Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
Dr. Gökhan UZEL
Dr. Gökhan UZEL

Candide: Mümkün Türkiye’lerin en iyisinde!

Köşe Yazısını Dinle

Kendi bahçemizi ekelim…

     

Eski Vestfalya’daki Alman şatolarının konforlu odalarında, her şeyin “olabilecek dünyaların en iyisi” olduğuna inanmak kolaydır. Voltaire, 1759 yılında kaleme aldığı felsefi başyapıtı “Candide”e tam da böyle bir yanılsamayla başlar. Romanın saf ve iyi niyetli kahramanı Candide, hocası “Pangloss”un (namıdiğer Leibniz) mutlak iyimserlik felsefesiyle büyütülmüş, hayatın tozpembe olduğuna inandırılmış masum bir gençtir. Ancak hayat, şatonun korunaklı duvarlarından ibaret değildir.

ekran resmi 2026 06 30 130848

Candide, Baron’un kızı güzel “Cunegonde”ye olan aşkını açıkladıktan sonra Baron tarafından Vestfalya’dan kovulur. Ancak bir gün onunla yeniden bir araya gelmeye kararlıdır. Bulgar ordusuna katılır. Sonra tekrar kaçar. Yüzü bozuk ve hasta olan Pangloss ile karşılaşır. Pangloss, Candide’e Vestfalya’ya saldırıldığını ve herkesin öldüğünü söyler.  Portekiz’e giderler ve orada büyük Lizbon Depremi’nden sağ kurtulurlar. Şehrin depremle yıkılmasından sonra, büyük engizisyon yargıcının yanından geçerken pastırma yiyen iki adam ve tamamen felsefi konuştukları için Pangloss ile onu dinleyen Candide tutuklanır, mahkum edilirler. Pangloss “evrendeki her şeyin mükemmel olduğunu savunduğu için” “özgür düşünce” suçuyla, Candide ise sadece onu onayladığı için suçlu bulunur ve her ikisi de cezalandırılır. Candide kırbaçlanacak, Pangloss ise asılacaktır.  Asılacak kurbanlara özel kostümler giydirilir, diğer kurbanlar diri diri yakılırken, Pangloss felsefi fikirlerinden ötürü asılır. Engizisyon rahipleri tarafından asılması yakılmasından daha hafif bir ceza olarak sunulur. Candide ise poposuna yediği sert kırbaçlarla cezalandırılır. Yaşlı bir kadın tarafından kurtarılır ve yaraları iyileştirilir. Yaşlı kadın, Candide’i Vestfalya saldırısından sağ kurtulan Cunegonde’ye götürür ve prensesin artık iki başka adamın malı olduğunu söyler. Candide, Cunegonde’nin sahibi olan iki adamı öldürür, onu ve yaşlı kadını zulümden kurtarmak için Yeni Dünya’ya götürür.

ekran resmi 2026 06 30 130856

Yeni Dünya’ya vardıklarında, yerel vali Cunegonde’yi görür ve onunla evlenmek ister. Ancak Candide itiraz edemeden, cinayetlerden dolayı onu tutuklamak niyetinde olan bir geminin geldiğini görür. Candide, yerel bir rehber, sonrasında da Candide’in sadık hizmetkarı olacak olan “Cacambo” ile birlikte oradan ayrılır ve yakındaki bir yerleşim yerinde yeni bir sığınağa yerleşir. Burada Candide, beklenmedik bir şekilde katliamdan sağ kurtulan Cunegonde’nin kardeşiyle karşılaşır. Şiddetli bir tartışmanın ardından Candide onu yaralar ve bir kez daha kaçmak zorunda kalır. Candide ve Cacambo’nun Latin Amerika’ya bu son kaçış yolculuğu onları hayal edilemeyecek kadar büyük zenginliklerle dolu, ancak aynı zamanda olağanüstü bir barış, eşitlik ve bilgelik de barındıran efsanevi  ülke “El Dorado”ya getirir. Candide ve Cacambo şehirde zamanlarının tadını çıkarıyorlardır ancak Candide’in Cunegonde hasreti sürmektedir ve Cunegonde’yi geri almak için zenginliklerin bir kısmını da yanlarına alarak ayrılmaya karar verirler. Dönüş yolculuklarında altın taşıyan koyunlarının bir kısmını kaybederler. Candide, Cacambo’dan ayrılmaya karar verir ve ona altınların çoğunu almasını, Cunegonde’yi satın almasını ve Venedik’te onunla buluşmasını söyler. Altınlarının bir kısmı Hollandalı bir deniz kaptanı tarafından çalındıktan sonra ise Candide, insanların doğası gereği bencil ve acımasız olduğuna inanan karamsar bir bilgin olan, insanlığın en kötü yönlerine inanan “Martin” ile Venedik’e yelken açar. Venedik’te Candide ve Martin, Cacambo ile buluşur. Ancak Cacambo eski bir lordun uşağı olmuştur.  Cacambo onlara Cunegonde’nin İstanbul’da köle olduğunu ve çirkinleştiğini söyler. Yine de Candide onu bulmaya ve onunla evlenmeye kararlıdır.

ekran resmi 2026 06 30 130904

Candide İstanbul’a vardığında, Pangloss ve Cunegonde’nin kardeşinin sözde ölümlerine rağmen hala hayatta olduklarını keşfeder. Asılma töreni günü fırtına çıktığı için Pangloss düzgün asılamamıştır. İpin düğümü iyi sıkışmamıştır. Engizisyon rahipleri onu öldü sanarak cesedini bir tıp doktoruna kadavra olarak satmıştır. Doktor tam ameliyata başlayıp Pangloss’un göğsüne ilk neşteri vurduğunda Pangloss çığlık atıp uyanmıştır. Doktor da korkudan ne yapacağını şaşırıp onu tedavi etmiştir. Sonrasında Pangloss kürek mahkumu olarak İstanbul’a kadar sürüklenmiştir. Candide İstanbul’da bir gemide kürek çeken köleler arasında hocası Pangloss’u tanır ve onu parasıyla satın alıp kurtarır. Candide hâlâ Cunegonde ile evlenmek istemektedir. En nihayetinde, Candide ve arkadaşları El Dorado’dan son kalan paralarıyla küçük mütevazı bir Türk çiftliği satın alır ve hepsi birlikte oraya yerleşir, hayatlarının geri kalanını bu çiftlikte yaşamaya karar verirler…

“Artık kendi bahçelerini ekip biçeceklerdir…”

“Ancak Pangloss yaşanan tüm bu talihsizliklere rağmen (savaş, açgözlülük, engizisyon,  dünya malına ve şehvete bağımlılık, deprem, yangın, kölelik, siyasi yolsuzluk, sosyal eşitsizlik ve felsefi iyimserlik) mevcut dünyanın “mümkün dünyaların en iyisi olduğuna dair inancını korumaya devam etmektedir…”

Peki ya bugün? Voltaire 18. yüzyıldan başını uzatıp bugünün Türkiye’sine baksaydı, Pangloss’un o körü körüne iyimserliğini hangi köşede bulurdu?

Bugün televizyon ekranlarında, lüks kürsülerde ya da yoksulluk sınırının altında ezilen sokaklarda yankılanan çığlıklar; rekor kıran enflasyonu, gıda krizini, koltuğun kapanın elinde kaldığı derin liyakatsizliği ve büyük bir ahlaki çöküşü dile getiriyor.

Bizim Candide’lerimizin de şatolarından kovulup kendi ülkelerinde mülteci durumuna düşürülmesinin üzerinden oldukça zaman geçti/geçiyor. Adalet, liyakat ve insanca bir yaşam arayışındaki doktorlarımız, mühendislerimiz ve pırıl pırıl gençlerimiz, tıpkı Candide’in Yeni Dünya’ya ya da efsanevi El Dorado’ya kaçış hayalleri gibi umudu çaresizce hep “başka topraklarda” arıyor…

Yolun sonu Voltaire’in hikâyesinde olduğu gibi dönüp dolaşıp yine bu topraklara, İstanbul’un bir kıyısına çıkıyor. Fakat bugünün koşullarında mevcut kaostan kaçıp “kendi bahçeni ekip biçmek” bile artık sıradan insan için imkânsız bir lüks, aristokratik bir fantezi haline geliyor. Tarım politikasının çökertildiği, üreticinin borç batağında toprağına küstürüldüğü, mütevazı çiftliklerin ve yeşil alanların yerini rezidanslara ve beton bloklara bıraktığı bir düzende, Candide’in o nihai reçetesini uygulamayı düşünmek bile bir hayal haline geliyor.

Voltaire bize 267 yıl öncesinden çok net bir manifesto sunuyor: Ne Martin gibi körü körüne bir nihilizme, “zaten bu ülkeden hiçbir şey olmaz” tembelliğine teslim olup teslim bayrağı çekeceğiz; ne de gözümüzün önündeki sosyal çürümeyi, kadın cinayetlerini, “atanmayan! öğretmenlerimize” uygulanan şiddeti görmezden gelerek anlatılan “mümkün olan dünyaların en iyisindeyiz” masallarına inanacağız.

İçi boş hamasi retoriklerden, ekranları kaplayan manipülasyon fırtınalarından ve sahte iyimserlik afyonlarından kurtulmanın tek bir sert yolu vardır: Gerçekliğin tüm çıplaklığı, yozlaşmışlığı ve çirkinliğiyle farkında olmak; ama celladına aşık olmadan, kendi etki alanımızda, “kendi bahçemizde” inatla üretmeye, hakkımızı aramaya ve toprağımızı savunmaya devam etmek! Çünkü bu ülkeyi düze çıkaracak olan şey konakların, şatoların ve modern Pangloss’ların hamasi nutukları değil; Candide’in nasır tutmuş eli, adalet arayan iradesi ve namuslu emeğidir…

“İyi söylediniz”, diye cevap verdi Candide, “ama artık kendi bahçemizi ekip biçelim…”


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR