‘Yaşasın Hayat’ Ekim’de Bursa’da

Uyku, kilo, stres, aktivite, eklem-kas sorunları olan ve iyi hayata hevesi olan, sağlık riski analizinin ne olduğunu merak edip bundan faydalanmak isteyen herkese bu sağlıklı yaşam merkezinde yer var.

‘Yaşasın Hayat’ Ekim’de Bursa’da

GÜLİNAY SELÇUK / ÖZEL RÖPORTAJ

 

Şu an toplumun rahatlıkla ulaşabileceği iletişim araçlarıyla rol model olarak takip ettiği kişiler, tarzlar ya da diyetler var. Hep biri gibi olma, birine benzeme talebi var içimizde. Ama her istediğimiz kilo ya da beden numarası bizim için sağlıklı mı?

Talep ayrı şey, talebin yerine getirilebilme imkânı ayrı şey.  Yerine getirilebilmesi için sizin vücudunuzun da, zamanınızın da, kültürünüzün de, ekonominizin de o talebe uygun olması lazım. Diğer taraftan o talebi size yaratanların da bu konuda olmayacak vaadlerde bulunmamaları, yapamayacağınız karşılamaları da sizden istememeleri lazım. Bu çok hassas bir konu. İkinci konu şu: Bizim “Yaşasın Hayat”ın tüm alanlarındaki yaklaşımımız “sebep” sorusunun cevabını aramaktır.  Çünkü nedeni ortadan kaldıramadığınız sürece, sonuçlara katlanmak zorunda kalırsınız. Özellikle diyet ve kilo kontrolü meselesinde temel kontrol budur. Eğer siz kilo vermek istediğiniz zaman, “ben neden kilo aldım” sorusunun cevabını bulamıyorsanız mesela “ben bir Roma seyahati yaptım, 3 kilo aldım” diyebilirsiniz. O 3 kilodan kurtulmak istiyorsanız da kendinizi bir diyet uzmanının önüne koyarsınız, o uzman size 300-500 kalorilik bir kısıtlama yapar, biraz da aktivite artışı yapar ve 3-5 kilodan 1-1,5 ay içerisinde kurtulursunuz. Ama prensip şudur: Eğer siz “neden kilo aldım” sorusunun cevabını veremiyorsanız ya da “ben neden sabahları yorgun kalkıyorum” sorusunun yanıtını bulamıyorsanız veya “neden akşam uykuya geçemiyorum” probleminin çözümüne bir çare geliştiremiyorsanız, o nedeni bulmadan sakın yola çıkmayın. Eğer çıkarsanız ya uyumak için hap yutan ya da sabah yorgun kalkmamak için antidepresan içen veya alıp-verdiği kilolar nedeniyle bir süre sonra metabolizması bozuk bir diyet gazisi olan biri haline gelirsiniz. Geçtiğimiz günlerde medyada çıktı, çok ünlü bir İngiliz mankenin göbekli resmi, Kate Moss, emin olun ki daha kötü olacaktır. Neden? Çünkü neden kilo aldığının sorusunun cevabını bulamadığı için. Burada bizim egzersizlere, eğer bir duruş bozukluğunuz var, o duruş bozukluğunuzu bir ortopedik danışmanlıkla çözmediyseniz yapacağınız egzersiz, egzersiz hocasının bilgisi ile sınırlı kalır ki o bilgi gerçekten sınırlıdır. Bir doktorun bile bilgisi sınırlıdır, birçok doktor bir araya gelir, konsültasyon dediğimiz müesseseyi işletir ve soruna çözüm ararlar. Biz neden kilo aldığının neden uyumadığının, neden taşikardisi, stresi, gerginliği, depresyonu olduğunun, sorularına cevap ararız. Bu cevapları bulmak için de psikiyatristten, psikologdan, ortopedistten, romatologtan, endokrinologdan, egzersiz uzmanından, beslenme uzmanından yardım isteriz. Problemin adını koyar, çözümünü kişiye, o kişinin şartlarına uygun anlatmak isteriz. Yani o kişinin ekonomisi, yaptığı iş, zaman planı, seyahat planı, ağız tadı, kültürü ve pek çok şey burada etkilidir.

 

Peki “Yaşasın Hayat” Bursa konseptinden nasıl faydalanacağız? Yani ille de kilo sorunumuz mu olmalı?

Her şeyden önce buraya doğrudan doğruya “ben bugün çok yorgunum, gidip dinlendirici bir masaj yaptırayım” diyen kişi de gelebilecek. “Ben yaşlanmaya bağlı cilt problemlerime nasıl çözüm bulabilirim” diyen de gelecek, “ayak sağlığımda, eklem sağlığımda problemlerim var” diyenler de gelebilecek. Ama öyle görünüyor ki bizi esas büyük bir merakla bekleyen kitle, kilo sorununa çözüm arayanlar. Bu sorunun çözümünde çok iddialıyız ve çözümü için hem Bursa ve çevresinden günübirlik gelenlere, hem de otelin bize vereceği avantaj nedeniyle yatılı olarak da detoks ve kilo verme programları uygulayacağız. Bu programların içinde Kültür Park ya da daha farklı merkezlerde yapacağımız yürüyüşler var, yaklaşık 10 yıldır Bodrum’da ardından Şile’de geliştirdiğimiz olağanüstü lezzetli özel beslenme menüleri var. Bu merkeze aynı zamanda üye olarak “ben bu sağlıklı yaşamın bir parçası olacağım, zaman zaman beslenme danışmanlığı alacağım, zaman zaman egzersiz programlarından farkındalıklar yaratacağım, yoga ve meditasyon çalışmalarına katılacağım” diyenler de gelebilecekler. Ayrıca çok önemli bir hazırlık içerisindeyiz, “holistik” açıdan da çok ciddi açılımlar yapacağız Bursa’da. Yoga, meditasyon, nefes terapisi alanında kurslar düzenleyeceğiz ve bu çalışmalara stres yönetiminin bir parçası gibi bakacağız. Ayrıca çok iyi bir ortopedik rehabilitasyon çalışması oluşturabileceğimizi düşünüyoruz. Bu konuda çok iddialıyız çünkü Bursa’nın önemli bir ortopedi hocası bize bu konuda danışmanlık yapacak merkezimizin bünyesinde ve spor bölümümüz önemli ölçüde buna göre oluşturuldu. Termal bir havuzdan da faydalanacağımız için bu alanda da romatolojik sorunu olanlara danışmanların desteği altında tedavi değilse bile, takviye açısından desteklerde bulunabileceğiz. Özetle “ben sağlıklı bir yaşam istiyorum, yaşam sürecimde hangi takviyeleri kullanmalıyım. İhtiyacım olan bir vitamin, mineral, omega-3, koenzim vs. var mı. Probiyotik almalı mıyım” diye düşünenler de Osman Müftüoğlu’ndan ve onun deneyimlerinden, fikirlerinden ve konsültasyonundan istifade edebilecekler. “Ben bir sağlık taramasından geçeyim, bu sağlık taramasına göre kendime yeni bir hayat oluşturayım, 40 yaş programı yapayım, 50 yaş programı yapayım, 60’ından sonra kendime daha sağlıklı bir yaşam çizgisi oluşturayım” diyenler de buradan yararlanabilecekler. Neden? Çünkü bu konuda çok iyi eğitilmiş bir tıbbi takımdan hizmet alacaklar. Ayrıca gerektiği zaman Bursa’daki diğer meslektaşlarımızın bize katkılarıyla daha ileri adım atabilecekler.

 

Sorulara yanıt verirken sık sık “detoks” kelimesini kullanıyorsunuz. Sizce bu kelimenin tanımı çok yıpranmadı mı? 

Detoksu Türkiye’ye yanılmıyorsam ilk ben tanıttım. Ama zaman zaman “niye bu işi yaptım” diye de üzüldüğüm oldu. Çünkü detoks ticareti var, ayağınızı bir şeye sokturuyorlar, o soktuğunuz sudan kahverengi çıkarsa karaciğer, mavi çıkarsa akciğeriniz hasta. Böyle şarlatanlıklar gırla. Detoksun yüzde yetmişi ruhsal detokstur. Bizim asıl kirlendiğimiz alan ruhsal alandır. Bedensel detoks işin maksimum yüzde 30’udur, bulmaz bile. Ama detoks sözcüğünün içine kilo yönetimini de koyarsanız o zaman yüzde 30’u buldurabilirsiniz. “Bedensel ağırlıklardan da ben kurtulayım” derseniz bunu yapabilirsiniz.

 

“Yaşasın Hayat” konseptinde Osman Müftüoğlu detoksu nasıl tanımlıyor?

Benim detoksta anladığım şey Mimar Sinan’ın bir sözüdür: Mimar Sinan’a sormuşlar, “Üstat bu kadar güzel camiyi, köprüyü, mimariyi, imalathaneyi nasıl yaptın?” Mimar Sinan, “Ben hiçbir şey yapmadım, taşların fazlalıklarını aldım ve bu güzellikler çıktı” demiş. Bizim detokstan anladığımız budur, detoks fazlalık almaktır. Kilo fazlalığı varsa alırsınız ama çoğu ruhsal fazlalıktır ve onlardan kurtulmak çok daha zordur. Bizim detokstan anladığımız daha insani bir hayattır. Yani sizin kendi geleneğinize, yetişme tarzınıza, ekonominize uygun, size daha çok huzur ve keyif veren bir hayat ama farkındalıkları geliştirilmiş bir hayat, öyle bir hayat ki, iç yolculuklara çıkabileceğiniz, fazlalıklarınızdan sıyrıldığınız bir hayat.

