayetin düzeninden, huzurundan sorumlu olduğunuz bilincini ve hizmet götürürken de o vilayetin her yerine her köşesine, hiçbir ayrım gözetmeden hizmet götürme bilincini yaygınlaştırmanız. Bu büyük önem taşıyor. Son dönemde bazı acı olaylar, bize bunun ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu.”

Özgürlüklerin korunmasının ve kamu düzeni kavramının önemine dikkati çeken Davutoğlu, “kamu düzeni” kavramını, bilinçli şekilde ve bütün muhteviyatıyla kullandığını, sadece “devlet otoritesi” demediğini dile getirdi.

Davutoğlu, devletin hem otorite hem şefkat sahibi olması gerektiğini vurgulayarak, “Her zaman ifade ettiğimiz gibi kudreti ve şefkati bünyesinde barındırmayan devlet, devlet olamaz. Devlet ol devlettir ki hem kudretlidir hem şefkatlidir. Kudreti olmayıp şefkati olan devlet, acizleşir. Yani deprem oldu, Sakarya depremi, devletin oraya ulaşma gücü bile yok ama hepimiz şefkatliyiz, bu bir acziyet göstergesidir ama bir devletin kudreti var da şefkati yoksa devlet gücü tiranlaşmaya başlar. İşte, Suriye’de devlet gücünü temsil ettiğini iddia eden bir rejimin halkına yaptığı zulüm ortada” diye konuştu. 

“Devletin esası, muhabbettir”

Geçmişten bugüne devletin esasının, muhabbet ve aşk olduğuna işaret eden Davutoğlu, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen Şeyh Edebali’nin bunu kast ettiğini söyledi.

Kınalızade’nin Ahlak-ı Alai eserinin okunmasını tavsiye eden Davutoğlu, kitabın 16. yüzyıl devlet felsefesinin esası olduğunu söyledi. Ahlak-ı Alai’de Kınalızade’nin “Devletin esası, muhabbettir” değerlendirmesinde bulunduğunu belirten Davutoğlu, aynı dönemde Machiavelli’nin “Devlet, ancak ve ancak güçle ve korkuşla ayakta tutulabilir” dediğini aktardı. 

Farabi’nin Medinetü’l-Fazıla’sını okumamış birisinin valilik görevine başlamaması gerektiğini söyleyen Davutoğlu, “Orada göreceksiniz ki her şeyin esası muhabbettir ve saadettir ama saadet, felsefi anlamda bir saadet. Kendisi huzurlu olmayan, kendisiyle barışık olmayan birinin, idari görev yürütmesi esnasında başkasıyla barışık olması mümkün değil” dedi.

“Önce kendinizle barışık olacaksınız”

Bir seyahatinde gazetecilerin, “Bu tempoya nasıl dayanıyorsunuz” diye sorduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Şunu söyledim ve buna inanarak söylüyorum: Kendisiyle barışık olan birinden daha güçlü hiç kimse yoktur. Güç, başkası üzerinde uyguladığınız bir iktidar kudreti değildir. Güç, kendi içinizde barışık olduğunuz bir dünyayı dışarı yansıtmaktan kaynaklanan bir güçtür. Kendisi ile barışık olmayan birisi, başkasıyla, şehriyle, ülkesiyle de barışık olamaz. Onun için önce kendinizle barışık olacaksınız. Yaşadığınız şehirle barışık olacaksınız, ülkenizle, halkın her kesimiyle barışık olacaksınız.”   

İç Güvenlik Yasası

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “İç Güvenlik Yasası, Meclis’te. Muhalefet partilerimize bir kez daha sesleniyorum: Sayın Kılıçdaroğlu’na, Sayın Bahçeli’ye, Sayın Demirtaş’a ve her bir milletvekiline. Bir an için kendinizi 6 Ekim gecesi Batman’da düşünün, 7 Ekim gecesi Siirt’te düşünün. Orada yaşayan insanların ne hissettiğini anlayın. Ya da kendinizi 4. kattan atılan Yasin Börü’nün babasının yerine koyun. Ya da yakılan, yıkılan bir dükkanın, uzun yıllar emeklerle inşa edilen bir iş yerinin, gözünüzün önünde yandığını düşünün. Ne hissedersiniz? Bunun özgürlükle ne alakası var?” dedi.

Davutoğlu, bir valinin yaşadığı yerde insanlara, ”bu Sünni mi,  Alevi mi, Türk mü, Kürt mü, Müslüman mı, gayrimüslim mi” diye bakmadığını, sadece insan olarak baktığının altını çizdi.

Devletin hizmet ederken temel mantığının, bu kudreti ve şefkati yansıtmak olduğunu belirten Davutoğlu, şu açıklamalarda bulundu:

”Bir olay mı oldu, kudret mi göstermek gerekti, kudretinizi göstereceksiniz. Tereddüt etmeden göstereceksiniz. Başka bir olay mı oldu, şefkati göstermek gerekti, bir anne-babanın evladına gösterdiği şefkatten daha fazlasını eğer siz halka gösteremiyorsanız, kendi evladınıza gösterdiğiniz şefkati, o şehrin yetimlerine gösteremiyorsanız, kendi anne, babanıza gösterdiğiniz şefkati, o şehrin yaşlılarına, gariplerine gösteremiyorsanız, vazifenizi yapmıyorsunuz demektir.”

Burada kudret ve şefkatin birleştiğini ifade eden Davutoğlu, kamu düzeni derken, devletin halkına huzur verecek kudrete sahip olmasını kastettiklerine dikkati çekti. 

Davutoğlu, 6-7 Ekim ve Gezi olaylarından edindikleri tecrübenin bu olduğunu ifade ederek, kamu düzeni sarsıldığında özgürlüklerin kalmadığını söyledi.

”Molotofa karşı tedbir almak lazım”

Özgürlüklerin Korunması ve İç Güvenlik Paketi’nin Meclis’te görüşüldüğüne değinen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İç Güvenlik Yasası, Meclis’te. Muhalefet partilerimize bir kez daha sesleniyorum: Sayın Kılıçdaroğlu’na, Sayın Bahçeli’ye, Sayın Demirtaş’a ve her bir milletvekiline. Bir an için kendinizi 6 Ekim gecesi Batman’da düşünün, 7 Ekim gecesi Siirt’te düşünün. Orada yaşayan insanların ne hissettiğini anlayın. Ya da kendinizi dördüncü kattan atılan Yasin Börü’nün babasının yerine koyun. Ya da yakılan, yıkılan bir dükkanın, uzun yıllar emeklerle inşa edilen bir işyerinin gözünüzün önününde yandığını düşünün. Ne hissedersiniz? Bunun özgürlükle ne alakası var? Sonra şunu düşünün, gözünüzün önünde işyeriniz yakılıyor, onu yakanı gördüğünüz halde, onu yakanı biliyorsunuz ama o polis tarafından götürülüyor. Gözaltında bile tutulamadan tekrar karşınıza geliyor ve size ‘İşte ben buradayım, yerinizin yaktım, sokağınızı tarumar ettim ama devlet beni 24 saat bile tutamadı’ diyor. Orada devletin kamu düzeni koyma kudreti ve anlayışı yerleştirilebilir mi? Biz bu yasayı, bu yasa tasarısını bir gün bir gece rüyada görüp ya da ertesi sabah ‘Hadi farklı bir şey yapalım’ diye gündeme getirmedik.”

Davutoğlu, 6-7 Ekim olaylarının acı tecrübeleri üzerinden, 15 Ekim’de İçişleri Bakanına “Geleceğim ve bütün bu olayları sizin bakanlığınızda dinleyeceğim. İlgili bütün birimlerimiz olacak ve bazı tedbirler alacağız” dediklerini aktararak, ”6-7 Ekim olaylarında günlerce uyumadık biz. Valilerimize, sizlere her an ulaşmak için. İçişleri Bakanımız ile gece yarıları olağanüstü toplantılar yaptık, bütün birimlerle” dedi.

