Bir zamanlar sabır, bu toplumun görünmez mayasıydı. Kimse “ben bekledim” diye anlatmazdı, çünkü beklemek olağandı. Sıraya girmek, trafikte yol vermek, yaşlıyı, çocuğu, kadını gözetmek bir erdem değil; gündelik hayatın doğal akışıydı. Bugün ise sabır neredeyse bir lüks, saygı ise hızla tükenen bir değer haline geldi.
Sabah saatlerinde trafiğe çıkan herkes aynı tabloyla karşılaşıyor. Işık henüz sarıya dönmeden arkadan yükselen korna sesleri, yol vermedi diye camdan edilen hakaretler, birkaç metre ileride birleşen iki aracın “kim haklı” kavgası… Bir saniyelik gecikme, dakikalarca süren öfkeye dönüşebiliyor. Çünkü artık kimsenin kimseye tahammülü yok.
Toplu taşımada manzara farklı mı? Otobüse binerken önce inene yol vermek yerine kapıya yüklenen kalabalık, ayakta duran yaşlıyı görmezden gelen bakışlar, kulaklıktan taşan müzikle herkesin alanına girenler… Bir uyarı yapıldığında ise karşılık çoğu zaman nezaket değil, sert bir savunma oluyor: “Ne var canım!”
Marketlerde, bankalarda, hastanelerde… Sıra kavramı giderek anlamını yitiriyor. Önüne geçildiğinde ses çıkarmayanlar “enayi” yerine konulurken, yüksek sesle itiraz edenler “haklı” sayılıyor. Sabırsızlık, adalet duygusunun bile önüne geçmiş durumda. Kim daha çok bağırıyorsa, o kazanıyor sanılıyor.
Bu tablo sadece sokakta değil, ekranlarda da karşımızda. Sosyal medya, sabırsızlığın en hızlı yayıldığı alan. Okunmadan yapılan yorumlar, düşünülmeden edilen hakaretler, bir fotoğrafın altına bırakılan acımasız cümleler… Yüz yüze gelinse söylenmeyecek sözler, bir tuşla rahatça yazılabiliyor. Çünkü karşıdakinin yüzünü görmeyince, saygı da kolayca unutuluyor.
Okul önlerinde velilerin birbirine girmesi, spor sahalarında tribünlerin düşmanlaşması, apartman toplantılarının kavgayla bitmesi… Hepsi aynı sorunun farklı yansımaları. Dinlemiyoruz. Anlamaya çalışmıyoruz. Hep konuşmak, hep haklı olmak istiyoruz. Oysa haklı olmak uğruna insanlığımızdan vazgeçtiğimizi fark etmiyoruz.
En acısı da bu davranışların çocuklar tarafından izleniyor olması. Trafikte bağıran bir baba, kasada tartışan bir anne, sosyal medyada hakaret eden bir yetişkin… Çocuklar bunları normal sanarak büyüyor. Saygının yerini öfkenin, sabrın yerini hızın aldığı bir dil öğreniyorlar. Sonra da “Yeni nesil neden böyle?” diye şaşırıyoruz.
Unutmayalım, saygı sadece büyüğe gösterilmez; herkese gösterilir. Güç, ses yükseltmekte değil; sakin kalabilmektedir. Asıl cesaret, öfkeyi bastırabilmekte, bir adım geri çekilebilmektedir. Toplum dediğimiz şey, küçük nezaketlerin toplamından oluşur.
2026’dan Beklentimiz;
Yeni bir yıla girerken dileğimiz daha hızlı olmak olmasın. Daha çok şey başarmak kadar, daha az kırmak da hedefimiz olsun. 2026’da birbirimize bir saniye daha fazla tahammül edebilirsek, belki de yıllardır kaybettiğimiz saygıyı yeniden buluruz. Çünkü bu ülkenin en çok ihtiyacı olan şey, daha yüksek sesler değil; daha derin bir anlayıştır.

Flipboard