 

Peki kişilerin nelere ihtiyacı olduğunu belirlemek zor değil mi? Ya da kişinin bu yolculuğa karar verme sürecinde “Yaşasın Hayat”ın rolü ne olacak?

“Ben bir karar verdim, daha sağlıklı, uykusu daha iyi, güçlü, daha formda ve zinde bir hayat sürmek istiyorum” dediğiniz zaman sizin nelere ihtiyacınız olduğunu belirlemek tecrübeli bir ekibin işi. Çünkü o ihtiyaçlar kişiye göre, yaşa göre, cinsiyete, işe, kişinin genetik mirasına göre vs. değişir. Örneğin 20 yaşındaki bir kadının sağlıklı yaşam için alması gereken tavsiyeler farklıdır, 40’ında ve 60’ında çok daha farklıdır. Önce “Siz kimsiniz” sorusuna imkânlarınızla beraber sizi izleyen ekibin karar vermesi lazım. Elbette bunun ana karar vericisi işin başındaki medikal direktör olmalı ama sizin beslenme değerlendirmenizin, vücut analizinizin, aktivite analizinizin uzmanlar tarafından yapılması lazım ve genel sağlık sorgulamanızın tecrübeli bir doktor tarafından soy geçmişiniz, kişisel sağlık geçmişiniz ve biyolojik potansiyelinizi içeren bir değerlendirmeyle yapılması lazım. Sonuçta o bizim klasik üçlü yuvarlağımızın kesiştiği yerde sizi bulmamız lazım.

 

Bize konuyu daha iyi anlamamız için o üçlü yuvarlağı anlatır mısınız? 

Üçlü yuvarlak şudur: (1)“Nerede yaşıyorsunuz? YANİ ÇEVRENİZ”, (2) “kimsiniz? YANİ SİZ”, (3) “genetiğiniz”… Bunun kesiştiği yersiniz siz!

Bunu bulduktan sonra öncelikler sıralaması yaparak ki biz buna “sağlık riski analizi” diyoruz, yani kolesterolü 400 olan bir kişiye bakacağınız riskle, kolesterolü 100 değil de 147 olan bir kişiye bakacağınız risk farklıdır. İkincisi kolesterole mi öncelik vereceksiniz, tansiyona mı öncelik vereceksiniz. Üçüncüsü kişinin tansiyon-kolesterol tedavisine mi, yoksa kişinin kolestrolüne, şekerine, tansiyonuna neden olan kocaman göbeğine, büyümüş bel çevresine mi önem vereceksiniz. İşte orada tecrübe giriyor devreye, bizim temel farklılığımız da bu, “neden” sorusunun yanıtını aramak. Bu zannedildiği kadar zor bir süreç değil, tüm mesele sizin buraya gelirken kararlı gelmeniz. Çok uzun vade gerekmez, çok sık gelmeniz, çok kalmanız da gerekmeyebilir. Önemli olan MOTİVASYON, ikincisi MOTİVASYON, üçüncüsü MOTİVASYON’dur.

Vitamin destekleri giderek yaygınlaşıyor. Herkes duyduğu ilaçları peynir ekmek gibi tüketiyor. Bu durum tehlikeli değil mi sizce?

lHerkesin, her yaşın vitamin ihtiyaçları farklı. Sorun sadece vitamin ihtiyacı da değil, mineral ihtiyacı, antioksidan yönünden güçlenme, bağışıklık güçlenmesi, probiyotik güçlenme… Ama benim temel vazgeçilmez kuralım şimdilik şu, bilimdeki değişmelere veya istatistiksel verilere göre, dünyada şu an 5 şeyin açlığını yaşıyoruz. Birincisi D vitamini açlığı içindeyiz, güneşle olan ilişkilerimiz bozuldu, D vitamini üretemiyoruz ve vücudumuzda D vitamini olmadığı zaman da başımız belaya giriyor çok açıdan. İkincisi omega açlığı içindeyiz, omega-3 bulamıyoruz, yok, kalmadı, omega-3 içeren et yok, süt yok, peynir yok, yoğurt yok, hatta balık bile kalmadı. Üçüncüsü probiyotik açlığı içindeyiz, probiyotik gıdaları tü kaka ettik, menülerimizden çıkardık, probiyotik gücü olan gıdaların hepsini endüstriyel gıda haline getirdik, onları da ölü gıdalara çevirip probiyotiksiz yaptık. Bir de antibiyotiklerle vücut probiyotiklerimizi bombalayıp yok edince probiyotik fakiri zavallı bedenler oluştu. Dördüncü eksikliğimiz B12 eksiği, çok yaygın ve çok önemli! B12 eksikliğini gidermeden bizim bedenimizi, özellikle sinir sistemimizi, kan hücrelerinin yapımını ayakta tutmamız mümkün değil. Ve sonuncusu beni 11 senedir mahçup etmeyen KOENZİM meselesi. Bir motor katkı maddesi, imkânı olan herkesin kavuşması gereken bir şey ve doğada da bol bulunan bir şey! Tüm bunların dışında, menopozdaki bir kadının daha çok kalsiyuma ihtiyacı var. Büyüme çağında bir kızın daha fazla “Docosahexaenoic” aside ihtiyacı var. Kırklı yaşlarda bir kadının daha fazla “alfa lipoik” aside ihtiyacı var.