Başbakan Davutoğlu, 6-7 Ekim olaylarından bir hafta sonra 15 Ekim’de, Jandarma Genel Komutanı, Emniyet Genel Müdürü, MİT Müsteşarı ile oturup, “Nerede aksaklıklar var, kamu düzenini tesis etmek için nerede sıkıntı var” konusunda tespitte bulunduklarını söyledi.

Toplantıda molotofkokteylinin yasada açıkça tanımlanmadığı için tedbir alınmasının kararlaştırıldığını da anlatan Davutoğlu, bu konuda yapılan eleştirilere değindi.

“Yasada yakıcı madde ibaresinin bulunduğu” yönünde eleştirileri hatırlatan ve bunu kendilerinin de bildiğine vurgu yapan Davutoğlu, “Ama bazı hakimlerimiz, bu yakıcı maddeye molotof denmediği için molotof atan, genç kızımızı veya diğer vatandaşlarımızı yakanı serbest bırakabiliyor” dedi.

”Onlara göstereceğiniz şefkat, zaaftır”

Molotofkokteylini kanun maddesine koyma zorunluluğunun, bu tecrübelerden geldiğini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

”Şimdi Meclis’e gelip şov yapıyorlar, poşuyla yüzlerini kapatarak. Sizin gibi sokakta, sadece folklorik olarak bir poşu kullanana kimse dokundu mu? Ama yüzünü kapatıp, hatta bütünüyle robotik  bir görüntüyle bazı maskeler takıp eğer birisi geliyorsa, sonra orada çocukları katlediyorsa molotoflarla, hatta bazen kalaşnikof gibi silahlarla sokağa çıkıp kimlik tespiti bile yapılamıyorsa, kusura bakmayın, bu sokaklar bu teröristlere bırakılmaz, bu vandallara bırakılmaz. İşte burada devletin kudretinin konuşması lazım. Sizin göreviniz böyle bir durum söz konusu olduğunda, tereddüt etmeyeceksiniz. Halka ne kadar şefkatle yaklaşıyorsanız, şehirlerinizi yakmaya kalkışan bu vandallara, bu şiddet yanlılarına da aynı şekilde kudretle yaklaşacaksınız. Çünkü onlara göstereceğiniz şefkat, zaaftır. Onlara göstereceğiniz bazı tolerans ya da ‘Şimdilik bekleyelim’ demek, zaaftır. Onlara göstereceğiniz şefkat, halktan şefkati esirgemek demektir. Çünkü onlar halka şefkat göstermiyorlar.”

Gezi olayları bahane edilerek, İstanbul’da sokakların, Ankara’da altgeçitlerin ne hale getirildiğini herkesin gördüğüne dikkati çeken Davutoğlu, “Şehirlerimizi korumak bizim görevimiz. Sizin olduğunuz yerde devletin şefkati ve kudreti olacak. Kesinlikle karar almada tereddüt eden, eğer bir yerde bir zorluk varsa oraya gitmek yerine makamında oturan vali görevini ihmal ediyor demektir. Sizin kaderiniz, valilikte bulunan, o vilayette yaşayan halkın kaderiyle aynıdır. Onlar eğer huzurda değilse siz huzurda olamazsınız. Onlar eğer gece uyuyamamışsa siz uyuyamazsınız. Halkın uyuyabilmesi için idareci uyumaz. İdareci olmak, halkın rahat uyuyabilmesi için, uyuyamamak demektir. Sizlerin bu fedakarlıkları yaptığını biliyorum. O olaylar esnasında birçok valimizin ne kadar dirayetle olaylar üstüne gittiğini de biliyorum, bir emniyet müdürümüzün olaylar daha sürerken, halkı nasıl kaynaştırmak için sokağa çıktığını da biliyorum. Geçen gün kendisini tekrar aradım, konuştum. Elhamdülillah daha iyi seyrediyor sıhhati, ölümü göze aldığını biliyoruz.”

