‘Tatiliniz kabusa dönmesin’

Uzmanlar, yaz aylarında başta seyahate gidecekler olmak üzere vatandaşları yaz ishallerine karşı uyardı.

‘Tatiliniz kabusa dönmesin’

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Törüner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaz ishallerinin daha çok hijyenik durumlar ve gıdaların saklanma koşullarıyla ilişkili olduğunu söyledi.

Yaz ishallerinin belirtileri hakkında bilgi veren Törüner, “Hastanın genel durumunu bozacak, fazla sayıda tuvalete gitme hali varsa ve halsizlik, yorgunluk, tansiyon düşüklüğü, soğuk soğuk terleme gibi durumlar ortaya çıkarsa, hiç vakit kaybetmeden bir doktora başvurulması gerekir. Özellikle de çocuk ve yaşlı hastaların dikkat etmesi gerekir. Çünkü onların su ve elektrolit bozukluklarına karşı direnci biraz daha düşük oluyor” dedi.

Daha çok hijyen ve su kalitesinden kaynaklı ishal vakalarıyla karşılaştıklarını anlatan Törüner, “Elimizi yıkamak, meyve ve sebzeyi yıkamak gibi genelde hijyeni su ile sağladığımız için, kullanılan suyun kalitesinden veya hijyenik koşullara tam uyulmadığından kaynaklanan ishaller görebiliyoruz. Özellikle kırsal alanlarda temiz suların kirli sular ile karışması da ishalin başlıca nedenlerinden. Bu durum modern içme suyu tesisatlarında olmuyor ama çok eskiden köylerde kurulu olan içme suyu sistemleri, kuyu suları ile kanalizasyon karıştığı zaman yaygın ishaller karşımıza çıkabiliyor” diye konuştu.

Özellikle yaz aylarının gelmesiyle seyahatlerin arttığına dikkati çeken Törüner, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Seyahate bağlı olarak da ishal durumunu görebiliyoruz. Bölgeye has bazı hastalıkların yanı sıra yemek düzeninin değişmesi ve tüketilen gıdalar da ishale neden olup, tatil keyfinizi kabusa çevirebilir. Bu yüzden tatile gittiğiniz yerlerde mümkün olduğu kadar yeni hazırlanmış, taze yemeklerle beslenmemiz gerekmektedir. Başta sütlü tatlılar ve pastalar hazırlandıktan sonra uygun ısıda soğutucuda tutulmazsa tehlikeli olabilecek gıdalardır, bunları tüketirken taze olmasına dikkat edilmelidir. Bazı yemekler yapıldığı günün ertesi gün içine yoğurt veya mayonez veya sos katılarak tekrar tekrar masalara farklı bir yemek haline getirilebiliyor. Özellikle hijyenik koşullara uyulmadığında ve gerekli saklama koşulları sağlanmadığında bu da ishale neden olabilir.”

Prof. Dr. Törüner, açıkta satılan yiyecekler ile mayonez, tavuk, süt ve süt ürünleri, sosis, salam gibi gibi ürünlerin mutlaka son kullanma tarihlerine ve saklanma koşullarına dikkati edilmesi gerektiğini belirtti.

“Alternatif yöntemler ciddi sorunlara yol açabilir”

İshal olan kişilerin dikkat etmesi gereken hususlara değinen Törüner, şu uyarılarda bulundu:

“Hastanın olabildiği kadar sulu ve mineralli şeyler alması gerekiyor. Hastanın su, çay, ayran, komposto veya mineralli maden suyu içmesi gerekir. Diyet olarak ise lifli gıdaların azaltılması, muz ve şeftali dışında her türlü meyve ve sebze gibi gıdaların azaltılması semptomları azaltmak için önemlidir. Bunun dışında yeşillikler, bakliyat, lahana, brokoli, brüksel lahanası gibi yiyecekler hastanın şikayetlerini artırır. Günde 10 defa tuvalete çıkan hastayı, 15-20 defa çıkarmaya başlar. Ayrıca halk arasında yaygın olarak bilinen kolanın içine aspirin at, iç veya şu ağacın kökünü kaynat içine de yaprak at gibi alternatif çözümler bilimsel açıdan kanıtlanmamış ve uzak durulması gereken yöntemlerdir. Bu tip yöntemler beş kişiye iyi gelmiş olabilir fakat altıncı kişide ölümle sonuçlanabilecek ciddi sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan hastaların mutlaka doktora veya sağlık kuruluşuna başvurması gerekir.”

Törüner, kişilerin öncelikle temizlik kurallarına uymasını özellikle el temizliğine dikkat etmesini, sebzelerin sirkeli suda bekletilmesini, yiyecek ve içeceklerin uygun şartlarda saklanması ve raf ömürlerine de mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini bildirdi.

“Yeni yöntemlerle hasta gereksiz ilaç kullanmaktan kurtuluyor”

Yeni moleküler laboratuvar testleri ile artık 2-3 saat gibi kısa sürede daha doğru ve kesin sonuç alıp hastaya doğru tedaviye daha hızlı başlanabildiğini anlatan Törüner, şunları kaydetti:

“Yeni yöntemler sadece tedavide başarıyı etkilemiyor, aynı zamanda bu yöntemler yanlış ilaç kullanımlarını ve yanlış harcanan parayı da azaltıyor. Tanı tam olarak konulduğunda hedefe yönelik tedavi yapmanız mümkün oluyor. Öteki durumda ampirik tedavi dediğimiz; enfeksiyonla ilişkili, sen şu antibiyotiği kullan, o antibiyotik olmazsa diğerini kullan, şeklinde ilerliyor. Yeni yöntemle hasta gereksiz ilaç kullanmaktan kurtuluyor. Bu durumun hem hastanın ekonomisine hem de ülkenin ekonomisine faydası oluyor.”

HABERİ PAYLAŞ
ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X