Bu noktada vitamin destekleri alırken aile hekimine danışmak gerekiyor…

Hekimlerin bile önemli bir bölümünün vitaminler konusunda hâlâ yeterince fikir sahibi olmadıklarını çok iyi biliyorum. Şöyle bir yanlışın içindeyiz; günlük alınması gereken minimum vitamin değeri diye bir değer var, bunlar için ABD Tarım Bakanlığı tarafından oluşturulmuş bir çizelge var. O çizelgeye baktığımızda E, C, D, B12 vitaminleri miktarı, folik asit miktarı yazılı. Ama şunu bilmiyoruz çoğumuz oradaki D vitamini günde 300-400 ünite ama o minimum RAŞİTİZM olmamanız, KEMİKLERİNİZİN ERİMEMESİ için gereken miktar. Hastalanmamak için gereken miktar. D vitamini özellikle son yıllarda çok önemli, çünkü artık vücudumuz D vitamini üretemiyor.

Neden?

Bir kere güneşle olan temasımızı kestik, dışarısı ile olan temasımızı kestik, maalesef güneş olmayınca da cildimiz D vitamini üretemiyor. Giyiniyoruz, kapalıyız, beton duvarların arasında kapalı mekânlarda çalışıyoruz, D vitamini üretemiyoruz. Arada bir eskiden yazlıklarda D vitamini üretiyorduk. Biz doktorlar kremlerle sizleri sıvayarak engelledik, onun için üretemiyoruz. Aslında o kremler mi kanser yapıyor, kremsizlik mi kanser yapıyor ayrı bir tartışma konusu. Bir de D vitamini üretme uzmanlığını bilmiyoruz, güneşte kremsiz yatıyoruz, D vitamini üretiyoruz, o vitamin cildimizde üretiliyor, cildimizin dışına çıkıyor, sonra emiliyor geriye, tam emilecekken biz gidip duşun altında sabunlanıp o vitamini akıtıyoruz gidiyor. Neticede yaz boyu marsık gibi yanıyoruz ama D vitamini fakiri olarak yazlıklardan dönüyoruz. Bugün tüm dünyada global D vitamini açlığı var ve bu meselenin üzerine gitmezsek pek çok sağlık sorunu ile karşılaşacağımız kesin.

Koruma faktörlü kremler ve güneşlenme saatleriyle ilgili kafamız çok karışık…

Öğle saatlerinde güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde UVA’ya en çok ulaşabileceğimiz saatler bu saatler. Burada yanlışların nedeni halk değil biziz. Biz de yanlışları bilerek yapmadık, bize öyle öğretildi. Bilimin özü budur, bilim tecessüse dayanır, merak edersiniz, araştırırsınız, doğrusunu bulursunuz, daha doğrusunu bulursunuz, en doğrusunu bulduğunuzda bilim devreden çıkar zaten. D vitamini üretmek istiyorsanız öğle 12.00-13.00 saatleri arasında kremsiz olarak 15-30 dakika tüm vücunuzu mayolu olarak güneşe tutarsanız ortalama 15-50 bin ünite arasında D vitamini üretirsiniz, mükemmel bir rakamdır bu. 10 gün bunu yaptığınız zaman da zaten 6-7 ay size yetecek kadar D vitamini depolarsınız. İkinci yanlış şu; D vitamini kullanılan bir malzeme. Biz yıl içinde güneşi buldukça güneşlenmeyi bilen bir kültüre de sahip değiliz. Hatta bunu yapanları görünce de güleriz, İngiltere’ye gideriz Hyde Park’ta ya da Amerika’da Central Park’ta insanlar güneşleniyorsa insanlar bunu niye yapıyor diye güler geçeriz. Yanlış işler.

HABERİ PAYLAŞ
ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X