”Evinizde suyun akıyor olması devletin kudreti anlamına gelmez”

”Halkla psikolojik bağınız varsa, iyi iletişim kurmuşsanız ve devletin kudret ve şefkat anlamına geldiğini biliyorsanız hizmetin altyapısı oluşmuş demektir” diyen Davutoğlu, bir köyde su yoksa sizin evinizde suyun akıyor olmasının devletin kudreti anlamına gelmediğin vurguladı.

AK Parti iktidarları döneminde köyünde su akmayan köy, yolu bozuk, ulaşılamayan yer bırakmadıklarını belirten Davutoğlu, ”Geçen Tekirdağ’da ambulansları sefere koyduk. Rakamlar verdiler. Birçok vilayetimizde, Samsun’da birçok yerde de bu rakamları teyit ettik. Daha önce 3-5 ambulans olan yerde şimdi 100-200 ambulans var. Gece uçuşu yapan helikopter ambulanslarımız, ambulans uçaklarımız var” diye konuştu.

Eskiden her kış Toroslar’da ”Hasta ve hamile için ilçeye giden iki kişi dondu” diye haber aldıklarını anımsatan Davutoğlu, çünkü devletin onları alabilecek kudretinin olmadığını söyledi. Davutoğlu, ”Ama şimdi var. Bu kudreti kullanacaksınız. ‘Bana yardım edecek kimse yok mu’ dediğinde bir vatandaşımız, o telaşla baktığında veya büyük bir kaygıyla hastası bir köyde ‘Acaba nasıl gidebilirim’ diye baktığında, sizin valiliğinizin gönderdiği ambulans onun hemen yanında belirmesi lazım. Sizin hemen vatandaşın yanında olmanız lazım. O andan itibaren halkın devlete bakışı değişir” diye konuştu.

“Duyarlı bir tavır sergilemenizi bekliyorum”

Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığında, büyükelçilere “Eğer Avrupa’da veya dünyanın herhangi bir yerinde vatandaşımızın gözünden bir damla yaş düşmüşse, o damla yaşı önce bizim büyükelçimiz görmemişse görevini yapmıyor demektir. O dökülen bir damla yaşı önce başkonsolos görecek, büyükelçi görecek” talimatını verdiğini anımsattı.

“Şimdi vilayetlerde de herhangi bir olay olduğunda, vatandaşımızın gözünde bir yaş varsa onu silecek olan sizsiniz” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Vatandaşımız birinin göğsüne dayanıp ağlamak istiyorsa valinin göğsüne dayanacak. Başkasını aramayacak. Akrabasını aramayacak. Siz olacaksınız ve sizin göğsünüze kafasını koyacak ve ağlayacak. Devletin şefkatini hissetmediği zaman halk, devletine aidiyet bağıyla bağlanmaz. Korkuyla aidiyet bağı kurulmaz, korkuyla otorite bağı kurulur. Aidiyet bağı, muhabbetle, aşkla kurulur. Onun için hizmet ederken, ister su götürün, ister sağlık hizmeti, ister yol götürün, o yolun ilk geçen arabası sizin arabanız olacak. Bir deprem mi var, sel mi var, afet mi var, sitem edecekse vatandaş, kızacaksa önce size kızacak. O dalgayı siz kıracaksınız. ‘Ya şimdi ben oraya gidersem, vatandaş bana eleştirel yaklaşır, tenkit eder, hatta tepki gösterir’ demeyeceksiniz. Tepkiyi size gösterecek ki devlete göstermesin. Tepki size yönelirse siz onu absorbe edersiniz. Ama sizin orada olmamanız dolayısıyla tepkiyi devlete ‘devlet nerede’ diye gösterirse, işte o zaman devletle bağı kopar. Siz orada olacaksınız, tepkiyi siz çekeceksiniz, nazı, sitemi siz çekeceksiniz, ama ‘devlet orada’ diyecek halk. O bakımdan sizden, hizmet ederken, güvenlik ve huzur sağlarken, halkla bütünleşik olarak, onlarla beraber olmanız konusunda kesin olarak duyarlı bir tavır sergilemenizi bekliyorum.”

