Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
Köksal Gökbaşi
Köksal Gökbaşi

Ekonomide güven krizi derinleşiyor

Köşe Yazısını Dinle

Orta Vadeli Program (OVP), Türkiye’nin üç yıllık makroekonomik hedeflerini belirleyen; büyüme, istihdam, enflasyon ve bütçe dengesi gibi temel göstergeler üzerinden ekonomi yönetiminin yol haritasını ortaya koyan stratejik bir belgedir. Cumhurbaşkanlığı tarafından her yıl eylül ayında açıklanan bu program, yalnızca kamu kurumları için değil, aynı zamanda özel sektör, yatırımcılar ve üretim dünyası açısından da yön gösterici bir rehber niteliği taşımaktadır.

Ancak açıklanan hedefler ile ekonomik gerçekler arasındaki makas her geçen gün daha da açılmaktadır. Hükümetin 2026 yıl sonu için öngördüğü yüzde 16’lık enflasyon hedefi, yılın henüz ilk dört ayında fiilen geçerliliğini yitirmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı nisan ayı verilerine göre aylık enflasyon yüzde 4,18, yıllık enflasyon ise yüzde 32,37 seviyesine ulaşmıştır. Yılbaşından bu yana fiyat artışı yüzde 14,64’e dayanmıştır. Bağımsız araştırma grubu ENAG’ın hesaplamaları ise tabloyu daha da ağır göstermektedir. ENAG’a göre tüketici fiyatları bir önceki aya göre yüzde 5,07 artarken yıllık enflasyon yüzde 55,38 olarak gerçekleşmiştir.

Rakamlar arasındaki fark tartışmaları büyütürken kamuoyunda uzun süredir dile getirilen güven sorunu da derinleşmiştir. Enflasyon verilerinin gerçekliği üzerine süregelen tartışmaların gölgesinde, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı Erhan Çetinkaya’nın görevden alınması ve yerine Gelir İdaresi Başkan Yardımcısı Mehmet Arabacı’nın atanması dikkat çekmiştir. Ancak açık bir gerçek vardır: Ekonomik sorunlar, kurum başkanlarını değiştirmekle çözülmez.

Bugün uygulanan para politikalarının toplumun hemen her kesimi üzerinde ağır bir maliyet oluşturduğu görülmektedir. İşçiden esnafa, çiftçiden KOBİ’lere, sanayiciden ihracatçıya kadar geniş bir ekonomik çevre ciddi bir daralma hissi yaşamaktadır. Çarşı ve pazar adeta ateş pahasıdır. Akaryakıt ve enerji fiyatlarındaki yükseliş üretim maliyetlerini artırırken, bu artış doğrudan tüketici fiyatlarına yansımaktadır.

Tarım sektöründe genç nüfus hızla azalmakta, kırsal üretim gücü zayıflamaktadır. Sanayi tarafında ise sipariş daralması ve finansman maliyetlerindeki artış nedeniyle işten çıkarmalar hız kazanmaktadır. Reel ekonomi nefes almakta zorlanırken büyüme rakamlarının toplumun geniş kesimlerine refah olarak yansımadığı açıkça görülmektedir.

Sahada, yani sokağın gerçekliğinde tablo oldukça nettir. Ticaret yapan, üretim gerçekleştiren, ihracat için mücadele eden birçok kesimle sürekli temas halinde olan bir yurttaş olarak gözlemim şudur: Ekonomide ciddi bir güven ve kazanç krizi yaşanmaktadır. İnsanlar çalışıyor fakat kazanamıyor; işletmeler ayakta kalmaya çalışıyor fakat geleceği öngöremiyor.

Toplumda artan huzursuzluk ve umutsuzluk hissi artık göz ardı edilemeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Seçim sürecine doğru ekonomik memnuniyetsizliğin derinleştiği, tabanda sessiz fakat güçlü bir dalganın oluştuğu açık biçimde hissedilmektedir.

Ekonomiyi düzeltmenin yolu istatistik kurumlarının yönetimini değiştirmek değil, güveni yeniden tesis edecek kapsamlı ve gerçekçi ekonomik politikalar üretmektir. Çünkü ekonomi algıyla değil, üretimle; söylemle değil, güvenle yönetilir.

 


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR