Günay Yumruktay / Söz Sizde
Günay Yumruktay / Söz Sizde

Susuzluk tehlikesine deniz suyu alternatif olabilir mi?

Dünya hızla bir kuraklığa ve dolayısıyla da susuzluğa gitmekte. Bunda yine dünyayı tehdit eden küresel ısınma ve sera gazlarının salınımıyla ortaya çıkan iklim değişikliği etken.

Peki iklimleri altüst eden, kutuplardaki buz dağlarının erimesine sebep olan, kuraklığı ve susuzluğu gündemimize getiren küresel ısınma nedir?

Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları çeşitli insan aktiviteleri ile atmosfere katılmaktadır. Bu gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır. CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir.

Ülkeler küresel ısınmanın önlenmesi ve sera gazlarının salınımının kontrol altına alınmasıyla ilgili uluslararası birtakım anlaşmalar yapılsa da bunun yeterli olmadığı, gelişmiş ülkelerin bu konuda çok da istekli olduğu söylenemez.

Durum böyle olunca, bazı ülkeler susuzluk ve kuraklıkla mücadele anlamında birtakım önlemler almakta ve projeler geliştirmekteler.

Yapılan uygulamalardan biri de enerji maliyeti yüksek olsa da  tuzlu su olarak da bildiğimiz deniz suyunu arıtarak içilebilir ve tarımda kullanılabilir su haline getirmek.

Tuzlu su arıtma tesislerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Yoğun enerjiye ihtiyaç duyulan arıtma süreci enerji kullanımını artırıyor; çevreye farklı açılardan da zarar verebiliyor.

Deniz suyunun, kuraklık ve susuzluğa çare olup olmadığı tartışılırken dünyada bazı ülkelerde tuzlu suyun arıtılarak tatlı su elde edilmesi revaçta.

Başı çeken ülke ise yıllardır deniz suyunu arıtan İspanya.

Singapur ve komşusu Malezya da bu yöntemle tatlı suya bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

İsrail’in de yılda 500 milyon metreküp deniz suyunu arıtan bir tesisi bulunuyor.

Tuzlu su arıtma tesisleri her ne kadar revaçta olsa da birtakım sıkıntıları beraberinde getirebileceği gözardı edilmemeli.

Konuyla ilgili  ABD’deki Yalçe Üniversitesi Çevre Teknolojileri Bölümü’nden Prof. Menachem Elimelech’in şu ifadelerine bir bakalım:

“Aslında tuzlu suyu arıtarak istenildiği kadar, yüksek kalitede tatlı su elde edilebilir. Zira okyanuslar oldukça büyük. Çok büyük miktarlarda tuzlu su hiçbir zarar verilmeden çekilebilir. Bu nehir ve gölün ekolojik sistemlerinde mümkün değil. Ancak ne var ki, tuzlu suyu arıtmak, nehir ve göllerdeki suyu arıtmaktan çok daha fazla enerji tüketimine yol açıyor. Bu da en büyük sorun.”

Tuzlu suyun arıtılarak tatlı su elde edilmesi sürecinde, ayrıştırılan tuzların nasıl imha edileceği konusu da oldukça önemli. Genelde tuz yığınları toplu olarak, çabucak çözülmeleri için yeniden denize boşaltılıyor. Henüz uzun vadeli bir araştırma yapılmadığı için tuzların denize dökülmesinin, deniz canlıları için ne tür yan etkileri olduğu ise bilinmiyor.

Prof. Elimelech, denizden uzak yerlerdeki tesislerde yarı tuzlu suyun arıtımından elde edilen tuzların imha edilmesinde gelecekte oluşabilecek farklı bir soruna da dikkat çekiyor; “Çözüm yollarından biri, tuz öbeklerini yaklaşık 1 kilometre yeraltına pompalamak olabilir. Bu bir çeşit imha yöntemi olsa da kalıcı bir çözüm değil. Arıtma tesislerinin tuzları imha etmek için yeraltına pompalamaları durumunda 50, 100 ya da 500 yıl içinde yeraltı suları zarar görebilir. Tuzlu su arıtımı ilk bakışta akla yatkın gelse de, arıtma süreci enerji kullanımını artırıyor ve çevreye farklı açılardan zarar verebiliyor.”

Özetle, Prof. Elimelech, birçok kurak bölgede tuzlu su arıtımından başka seçenek olmayacağı görüşünde. Ancak yine de bu yönteme başvurmadan önce daha çevre dostu teknolojilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor.

İyi pazarlar.

Kaynak: DW

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X