İç Güvenlik Paketi

TBMM’de görüşülmekte olan yasa tasarısı bağlamında da bütün muhalefet partilerini basirete ve kamu düzenine sahip çıkmaya davet eden Davutoğlu, “Bu yasayla ilgili olarak normalde farklı düşünen siyasi partilerin, birbirleriyle ihtilaf eden siyasi partilerin, aynı çizgide buluşuyor olması ve yasayı engellemek için gece gündüz hakaret ve her türlü saldırıyla, gayri ahlaki yöntemlerle neredeyse muamele ediyor olması da gerçekten üzüntü vericidir” dedi.

“Ümit ederiz ki kamu düzeni için atılan adımlar doğru anlaşılır”

Davutoğlu, “Ümit ederiz ki 6-7 Ekim olayları ve diğer olaylardan edinilen tecrübelerle kamu düzeni sağlama yönünde atılan bu adımlar, muhalefet partilerimizce de doğru anlaşılır. Hep beraber bu ülkenin geleceği, halkımızın refahı, mutluluğu için gereken adımları atarız” değerlendirmesinde bulundu.

Valilerden bir diğer beklentilerinin de yerelde, vilayet bağlamında, yapılacak koordinasyon olduğunu belirten Davutoğlu, “Sizler hem halkla iyi iletişim kuracaksınız, ama nasıl siz merkezi yönetimle vilayet arasında bir irtibatsanız, halkla sizin aranızdaki irtibatı sağlayacak olanlar da o vilayetin eşrafıdır, eski tabiriyle. Şimdiki tabiri sivil toplum kuruluşlarıdır, kanaat önderleridir, odalardır, o halkın saygı duyduğu her kurum, her kişidir tabiri caizse” ifadesini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Dolayısıyla vilayeti idare ederken, yönetmeyeceksiniz, yönetişeceksiniz. Yeni tabiriyle yönetişim. Yani istişare edeceksiniz. Uygulayacağınız bir prensibi veya bir politikayı, bir projeyi, oranın halkına benimseteceksiniz. ‘Ben istedim de olacak’ değil, ‘Ben istiyorum, siz de kabul ederseniz katılın.’ Katılımcı demokrasinin gerçekleşeceği yer Ankara değildir, vilayetlerdir, yereldir. Ne düşünüyorsanız oranın kanaat önderleriyle paylaşın. Oda başkanlarıyla, oranın iş adamlarıyla, önemli özel sektörleriyle, üniversite ile mutlaka… Özellikle de buna… Gittiğimde ben üniversitelerimize hep soruyorum. Nerede? Kampüs nerede? Bazı üniversitelerimiz var ki burada üniversite rektörlerimizin de vebali vardır, valilerimizin de. Ortadan bir nehir geçiyor veya bir şey var. Üniversite kampüsü bir tarafta, şehir bir tarafta. Kampüsle şehir iç içe değil. Fiziken iç içe olmadığı durumlar olabilir kampüs hayatında. Ama o şehre gelen öğrenci, şimdi 81 vilayetimizde üniversite var, bazılarının nüfusu 50-60 bini buldu öğrenci mevcudu, fakat bu öğrencilerin çoğu o şehri tanımadan üniversiteyi bitirip gidiyorlar. O üniversitede olan öğretim üyeleri, şehrin gidişatıyla, ekonomisiyle, mimarisiyle, tarihiyle ilgili, hangi alanda öğretim üyesiyse onunla bir irtibat kurmadan görev ifa edebiliyorlar. Bir şehrimize gittiğimizde, üniversitede, orada yürüyen bir mimari restorasyon dolayısıyla üniversitenin mimarlık bölümüne sordum, ‘Siz mi yapıyorsunuz, dışarıdan mı geliyor?’ diye. O şehrin üniversitesi, o şehre sahip çıkacak ve o şehir, o üniversiteye sahip çıkacak.”

Davutoğlu, “Eski kadim şehirlerimize bakın. Ulu Cami, külliye, şifahane, hamam ve medrese. Sivas’a gidin, Kayseri’ye, Konya’ya eski varsa saray ya da bir konak, onun hemen yanında medrese vardır. Karatay Medresesi, Çifte Minareli Medrese, şehirlere göre… İşte sizden de beklentimiz yönetişim anlayışı içinde, vali olarak, bütün o şehrin ileri gelenleriyle birlikte bir yönetim zihniyeti geliştirmeniz, şehri ve vilayeti birlikte idare etmeye çaba sarf etmeniz” dedi.

Başbakan Davutoğlu, “Bunu yaptığınızı biliyorum. Bu konularda çok güzel örnekleri de her şehir ziyaretimde görüyorum. Bunun daha da yaygınlaşması önemli” diye devam etti.

“Sık sık komşu valilerle bir araya geliniz”

Komşu vilayetlerin valilerin de sık sık bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, “Yani Türkiye’de vilayetlerin haritaları veya sınırları birbirini ayırmak için değil, sadece idari bir kolaylık olsun diye. Bazı vilayetlerimiz var ki bir dere bir taraftan doğuyor diğer tarafa gidiyor veya aynı yaylayı paylaşıyorlar ama iki ayrı vilayet. Hatta rekabet halinde iki ayrı vilayet olduğu da olabiliyor. Tatlı rekabetler iyidir, birbirini hayra götürüyorsa, Valiler olarak sık sık komşu valilerle bir araya geliniz” ifadelerini kullandı.

Dün tarımla ilgili yeni bir entegre bilgi yönetim sistemini ilan ettiklerini hatırlatan Davutoğlu, tarımda en çok önem verdikleri projelerden birisinin havza bazlı tarımı teşvik edilmesi olduğunu söyledi.

“İl bazlı tarım olmaz, şu ilin sınırı burası, buradan ötesi ayrı tarım havzası denmez” diyen Davutoğlu, havzaların, sulama projelerinin, barajların, güvenlik konularının bir çok ili bünyesinde barındırdığını ifade etti.

Bunun için sık sık, ikili, üçlü, dörtlü, ne icap ediyorsa, proje bazında mutlaka havza veya komşu vilayet toplantıları yapılmasında fayda olduğunu belirten Davutoğlu, ”Muhtemelen yapılıyordur ama daha sistematik yapılmalı. Doğu Anadolu valileri gibi değil veya Marmara valileri gibi değil, daha da küçük ölçekte, bir kaç, birbirine yakın, irtibatlı vilayetin mutlaka bir araya gelmesi lazım” dedi.

KOP projesi kapsamında zaten Konya, Karaman, Niğde, Aksaray’ın bir araya geldiğini anlatan Davutoğlu, kalkınma ajanslarının bunu bir ölçüde sağladığını ancak kalkınma ajanslarının da ötesinde vilayetlerin ortak meselelerini konuştuğu platformların olması gerektiğini kaydetti.

Merkezi yönetimle irtibat

Valilerin Türkiye’nin merkezi yönetimi, hükümetin politikaları ile yerel arasındaki irtibatı sağlamalarının da önemine vurgu yapan Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Ankara’da biz mükemmel politikalar ilan edebiliriz, projeler, planlar. Nitekim 25 büyük sektörel dönüşüm programını, 1350 eylemi ilan ettik Ankara’da. Eğer bunlar sizin tarafınızdan takip edilmezlerse, daha doğrusu bunlar sizin tarafınızdan yerele intibak ettirilemezse… Mesela taşımacılıktan lojistiğe geçiş diye sektörel dönüşüm, yani taşımacılık sektörünü lojistiğe dönüştürmek.. Bunu kim yapacak? Ankara yapmayacak bunu. O lojistik merkezi niteliği taşıyan vilayetler öne çıkacak ve Ankara’nın tespit ettiği bu makro stratejik ekonomik hedefleri kendi alanına uygulayacak. Bu anlamda da hem ekonomik alanda, hem sağlık alanında, eğitim alanında Ankara’da milli düzeyde, ulusal düzeyde geliştirilen büyük projelerin alanda uygulanması görevi sizlerin omzunuzda. Sizler onu ne kadar başarılı bir şekilde alana yansıtırsanız, alanı bu projelerin uygulanması için ne kadar uygun hale getirirseniz, o kadar başarılı olursunuz. Ama Ankara’da güzel projeler ilan edildi, alanda bunun karşılığı yoksa, ticaret odaları, sanayi odaları, bunu göre kendilerini organize edemiyorlarsa, siz onları teşvik edemiyorsanız, bir müddet sonra Ankara’da afaki programların ilan edildiği, alana yansımadığı bir durum doğar. Ya da Ankara’da devleti idare edenler dikkatliyse, ki biz dikkatliyiz, ‘bu vali bu görevi burada ifa edemiyor ‘demeye başlarız. O andan itibaren de merkezle yerel arasındaki bağ kopar.”

Davutoğlu, valilerin ne kadar büyük aşkla, gayretle çalıştıklarına her ziyaretinde şahit olduğunu da değinerek, ama başarının üst sınırının olmadığını söyledi.

”Etrafımızdaki ateş çemberinin ısısını hissettirdiği zor günlerde…”

Başbakan Davutoğlu, “Daha büyük hedeflere yürüyebilmek için, Türkiye’yi 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokabilmek için, etrafımızdaki ateş çemberi, sınırlarımıza doğru böyle kendi ısısını hissettirdiği bu zor günlerde, Irak’ta, Suriye’de, Ukrayna’da bir çok yerde vatanımızı ve milletimizi bu ateş çemberinin dışında tutmak, istikrar içinde kalkınmayı temin etmek için sizlerin gayretlerinize büyük ihtiyaç hissediyoruz” dedi.

Valiliklerin, büyükelçiliklerin bakanlıkların ve başbakanlığın dönemlerle sınırlı olduğuna işaret eden Davutoğlu, hiç kimsenin bu makamlarda baki kalmadığını söyledi.

”Halkın gönlünde yer edinemeyenler tarihte de yer edinemezler”

Ancak bazı valilerin arkalarında iz bıraktığını anlatan Davutoğlu, Konya Valiliği yapmış İzzet Bey, Sivas Valiliği yapmış Halil Rıfat Paşa, Bağdat Valiliği yapmış Mithat Paşa gibi bazı valilerin yaptıkları hizmetlerin hala anlatıldığını, arkalarında iz bıraktığını ifade etti.

Valilere seslenerek, ”Bu ulvi görevi eğer sadece bir bürokratik rutin bir görev olarak görürseniz, isminiz değil yüz yıl sonra, on yıl sonra, bir yıl sonra bile hatırlanmaz” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Halk kendi arasında konuşurken ‘bir önceki vali’ diye konuşur, ‘şu bey’ diye konuşmaz. Ama eğer arkada bir iz bırakırsanız, bir eser bırakırsanız, işte o zaman bir yüzyıl sonra, iki yüzyıl sonra bile evet buradan ‘böyle bir vali geçti’ der herkes. Sizden bütün beklentimiz, arkanızda güzel bir iz, tatlı bir hatıra, tebessümle bezenmiş bir muhabbet halkası bırakmanız. Halkın gönlünde yer edinemeyen valiler veya devlet adamları tarihte de yer edinemezler. Halkın gönlünde yer edinirseniz, emin olunuz ki bir gün tarih sayfalarında da yeriniz olur. Bizim meselemiz her şeyden önce, siyaset anlayışımız, siyaset zihniyetimiz halkın gönlüne girmektir, halkın gönlünü fethetmektir sonra da o açılan yoldan hep beraber, güzel bir geleceğe yürümektir”

Konuşmasının ardından İçişleri Bakanı Efkan Ala ile 81 ilin valisi ile tokalaşarak, selamlaşan Davutoğlu, Vilayetler Evinden ayrılırken de doğum gününü kutlayan basın mensuplarına teşekkür etti.

HABERİ PAYLAŞ
ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X